VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Ölümden kormuyorum çünkü insan bedenden ibaret değil
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ölümden kormuyorum çünkü insan bedenden ibaret değil

Selim İleri’nin “Ayakta kalmanın, direnmenin, yaşamaktan sevinç duymanın kılavuz kitabı” olarak yorumladığı “Aç Gözlerini Masal Bitti” kitabının yazarı İkbal Bayrak, yeni kitabı “Kestik, Diyor Yönetmen”de ailesini ve sağlığını yitiren bir kadının hayatla yüzleşmesini konu alıyor.



Roman kahramanınız varlıklı bir ailenin mutlu kızı. Annesinin ölümü ile ilk kez hayatın düşündüğü ve hissettiği gibi olmadığını fark ediyor. Onu birçok şeyi sorgulayacak bir sürece sokan bu ilk hissi nasıl tarif edersiniz?

Aileden bir kaybın dengesini bozmayacağı insan yoktur. Hele ki kayıp anne olursa üstelik bu ayrılış çok ani ve erkense, o zaman yoğun acının yanı sıra aileyi ayakta tutan temel direk de gitmiş gibi hissedersiniz; yerine konulamaz bir direk. Elif’in de hayatında böyle oluyor, annesini genç bir kızken yitiriyor ve aileyi ayakta tutmak için acısını bir kenara bırakıp dağılan yuvayı toparlamak adına var gücüyle bir mücadele içine giriyor.

Annesinin ölümünden sonra kahramanımızı bekleyen diğer kırılma ise babasının evliliği oluyor. Kendisinden bile genç biriyle evlenmiştir babası. Elif’in hissettiklerini nasıl yorumlarsınız?

Malum babalar kızların ilk ve en büyük aşkıdır...
Kızlar ve babalarına duydukları o büyük ilk aşk! Elif de bu kızlardan birisi işte. Fakat Elif her ne kadar annesinden sonra babasının yanında yeni bir kadın görmek istemese de onun yalnız olmasına da dayanamıyor. Hatta babasını, ona uygun olacağını düşündüğü birkaç kişi ile kendisi tanıştırıyor. Ancak babası annesinden sonra yarım kaldığını ve bu yarımın başka bir yarımla da tamamlanamayacağını söylüyor. Hatta Mehmet bey kızına, ya hasret de aşkın ibadetiyse...” diyor.
Fakat bunu diyen baba birkaç yıl sonra da ezberleri bozup Elif’in annesine hiç benzemeyen çok genç ve çok farklı birine aşık olduğunu söylüyor. Elif de haliyle bu aşkı anlamlandırmakta güçlük çekiyor. O güne kadar babası hakkında düşündüğü herşey flulaşarak başka bir zemine oturuyor. Yaşadığı acının ve toplumun bize dayattığı doğruların etkisiyle, dediğiniz gibi babasının annesine ihanet ettiğini, ahlaki bir çöküş yaşadığını düşünüyor. Ama aşk enteresan bir duygu, her zaman genel doğrularla hareket etmiyor, ne zaman ve nereden geleceği pek belli olmuyor. İşte o zaman biraz durmak, dinlemek, anlamaya çalışmak gerek haksızlık etmemek için. Elif de böyle yapıyor, biraz zaman tanıyor kendine, babasına ve babasının genç eşine...

İnsanı diğer tüm canlılardan ayıran en önemli özelliği ölümlü olduğu bilinciyle yaşaması. Siz de kahramanınız gibi kanserle mücadele etmiş ve bu mücadeleyi kazanmış birisiniz. Bu gerçekle nasıl başa çıktınız?

