VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Ölümün karşıtı cüzdanını değil, ruhunu zenginleştirmektir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ölümün karşıtı cüzdanını değil, ruhunu zenginleştirmektir

Hakan Karahan yeni kitabı “Abluka”da Türkiye’nin 2001 yılında yaşadığı ekonomik krizi kurgulayarak okura sunuyor. Karahan, “İnsanlar, sahip oldukları servet, güç, unvan ve parayı hayatın zenginliği sanırlar. Kitap, bu tip insanlarla dalga geçiyor” diyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Kitaba ismini veren “Abluka” neyin ablukaya alınmasını simgeliyor?

“Abluka”nın kurgusu, dış mihraklar, yani kısaca vaktiyle Dünya Bankası, sonra sırası ile IMF ve tabii ki Amerika’nın dış politikası ve Orta Doğu’nun doğal kaynaklarının paylaşımı üzerine alınan kararlar neticesinde Türkiye’nin mali yapısının kontrol edilmesi stratejileri ile ilgilidir. Biz, dış mihraklar vasıtasıyla ekonomik abluka altına alınmışız. En azından benim kitapta kurguladığım kanaat bu.

Romanınızdaki karakterlerden Mehmet ölümün insanları eşit kıldığını ancak güç ve zenginliğin farklı kıldığını düşünüyor. Siz bu duruma nasıl bakıyorsunuz. Güç ve para ölümün karşıtıdır diyebilir miyiz?

Ölüm herkes için. Zincirlikuyu’nun kapısında “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır.” yazıyor. Bu doğru. İnsanlar, sahip oldukları servet, güç, unvan ve parayı hayatın zenginliği sanırlar. Kitap, bu tip insanlarla dalga geçiyor. Asıl kudretin parayla pulla alakası yoktur. Birey olan bunu çok iyi bilir. Sürü insanı olan ise mal mülk sevdası ve tutkusuyla ömrünü harcar. Kredi kartları ne kadar fazlalaşırsa, o kadar önemli adam oluyor zanneder bu tipler. Bence ölümün karşıtı, cüzdanını değil; ruhunu zenginleştirmektir. Onun formülünü de ben vermeyeyim; siz bulun.

RECEP İVEDİK SEYREDEREK DEĞİŞEMEYİZ
Romanınızda karamsar bir hava seziyorum. Bu karamsar ruh halinin nedeni nedir?

Roman genelde 2001 krizinde işini kaybeden insan hayatlarını anlatıyor. Bu insanların yeni bir hayat arayışı içerisinde ekonomik sıkıntılarını, psikolojik sorunlarını, ailevi problemlerini ve sıfırdan kariyer inşa etmek için çabalarını okuyucuya aktarmaya çalıştım. O yılları şimdinin gençleri hatırlamazlar. Babalarına, annelerine sorduklarında aynı karamsar ruh halinin yansımalarını görebilirler. Eğer gençler zahmet edip ilgilenirlerse tabii... Şimdi bile, mevduatların yüzde 80’inin nüfusun yüzde 20’sine ait olduğu, hukuk düzeni aksak işleyen, özgürlüklerin ve demokrasinin tam anlamıyla yapısının kurulamadığı, coğrafi komşularının karmaşıklığı ve çatışmalarından etkilenen ve bir türlü sanayileşemeyen bir ülkeyiz. Öte yandan aşırı tüketime meyilli, eğitim seviyesi düşük genç bir toplumun içinde yaşayan benim gibi yaşlıların ruhunun karamsar olması doğaldır. Cari açık, bütçe açığı ve borç ihtiyacı yüzünden geleceğinde üretime dayalı bir programı olmayan toplumlar, bu karamsar ruh halini zamanı geldiğinde yaşayacaklardır. Taşıma suyla değirmen dönmeyeceği gibi, ruh hali de Recep İvedik seyrederek değişmez; ümitsiz kalır. Taa ki her şey değişmeye başlayana kadar. Benim bildiğim, esas olan, değişimdir. Değişmeyen tek şey, değişimdir. Gün gelir, Recep İvedik seyredenler, Fazıl Say konserlerine gitmeye başlarlar.



Romanda banka müdürlüğü yapan Esra, çalıştığı bankada işten çıkarılıyor ve bir şarap üretim tesisinde çalışmaya başlıyor. Burada hem kendini hem de eşi olacak kişiyi tanıyor. Sizce hayat böyle midir, benim için dünyanın sonu geldi dediğimiz anda aslında hayat bizim için daha güzel şeyler getiriyor olabilir mi?

