VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2017 Cuma | Anasayfa > Haberler > Ömür biter, şiir bitmez!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ömür biter, şiir bitmez!

Geçen yıl irili ufaklı desem olmaz, ustalı çıraklı hayli şiir kitabından söz etmeye çalıştım. Ama şiir bu, biter mi, bitmez, bitmesin ve hep yenileri gelsin. Ama eskiden yazılanlar da unutulmasın!

HAYDAR ERGÜLEN



Böylece başlıktan da pek güzel anlaşıldığı üzere, öyle ümit ediyorum, şiire hem ömür hem de yol demiş bulunuyoruz. Bir şiir yılı daha geride kalırken, önümüze yeni yollar, yeni şiirler açılıyor demiş de sayılırız. Geçen yıl irili ufaklı desem olmaz, ustalı çıraklı hayli şiir kitabından söz etmeye çalıştım. Ama şiir bu, biter mi, bitmez, bitmesin ve hep yenileri gelsin. Ama eskiden yazılanlar da unutulmasın! Üstelik bunların bazıları da unutulur gibi değil.
Unutmadan ve uzatmadan 2017’den görebildiğim son verimlere değinmek istiyorum.

Levent Karataş “Son Görüş”üyle (Düşülke Yayınları) şiirin göğünü genişletiyor. Her zaman ilk kezmiş gibi yepyeni şiirler okuduk ondan. Şiire gitmiş de şimdi onu yazmaya gelmiş gibi uzun bir aradan sonra ‘şiirin saflığı’na iman etmiş bir şair o. Her şeyi şiir diye okuduğu için, her şeyi şiir diye yazabilir, yazıyor. Seyhan Erözçelik’le “Düet” yaptığı şiir bu saflığa bir örnektir: “Kahkahayla başlıyorum/ Biz aslında hiç geçinemezdik/Güzel insanlar birbirlerine alışamazlar!/Ölümsüz çiçeklenmiş çocuklar da.”

Müziğe ve şiire batmış şehirler
Erkut Tokman’ın “Şehirlerle Yanar Dünya”sı (Yasak Meyve) özel bir çalışma. Adının da söylediği gibi. Tokman’ın şiirlerini okurken, İlhan Berk’in “Dünyada En Güzel Şehirler Uyanır” şiirini anımsadım. Şehir nedir, sesten, müzikten ve şiirden başka! Tokman da İstanbul’dan başlayarak müziğe ve şiire batmış şehirlerle nasıl yandığımızı yazıyor. Nasıl yana yana yaşadığımızı: “Şiirlerle yanar dünya, dünya kalır ben giderim”. Sanata, edebiyata, şiire bir saygı duruşu da saydığım kitap, okumaya değer.
Mustafa Atapay, ‘organik şiir’ olarak da adlandırılan, katışıksız şiir diliyle söyleşen ve bu söyleşiyi derinleştiren bir şair. Derinleştirmek, şiirleştirmek onda: “az imge beni barıştırdı bir derinliğe kavuşturdu/orada gördüğünüz sadece bir kabuktur/eşya bir kere kanamıştır/imge dökülmüş bir süttür”. Atapay’ın yeni kitabı “Tuz” (Vapur Yayınları) bir ‘hal’ kitabı. Tuzun kimyası, ruhta çözülen, akılda çözünen ve kalbi bütünüyle parçalayan çözeltilerle, sihir ve sükun arayışı içindeki şiiri dönüştürüyor. Atapay, şiirimizin gizli hazinelerinden. Arkadaş Zekai Özger Şiir Ödülü 2017, iki kitaba paylaştırılmış, Mayıs Yayınları’nca basılan, Fatih Kök’ün “Ölümler ve Mandalina Kabuğu” ile Narin Yükler’in “Aynadaki Çürüme”si. İki kitaba da sevindim. Yanlış anlaşılmazsa şunu söylemek istiyorum: “Gençler giderek birbirlerine benziyorlar”. Bunu, iki şair birbirine benziyor diye söylemedim, hayır. Sadece iyi, rahat söyleyişli, nice ‘yeni’lerden geçerek olmuş ‘Yeni Garip’ ya da ‘İkinci Garip’, hatta bu ikincisi daha uygun sanki, bir şiir var ve işte Garip’le İkinci Yeni’yi buluşturarak sürüyor. Şiirler benim hoşuma gidiyor, yalnız küçük bir sıkıntı yaratacak bir durum var, çoğu kez şairlerin adlarını hatırlamıyorum. Bu bir espri ya da ironi değildir kesinlikle. Bunu hissediyorum ve şiir kaynağına, doğasına dönüyor, anonim oluyor diye sevindiğim için söylüyorum. Her şair bir antoloji adeta. Şiir değil, şair antolojisi ama… Kitaplar Arkadaş’ın ruhuna ve şiirine yakın. “toydum, efendilerin bozkırları benimdir sandım/acemilik huyumdu, esirge bağışla hazirandım.”(F.Kök).“evi, gidemediğimiz zamanlarda tanımladık/cumartesiyi kayıp kemikle/ darağacını üçle!”(N.Yükler). Kat yerlerini belli eden şiirlerden biri de Oğulcan Kütük’ün Ecza Kışı (Yasak Meyve). İlk kitap, “Yirmi yaşımı alıp evden çıktım” diyor. Eli boş dönmemiş ama eve, sevdiği şairleri de yanında getirmiş. Şairin evi açık, eli açık olanını severim ben, ama çoğu şair sevmez, evi bilmiyorum ama eli sıkı olmalıdır onlara göre. Zamanla olur derim, ilkin cömert olmalı. Oğulcan’da o açıklık ve cömertlik var.
Emel Koşar’ın dördüncü kitabı “Sesin Limanları”(Mühür Kitaplığı). “Dört Zaman Bir Emel”de “rüzgar: evrenin içine çöküşü/su: zamanın bükülüşü/toprak: Tanrı’nın varlığını bize gizlice göstermesi” diyor ve sorar gibi yapıyor: “kimin elinde ateşten terazi?”.