Evet ölümlüyüz; en bildiğimizi sandığımız ama aslında en bilmediğimiz gerçek bu. Ölüm bilinmezlerle dolu derin bir karanlık. Elif benden daha kırılgan bir kadın. Ve yıllarca yaptığı varoluş sorgulamasındaki bilinmeyenler onu daha da kırılganlaştırıyor. Çünkü derinler ürkütür insanı. Fakat ben ondan daha korkusuz biriyim. Hani kimi insan karanlıktan korkar, kiminde yükseklik korkusu vardır, ya da ne bileyim hayvanlardan korkan pek çok arkadaşım var. Bunların hiçbiri korkutmaz beni. Sevdiklerimi kaybetmek dışında “çok korkarım” dediğim bir şey yok. Zifiri karanlıkta denizin derinlerinde yüzmeyi çok severim mesela. Hatta eşim denizkızına benzetir beni. “Alem kadınsın,” der. “Kadınlar derinden korkar, senin korkunsa sığ sular.”

Peki, kanserin sizi ölümle burun buruna getirmesi de mi korkutmadı yani?

Hayır korkutmadı. Çünkü ölüm korkusu değildi o günlerde hissettiğim şey. Müthiş bir endişeydi. Eğer ölürsem çocuklarımın yokluğumla nasıl baş edeceklerinin endişesiydi.

Ölümden korkmuyorsunuz?

Hayır, korkmuyorum. Fakat burada bir yanlış anlaşılmaya mahal vermek istemem. Ölümden korkmuyorum; çünkü insanın ölümlü bir bedenden ibaret olmadığına inanıyorum. Hakikatinin ölümsüz bir ruh olduğuna canı gönülden inanan bir insan neden korksun ki ölümden.

TESLİMİYETİN HUZURU

Kanser tanımı konamayan bir hastalık... Bedenin kendi kendine açtığı bir savaş sanki. Kanserli hücrelerle mücadele ederken aynızamanda bizi hayatta tutan bağışıklık sistemimize de saldırmak gerekiyor. Bunu bir metafor olarak ele alırsak, sizce hayatla aramızdaki düşman yine biz miyiz?

Beden dediğimiz şeyin sınırlı bir süresi var biliyorsunuz. Ve bu zaman zarfında da her an hastalanabilir, her an ölebiliriz öyle değil mi? Bu yadsınamaz bir gerçektir. Fakat bize bedenimizi ölümsüzmüş gibi algılatan bir şey var ki, o da nefsimiz. Hayatla aramızdaki düşman yine biziz evet, çünkü gün be gün yaşlanan ölümlü bir bedenin tamamen sağlıklı olması diye bir durum söz konusu olamaz. İnsanın sağlıklı olma güdüsünün de yine nefsimizin bir oyunu olduğunu düşünüyorum. Bizi her şeyi umutsuzca kontol etme çabasına ve mükemmelliyetçiliğe sevk edenin de yine o olduğuna inanıyorum. Fakat ona uymak da bize bağlı, farkına varıp nefisten özgür bir iradeyle alacağımız kararlar da... Kanser oluşuma gelince, evet hastalanmıştım ve bu bir gerçekti. Tedavisini araştıracak, gerekirse kemoterapi ve radyoterapi alacak, onunla var gücümle mücadele edecektim. Çok şükür ki hiçbirine gerek kalmadığı gibi tekrar da etmedi. Bu durumu, çok da emin olmamakla beraber, hastalığı duygusal veya zihinsel bir boyuta mümkün olduğunca taşımamış olmama bağlıyorum. Tamam, hasta olduğum için mutsuz, çocuklarım için endişeliydim. Ama ölecek miyim yoksa yaşamaya devam mı edeceğimi bilmiyorsam, her gün kahrolmanın nasıl bir faydası olabilir ki! Şikayet etmek yerine, elimden geleni yaptıktan sonra teslim olmaya karar verdim. İnsanın yapacak bir şeyi kalmamışsa yaşamın akışına karşı koymanın mantıksız olduğunu düşünüyorum.

Kitabınızın ne kadarı otobiyografik, ne kadarı kurgu?

Evet, kendi başıma gelen olayların bazılarını Elif’e de yaşattım; ancak o hayal ürünü biri. Ve benden oldukça farklı olduğu için, olaylar karşısındaki tepkileri, aldığı kararlar da farklı. “Kestik, Diyor Yönetmen”, gerçekle hayalin harmanlanarak iç içe geçtiği, birbirinde eridiği bir romandır.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam