VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Ölümün kıyısından kurtuluşa bir öykü
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ölümün kıyısından kurtuluşa bir öykü

Susannah Callahan, New York Post’ta çalışan bir gazeteci. “Beynimdeki Yangın”da 24 yaşındayken teşhisi çok zor konan ve onu neredeyse akıl hastanesine ve ölüme götürecek olan bir hastalıkla olan mücadelesini anlatmış.

AYLA AKBUAR

Beni bende demen bende değilim/Bir ben var benden içeri” demiş Yunus Emre. Bizi biz yapan nedir? Beynimizden geçen düşünceler mi? Duygularımız mı? İçimizde bir ben olduğunu nereden biliriz? Diğerleri onu nasıl görür? Ne olmayınca içimizdeki ben artık olmaz? İçimdekini görebilen bir başkası kaybetmekte olduğum beni diriltmeme yardımcı olur mu?

Merakla ve elimden bırakmadan okuduğum bir kitap oldu “Beynimdeki Yangın”. Kapaktaki “deliliğin pençesinde bir ay” cümlesini okuduğumda neyle karşılaşacağımı bilemesem de beyine dair gizemli bir hikâye olduğunu tahmin edebiliyordum. Ancak okurken tahminlerimin de ötesine geçtim.
Yazar Susannah Callahan, NewYork Post gazetesinde çalışan bir gazeteci ve kendi öyküsünü yazmış. Henüz yirmi dört yaşında ve yedi yıllık muhabirken sebebi bilinmeyen bir şekilde rahatsızlanıyor. Ölmekten ve akıl hastanesine kapatılmaktan kıl payı kurtuluyor ve iyileşiyor. Yaşamında boş sayfa olarak değerlendirdiği o hastalık sürecini hatırlamaya çabalarken de, bu kitap ortaya çıkıyor.

Küçük bir böcek ısırığı, o dönemin başlangıcına dair ilk hatırladığı. Evinde böcekler olduğuna inanıyor. Kısa bir süre sonra zihninde paranoyak şüpheler, kolunda da tek taraflı uyuşukluklar başlıyor. Ülkenin önde gelen nörologlarından biri, haftada sadece birkaç kadeh şarap içtiğini söylemesine rağmen beyanına güvenmiyor, durumunu fazla stres ve yüksek dozda alkol almasına bağlıyor. Zaten kitapta tıp sektöründe yaşanan olumsuzluklara dair o kadar çok örnek var ki, okurken bir yandan kendi deneyimleriniz de bir bir gözünüzün önüne geliyor.

Unutkanlık, kendi değilmiş gibi hissetme, uyuyamama, dil becerisinin yitimi, ışık-ses ve renklere aşırı duyarlılık ve duygusal iniş çıkışları devam ederken, kan testleri teşhise yönelik hiçbir şey söylemiyor. Başta kendi olmak üzere etrafındaki herkes bir şeylerin ters gittiğini görüyor ancak tıbbi olarak herhangi bir teşhis konulamıyor. Sonunda, sevgilisinin yanındayken “Exorcist-Şeytan” filmini aratmayan bir nöbet geçirdiğinde durumun vehameti iyice ortaya çıkıyor. İlk başta şizofreni, bipolar bozukluk ya da çoklu kişilik bozukluğu gibi teşhisler etrafında dönen şüphelere rağmen, ailesinin direnmesi ve mücadelesi sonrası akıl hastanesine yatmaktan kıl payı kurtuluyor.

NİHAYET TEŞHİS
Babasının kafasına üşüşen düşünceleri yazması önerisini dinliyor Susannah ve yazıyor. Çok anlaşılır şeyler olmamasına rağmen, tutarsız ve tuhaf düşünce biçimini ortaya koyan notlar bunlar. Bu arada ilk gittikleri ünlü nörolog, bazı tahlil sonuçlarından yola çıkıp hâlâ bir sorun olmadığı konusunda ısrarını sürdürüyor. Sonunda, ailesinin sezgileriyle yönlenmiş diyebileceğimiz inadı sayesinde New York Üniversitesi Langone Tıp Merkezi Epilepsi Merkezi’ne yatırılıyor. Kurtuluşunu da buna borçlu oluyor. Nörolog, psikolog, psikiyatrist, psikofarmakolog, dahiliye uzmanı, bulaşıcı hastalıklar uzmanı, romatolog, otoimmün uzmanından oluşan doktor ekibi psikozdan, katatoniye, yakın hafıza kaybından, “Şeytan” filmindeki Regan’a benzer uyurgezer pozisyonunda kollarının ve yüzünün çarpılıp ağzından köpükler geldiği semptomlara rağmen uzun bir süre teşhis konusunda tek adım ilerleyemiyorlar. Sonunda Suriyeli bir göçmen olan Dr. Naijar’ın farklı düşünebilmesi, teşhisin akıl hastalığı ihtimalinden beyinden kaynaklanan bir enfeksiyona dönmesine sebep oluyor.

Susannah, Dr. Naijar’la tanıştığında şaşırır. “Daha önce hiçbir doktorun yapmamış olduğu bir şeyi yaptı. Dr. Naijar ilgisini bana yönlendirip doğrudan benimle, sanki hastası değil de arkadaşıymışım gibi konuştu. Dr. Naijar’la ilgili dikkat çekici şeylerden biri hastaya yönelik son derece kişisel, candan tutumuydu” diye yazar. Kimbilir, belki de bu candan tutumun hatrına teşhis gelir ardından: Otoimmün bir hastalık olan NMDA reseptör ensefalit hastalığı. Pahalı ve tedavisi uzun süreye yayılan NMDA’da beden için normalde iyi olan antikorlar kendi beyin hücrelerine saldırıyor ve onları yok etmeye başlıyor. Sonu ölüme kadar gidebilen bu hastalığın insanlık tarihinin başından beri varolduğu sanılmasına rağmen, tıp dünyasının bu hastalığı tanımlaması 2007’de oluyor. Bilinen kayıtlı hasta sayısı çok az olmasına karşın (Susannah dünyadaki 217’y di) teşhisi konamayan ve akıl hastanelerinde unutulmuş olanların sayısının hiç de az olmadığı düşünülüyor.
Kitabı okurken sadece bir insanın çaresizliğini değil, modern aletlerle donanmış ve neredeyse kibirli diyebileceğimiz tıbbın da ne kadar yetersiz olduğunu görüyorsunuz. Sadece ABD’de otoimmün hastalığı olan elli milyon kişi olduğunu. Yaşamlarımızın nasıl da incecik ipliklere bağlı olduğunu. Doktorların her gün onlarca vaka görmekten yorgun olduklarını, bu yüzden hastanın yanında onların kanlı canlı ve duyguları olan birer varlık olduğunu unutup “vak’a” değerlendirmelerini pek de incelikli düşünmeden yapabildiklerini. Günde otuz beş hasta bakmakla övünürken, çok ünlü bir doktor da olsa o hastanın gerçekliğini gözden kaçırabileceğini ve iki yıl sonra bile tıbbi yayınlarda geçen bu hastalığı hâlâduymamış olabileceğini. “Kişisel ve candan tutum” sergileyen bir doktorun hem hastanın ruhunda hem de bedeninde nasıl da büyük bir iyileşme yaratabileceğini...

NEDEN KALDIN?
Yazının başında sorduğum bir soruyu Susannah sevgilisine defalarca sorar: “Neden benimle kaldın? Bu kadar hasta bir kadını neden terkedip gitmedin?” “Çünkü seni seviyorum, kalmak istedim. Senin orada bir yerde olduğunu biliyordum” der sevgilisi Stephen. Susannah “Ne kadar zarar görmüş olursam olayım, içerde bir yerde beni görecek kadar çok seviyordu” diyor. Bedenimize ve özellikle beynimize dair o kadar çok gizem var ki... Belki de içimizdeki ben’i gören sayesinde iyileşiyoruzdur çoğu zaman. Benim içimdekiyle, onun içindeki arasında kurulan o görünmez bağ sayesinde tutunuyoruzdur hayat.
Sonuçta hastalıktan bahseden bir kitabın iç açıcı olmayacağını sanırken, asla umutsuzluk hissetmiyor; aksine hayatınızın her anı için şükrediyor, bir yandan da sağlığı için mücadele veren bu kadına saygı duyuyorsunuz.

Beynimdeki YangınBeynimdeki Yangın

Susannah Cahalan Cahalan

Detay için tıklayın

Paylaş