Biliyor şairin elinde olduğunu. Peki şair kimin elinde? “Sesin Limanları”na uğradıkça sözünü seyrelten, pekiştiren ve yoğunlaştıran bir şair Koşar. Şiirinin mavi bir hafızası var.
Adana, çevreden merkeze yerleşen şairlerin ve dergilerin doğumyeri. Şiirin de bereketli toprağı. A5 şiir dizisinden Ali Selçuk’un “Kemter Dünya”sı yayımlandı. Hoş deneyler. Güneşin altında hala yazılacak şiir var dercesine güleç bir şiir yazıyor: “Ağaçların gölgesi var/insanların güneşi”. Ersun Çıplak’tan “Sen Anlama”.

Yeni şiire uzanan köprü
Cuma Duymaz’la birlikte yayımladıkları “Karayazı Edebiyat”la yeni şiire teorik katkısı olanlardan Çıplak. Ve o şiire az ama değerli ürünleriyle katılanlardan. Yeni şiire uzanan köprüyü kuranlardan: “çıkmaz sokaklar haline gelmelerine alışılmalı evlerin”. Cuma Duymaz da “Beni Yanlış Bırakın”la 12 yıl sonra ikinci kitabını yayımlıyor. Bu uzun arada alabildiğine yalın, ama her sözcüğe ayrı ayrı kıymet vererek yazdığı şiirler, bizi bazen derine, bazen gama, bazen neşeye salıyor. Elbette öncelikle düşünceye salıyor, “Nezir’in Kitabı” bölümündeki gibi:
“Terziler sökülmüş/kime gidelim”

Edebi Şeyler’den iki kitap. “Buna Devrilebiliriz”, Mikail Söylemez’den. Yeni dönemin beliren adlarından. Bu dönemde bir eğilim de, sanki İkinci Yeni’nin, 60lar ve 70ler şiirlerinin söyledikleri üzerinden bir tür ‘tartışma şiiri’ yazmak. Söylemez’in şiirini okurken sözkonusu dönemlere sızmış ama yepyeni bir şairi okur gibi oldum. Yapıbozumcudan hareketle şiirbozumcu diyebileceğim bir tarz: “aç bir yerinden başla./ölümlerden sonra yarın kalbimiz./yarın uzayıp. Yarın çığlanmak için/aç bir yerinden. eğrik gölgelerinle ulanıyoruz.”
Burak Demiryakan’ın ilk kitabı “Tüm Halkımız Davetlidir”. Yukarıda da söylemeye çalıştım. Bir defa bu şiirler toplumcu şiir-bireyci şiir gibi eski ayrılıkları ortadan kaldıran ve unutturan şiirler. Tüm halkımızı şiirde davet eden şiirler. Tam da güncel olan şiirdir, şiir günceldir diyen cesur şiirler. Bu bakımdan da ayrıca sevip izlemeye değer. “Mutsuz uyan”maya davet eden bir şiir. “bir dağın güneş alan yüzünde/mangallı babalara benziyorsun” diyen, itirazın şiiri. Bir ‘kayıt’ şiiri, ki şiir bazen tarihin işini de üstlenebilir, özellikle böyle ‘tarihi’ dönemlerde!

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163