Kişilerin hayatı, dibi de görür; tepeyi de. Bazı krizler kriz olarak kalır; bazı krizler yeni fırsatlar yaratır. Her şey, bireyin kendi hayatı ile ilgili aldığı kararlara bağlıdır. Hep hayatın bizim için daha güzel şeyler getireceğine inanırız. Bu, insanın doğasında var. Ben de her son, yeni bir başlangıcı getirir diye ümit ediyorum. Gece buradayken, şafak gelir. Elbet uzun vadede karanlık da yerini aydınlığa bırakır. Ve elbet, mevsimler nasıl değişiyorsa, Türkiye’nin ekonomik yapısı da değişip dışarıya bağımlı hale gelmekten kurtulacaktır. İnsan olarak, nasıl iyi günümüz de kötü günümüz de varsa, ulus olarak da daha iyi günlerimiz olacaktır diye düşünüyorum. Düşünmeyeyim mi yani?

SERT AMA DOĞRU

Kitabınızda fazlasıyla eleştiri var. “Televizyon, sinema ve reklam sektörü zaten herkes yatıyor asistanıyla. Eşyanın tabiatı diye kabul etmek lazım.” şeklinde eleştirileriniz var. Gözlemlerinizden yola çıkarak mı bu eleştirileri yaptınız?

Ben 21 yılımı kurumsal hayatta, 11 yılımı sinema, dizi ve kitap sektöründe geçirdim. Tabii ki gözlemlerim bu söz konusu 32 yılı kapsıyor. Kitaptaki “Herkes asistanıyla yatar” cümlesi,içinde epeyce genelleme olan, sert bile olsa doğru bir gözlemdir. Bunu “Eşyanın tabiatı diye kabul etmek lazım.” dediğim, içinde gerçeklik payı olan,şahsi gözlemimdir. Tabii ki yatmayanı da var. İşin doğrusunu büyüklerim bilir diyeceğim ama genç Türkiye’de ben 55 yaşımda olduğuma göre, doğrusunu ben bilirim sayılıyor artık.

Kitabın anlatıcısı olayları uzaktan izleyen ama müdahalede bulunmayan biri. Bir nevi bir dış göz. Ve romanın sonunda bu anlatıcı “Ben bütün bu olan bitenleri hala hiç karışmadan seyrediyorum” diyor. Burada kimlere atıfta bulunuyorsunuz?

Romanı, bir senaryo üslubu ile yazdığım için bir nevi dış göz olan anlatıcıyı, sanki her şeyi kayıt eden bir kamera gibi düşündüm. Kameranın hiç karışmadan seyrettiği bankacılar, sanayiciler ve tabii ki siyasi aktörlerdir. Bir de bu kişilerin özel hayatlarını paylaştıkları kimseler.

TANZANYA'DAN BİLE GERİDEYİZ

Romanınızın sonsözünde "Abluka"yı 2001'den bu yana geçen yılları filme çekmiş bir kamera olarak düşünün" diyorsunuz. 2001'den bu yana geçen 13 yıllık süreci nasıl özetliyorsunuz?


Ben ilk defa tek parti dönemine şahit oldum. AKP'ye büyük umutlar bağlandı; büyük yatırımlar yapıldı. 13 yılda dışarıdan ülkemize dört yüz milyar dolar yatırım parası geldi. 2001 öncesi yirmi yıla baktığımızda, bu miktar toplam otuz üç milyar dolardı. Üzerine, elli milyar dolardan fazla özelleştirme geliri eklendi. 1946'dan 2002'ye kadar sadece sekiz milyar dolar özelleştirme geliri elde edilmişti. Buna rağmen 2003-2013 arasının ortalama büyüme hızı, yüzde 5'in altında kaldı. 2013 yılında, 185 ülke içerisinde en fazla cari açık veren 5. ekonomi olduk. İnsani gelişmişlik sıralamasında Tanzanya'nın bile arkasındayız. Demokraside ve özgürlük ihlallerinde 41 ülke arasından sonuncuyuz. Basın özgürlüğünde 197 ülke arasından 134. sıradayız. Kadınlarımızın üniversite mezunu oranı yüzde 9. Hiçbir şey üretmiyoruz; tam tersine ithalatta dış ülkelere göbekten bağlıyız. Bütçemiz devamlı açık veriyor ve enflasyon hala çok yüksek. Yasama, yürütme ve yargı iyi bir sınav vermiyor. Yollarımız ve AVM'lerimiz dışında elle tutulur hiçbir şey yok. Eğitim yerlerde sürünüyor. Karnemiz çok daha iyi olabilirdi; olamadı. Suçu "dış mihraklar"a atarız olur biter.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam