VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Ölümle yaşam arasında verilen en zor karar!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ölümle yaşam arasında verilen en zor karar!

On yedi yıl boyunca kızı Berivan""ı çektiği acılardan kurtarmak için çabalayan Meral Tüzün, verdiği savaşı ve son çaresini ""Sevginin Son Kanıtı""nda anlatıyor.

Yonca Boztunalı

İnsan sevdiği biri için neler yapabilir? Yapılabilecek çok fazla şey var elbette. Hadi en tepe nokta olduğunu düşündüğümüz şeyi hayal edelim, insan sevdiği için ölmeyi ve başkasını öldürmeyi göze alabilir belki... Ama sevdiği kişiyi acılarından kurtarmak için öldürmek nasıl bir seçimdir? İşte “Sevginin Son Kanıtı” bu soruya fazlasıyla içeriden bir bakış...
Kitap “Bütün okyanuslar mürekkep, bütün ormanlar kalem olsa acımı yazmaya yine de yetmezdi” cümlesiyle başlıyor. Gerçekten de yazar Meral Tüzün’ün kızı Berivan için verdiği mücadelede, açtığı her kapıda ayrı bir acı çıkıyor karşısına. Bunun içinde sadece hastalık sürecinin kendisi yok elbette; insanların vurdumduymazlığı, acıdan kâr sağlamaya çalışmaları, destek olacak bir dayanağın olmayışı da var.
Meral Tüzün 80’li yılların başına kadar Türkiye’de yaşamış, kızı Berivan’ı da Türkiye’de dünyaya getirmiş bir anne... Politik sebeplerle eşi ve kızıyla Fransa’ya göç ettikten sonra hayat, bir şekilde devam etmiş. Elbette ilk başta yaşanan zorluklar, yeni bir ülkeye alışma süreci ve zamanla yaşamın rutinin yavaş yavaş oturması... Kızı Berivan başlangıçta Fransa’ya alışmakta zorlansa da sonrası onun için daha rahat olmuş. Neşeli ve sorunsuz bir çocukluk evresinin son yıllarında, 11 yaşındayken hastalığının ilk belirtilerini göstermeye başlamış. Zamanla kötüleşen durumundan sonra teşhis konmuş: Bogaert Sendromu. Yazar Meral Tüzün, kitapta hastalığı “Tıbbın tam olarak nedenlerini, aşamalarını tanımadığı, nörolojik tedavisi olmayan bir hastalık” olarak tanımlıyor. Kişiye her geçen gün yeteneklerini, hareket kabiliyetini kaybettiren nörolojik bir hastalık...
HER ŞEY YOLUNDAYMIŞ
GİBİ ROL YAPMAK!
Sonrasında ise anne Meral Tüzün için acı dolu süreç başlıyor. Çünkü bir anne için kızının acı çektiğini görürken bir şey yapamamak, dahası her şey yolundaymışçasına rol yapmak hiç kolay değil. Gittikçe sıklaşan epilepsi krizleri, düzensiz uyku, yemek bozuklukları eşliğinde ümidini dik tutmak için çabalıyor. Bu uğurda sadece doktorlardan değil, alternatif tıptan da çare arıyor. Fakat Berivan’ın hastalığı bu arada git gide ilerliyor. Üstelik her şeyle beraber, ülkelerin ve insanların engelliye yaklaşımları sömürü ve vurdumduymazlık da iyice içinden çıkılmaz bir durum yaratıyor. Berivan’ı rahat ettirmek, acısının bir parça dindirmek için alınan eşyalarda dolandırıcılık yapan, nereden kazansam diye bakan satıcılar; havaalanında sorun çıkaran personeller ve hayatı hiç de kolaylaştırmayan sıkış tepiş şehir yaşamı... Dahası hayat sizin için içinden çıkılması zor bir hal almışken, diğer insanların bu durumu yaşamın normal bir parçası gibi kanıksaması da işi kolaylaştırmıyor... Kimse içinde yaşamadan aynı acıları çekmiyor. Nitekim yatağa bağlı kızının bir an acı çekmeden yaşama tutunmasını sağlamaya çalışan bir annenin acısını da annenin kendisinden başkası anlamıyor.
On yedi yıl boyunca değil kızı, insanın gözü önündeki herhangi bir kişi olsa bile acıya tahammül etmek kolay değil. Git gide kötüleşen bir hastalığın pençesinde on yedi yıl... Sonuçta kızının acısının bitmesini, özgür kalmasını istemeye başlamış Meral Tüzün de... Yılların ve yoğun çabaların üstüne artık tedavi umudunu tamamen kestiğinde zor bir karar vermiş.
Ötenazi, etik açıdan oldukça tartışmalı bir konu... Sosyal, dini ve doktorlar için mesleki açıdan etik olarak zorlayıcı bir karar nihayetinde. Kaldı ki Berivan için yapılan uygulama tam anlamıyla bir ötenazi de değil. Zaten Fransa"daki yasalar da, yaşamı sona erdirecek iğneyi yapmayı yasaklıyor. Meral Tüzün"ün de bu kararı alması kolay olmamış zaten. Ama bu aşamaya gelene kadar olan duygularını, neden böyle yaptığını kitabın ilerleyiş sürecinde çok iyi anlıyorsunuz. Her şeyiyle cesur bir kitap... Kolay okunur bir dili olsa da insan kendini sorular içinde buluyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam