VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2015 Salı | Anasayfa > Haberler > Ölümle yüzleşme uğraşı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ölümle yüzleşme uğraşı

Macaristanlı yazar Péter Esterházy, annesinin ölümünün ardından yazdığı “Kalbin Yardımcı Fiilleri”nde annesiyle olan ilişkisini politika, metafizik, sosyal bağlar ve hayata dair felsefi yaklaşımları da içine alarak açıklamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor.

MURAT CAN AŞLAK


Annem öleli 2 hafta oluyor... Konuşmuyorum; ama susmuyorum da... Mezarının başında durmak! O ne yani?!... Hücrelerinin nasıl başlarını alıp gittiklerini izlemek, orövoar mösyö, biz kısmen anneniziz, hadi görüşürüz sıpacık! mmmmmm erkek adam derdini elaleme açmaz.”

Macar edebiyatının belki de dünyadaki en ünlü figürü Péter Esterházy, annesinin ölümünün hemen ardından, her şeyi sorgulamak için yakıt tankının en dolu olduğu dönemde yazdığı “Kalbin Yardımcı Fiilleri” ile derdini elaleme açmış. İlk başta, özgünlüğü tartışmalı bir ‘çok sevgili annenin’ ölümü hikayesi gibi duran kitap, hemen kapsamını genişletip politika, metafizik, sosyal bağlar ve hayata dair felsefi yaklaşımları da içine alıp tartışmaya açmış; vuruculuğu ve karşıt duyguları aynı anda canlandıran karakteriyle sonunda provokatif bir modern klasiğe dönüşmüş. “Doktor küçümseyen bir gülümsemeyle dişlerinin arasındaki boş ağızlığını oynattı. ‘Hayat ne midir? Ben söyleyeyim. İnsan doğduğunda üç hayat yolu arasında seçim yapabilir başka yolu yoktur: Sağa gidersen kurtlar yutar seni; sola gidersen sen kurtları yutarsın; dosdoğru gidersen kendi kendini yutarsın.’ Sustum.” Novella iki ana bölümden oluşuyor; ilk bölümde hikayeyi yazardan dinliyoruz. Esterházy, annesinin ölüm gününü anlatırken kendini asla sınırlamıyor: “[Hemşire] iliklerine kadar kötü, kötü niyetli, hem burada sadece kötünün simgesi değil kötünün nedeni o... Birbirimize nefretle baktık. Basık burnu, geniş, parlak dudakları kah aptallığını yansıtıyordu kah şehvetini (sanki bunlar birbirlerini dışlarmış gibi...”

İkinci bölümde Esterházy, annesini hafızasından topladıklarıyla yeniden canlandırıp, üstleri tozlu anılardan tohumlar ayıklayıp, kendi zihnine ekip, çıkan filizleri kendi üslubu ve yaratıcılığıyla sulayıp bir fantastik orman oluşturmuş. Bu yolda kendi yaratımı yamalı bohça annesiylesiyle yürüyüşe çıkartıyor okuyucuyu: Ölü anneyi dinliyoruz artık. Derinde çok acıklı... Kitabın ikinci yarısında okuyucuyu, fiziksel bariyerlerin yıkılıp, kavramlar arası mesafenin bir ölüye yakışır şekilde daraldığı bir dünya bekliyor. Annenin halüsinayona kayan genç kızlık, genç kadınlık hikayeleri sonunda kalp kıran hastane dönemine uzanıyor. “Gusti Kelemen ile evlendim. Baban bakakaldı... Yaz ortalığı kavuruyordu, yumuşamış asfaltta lal bir halıda yürüyor gibi Tuna kıyısına indim. ‘Taş sektirdim.’ ama taşı bir türlü on üçten fazla sektiremedim, hep bir şey yutuyordu taşları. Oraya gidip baktım ve kocaman yeşil bir yılan çıkardım sudan. Sokakta, o iğrenç ve heyecan verici gelin duvağını asfalta bata-çıka ardımdan sürükledim. ‘Lizi Küçükhanım, yine ne yapıyorsunuz?’ diye bağırdı kasap. Otobüs şöförleri küfrederek yanımdan kıvrılıp geçtiler. Isırması zehirli midir, onu bile bilmiyordum. Nihayet mutfağa getirebildim, kafasını kestim, halka halka doğradım ve kızarttım. Wellington usulü file!”
DEHALARDAN DESTEK
Bölümler birbiri ardına yükselip, realite ve rüyalar iç içe geçerken Esterházy pek de alışık olmadığımız bir yöntemle yanına Borges, Çehov, Sartre, Tolstoy, Wittgenstein, Camus gibi onlarca edebi deha ve düşünce insanını almış. Esterházy alıntıları, hikaye anlatımlarının arkasına yapıştırarak eserini artık dünya kültür mirasında yer etmiş kaynaklardan besleyerek zenginleştirmiş. “Hikayeyi yazar ben, sık sık bunları notaya geçirsem olaylara daha uygun düşecek gibi bir duyguya kapıldım, Sweet New England”

Esterházy’a göre ölüm şiirsellikten uzak, ölüm hiç ulvi değil. Haklı; ölümü ulvileştirme çabası, aslında ölümü ıskalamak, ölümün üstünden atlamak. Hayatta/hayattan bir şey bekliyoruz. Ölüm ne olacakdıysa, olamadığına aydığımız an; o beklemenin nafile olduğunu gördüğümüz an. “Doktoru gülümseyerek annemizin ne kadar ölmek istemediğini anlatıyordu, hem de bunu aydın fikirli ana-babaların çocuklarının deli saçması ve bu yüzden ilginç sayılan inatçılıklarını övünerek anlattıkları gibi anlatıyordu. Arada hissediyormuş, çözümün... Elbetteki ne olduğunu, eğer... Ama istememiş.” Alt kültür yaratamayan bir insan topluluğuyuz bu coğrafyada. Kültürel çeşitliliği yüksek toplumlar çınar gibi yayılıp, aynı gövdeden birbirini beslerken, bizde bir arada yaşayan kültürler tepelerinde hepsinin başına basan bir iskeleyi ayakta tutan ayrık birkaç kalas gibi. Bir iki kültürel anayol da yetiyor buradaki “kalabalığa”.

Tektipleşme, aynılaşma, hemen saflaşma ülkedeki baskın az sayıdaki kültüre sızmış; nefes aldırmıyorlar ufak filizlere. Bu kutuplaşmanın içinde bazı tepkiler kültürden bağımsız olarak tamamen tekilleşmiş bile; bizler için anne ölümü aynı şalterleri indirip, kafalarımızda aynı ışıkları yakıyor. Köprüden geçen bir tabur askerin uygun adım marşının yarattığı ortak dalga nasıl köprüyle rezonansa geçip onu yıkıyorsa, “anne ölümü“ bu coğrafyada aynı telleri titretip dağları sallayabilir. Bu titreyen teller ne kadar içten de olsalar, içlerindeki ortak unsurun büyüklüğüyle kişiselleşmeden uzak ve özgünlüklerini kaybetmişler. Bir anlamda üniformalı tepkilerdenler... Esterházy’nin eseri bu topraklarda görülemeyecek taraftan bakıyor ‘sevgili anne’ vefatına: Anne ölümüyle titreşebilecek, varlığından bile haberimizin olmadığı telleri gösteriyor. Tektipleşmeye bayılan çatının dayattığı ‘hayali bile kurulamayanlar’ın gerçek olabileceğini, tek örnekle kanıtlıyor. Belki de sadece bu bile “Kalbin Yardımcı Fiilleri”nin tüm kasabaları birbirine benzeyen ülkeye gelmesini değerli kılıyor. Düşünülmezlerin düşünülmeye başlamasına ihtiyacımız var. Nadir bulunan değerlidir denir, ama teklik büyük yoksulluk.
“Burada ben dahil herkes dayanılmaz derecede normal.” Kabul etmek lazım ki, “Kalbin Yardımcı Fiilleri” her bölümü çok kolay okunan, yağ gibi akan bir kitap değil. Her bölüm bir maden cevheri ve Esterházy cevheri işleme işini okuyucuya bırakmış. Derinliği ve okuyucuya ulaşan kapsamı tekrar okumalarla artan kitaplardan; her yeniden ele alındığında okuyucuda bırakacağı izi derinleştirmeyi vaad ediyor. Dokunacağı, ekleyeceği, çıkartmaya çalışacağı şeyler çeşitlenecek her okumada. Belki de bu yüzden kitabı şöyle sonlandırmış Esterházy: “Son. Bütün bunları daha açık ve net olarak da yazacağım.”


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163