VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2017 Cuma | Anasayfa > Haberler > Önce bir dil yarattı ardından eşsiz bir mitoloji geldi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Önce bir dil yarattı ardından eşsiz bir mitoloji geldi

Humphrey Carpenter’in Tolkien’in izniyle kaleme aldığı biyografi kitabı, efsane yazarın hayatını, lisan aşkını ama en önemlisi eserlerinin hangi fikirlerin ışığında doğduğunu anlatıyor.

ÖZLEM AKALAN


"Hobbit”, “Yüzüklerin Efendisi”, “Silmarillion” gibi efsane romanların yazarı, yeni ırklar, diller, coğrafyalar, tarih hatta baştan sona bir mitoloji yaratan J. R. R Tolkien’in neredeyse insan sıkıntıdan patlatan bir yaşamöyküsü olduğuna kim inanır! Bana göre hayatındaki en büyük heyecan, henüz yeni yeni yürümeye başladığı günlerde ayağını sokan tarantula “sayesinde” koşmayı öğrenmesi olmuş! Komşularının evcil maymununun evlerine girip küçük Ronald’ın üç önlüğünü yemesi de hatırı sayılır bir macera. Evin kahyasının onu kaçırıp köyüne götürerek “Bakın beyaz bir bebek böyle görünüyor,” diyerek onu kabilesine sergilemesini de sayarsak, Tolkien heyecan verici olaylar defterini, ömrünün ilk yıllarında kapatmış diyebiliriz!

John Ronald Reuel Tolkien, çalışmak üzere İngiltere’den Güney Afrika’ya, Özgür Orange Devleti’ne gelen Arthur Tolkien ve Mabel Suffield’ın ilk oğlu olarak 1892’de dünyaya gelir. 1895’e kadar yaşadığı Bloemfontein kentinde küçük Ronald’ın başına gelen tuhaflıkları zaten yazının başında anlatmıştım… Ronald ve küçük kardeşi Hilary ile ailesini ziyarete geldiği Birmingham’da kocasının da onlara katılmasını bekleyen Mabel’in 1896 yılında aldığı haber, genç kadın ve çocukların hayatlarını artık İngiltere’de sürdürmeleri ile neticelenir. Arthur, ateşli bir hastalık sonucu ölmüştür. Geriye, geçimlerini zar zor karşılayacak miktarda bir birikim bırakmıştır. Ronald’ın Afrika’ya dair anıları yavaş yavaş silinirken, kendini babasından ziyade annesinin ailesine yakın hissetmeye başlar. Halası Grace Tolkien’in ataları hakkında anlattığı inanması güç efsane tadındaki yarı hurafe - yarı gerçek öyküler sayesinde piyano imalatçısıyken iflas eden dedesi ve ailesi hakkında bilgi edinir. “İsmim Tolkien olsa da zevk, yetenek ve yetiştirilme konusunda aslında Suffield’im,” diye yazar Tolkien bir keresinde. 1896 yazında Mabel ailesinin evinden ayrılarak Birmingham’ın güneyine, Sarehole kasabasına taşınır.

Çocuklarına evde eğitim vermeye başlar. İyi bir öğretmen olduğu için çocuklar şanslıdır ama o da okumayı dört yaşında söken ve yazmaya başlayan Ronald gibi bir çocuğa sahip olduğu için şanslıdır. Latince Ronald’ın en sevdiği derstir. Annesi ona Fransızca ve Almanca da öğretirken Ronald lisana karşı büyük bir ilgisi olduğunu keşfeder. Kelimeleri adeta müziğin yerine koyar; kelimeleri dinlemeyi, okumayı, tekrarlamayı sever.

Kocasının ölümünün ardından dine duyduğu bağlılık artan Mabel, Anglikan Kilisesi’nden ayrılıp Katolik olmaya karar verir. Üstelik yalnız değildir; kız kardeşi May de onu takip eder. Bu seçim aile içinde büyük öfkeye sebep olur; ne Mabel’in babası ne de May’in kocası Walter durumu kabullenir. Üstelik Walter, Mabel ve çocuklara maddi yardım sağlamaktan da vazgeçer. Ronald okul çağına geldiğinde King Edward’s School’da eğitim almaya başlar. Ne var ki Ronald okuldan burs kazandığı 1904 yılında Mabel, henüz otuz dört yaşındayken yaşama veda eder. Mabel’in devam ettiği Katolik kilisesinin rahibi Francis Morgan, kadının vasiyetinde arzu ettiği gibi oğlanların vasiliğini üstlenir. Ronald okulda eski İngilizce, Yunanca ve Latince öğrenirken bir yandan da Galceye ilgi duymaya başlar. Bunu pek çok lisan takip eder. Sözcüklerin büyüsünden kurtulamayan Ronald önce kardeşi Hilary ile sadece kendilerinin anladığı uydurma bir dil yaratır. Daha sonra bu dili kuzeniyle daha da geliştirir.

İlk ve son aşk
Ronald 16 yaşındayken kaldığı pansiyonda ilk ve son aşkı Edith ile tanışır. Kendisi gibi yetim olan 19 yaşındaki Edith piyano eğitimi almıştır. Ne var ki kendini geliştirmeye imkân bulamamış olan Edith, içe kapanık sakin bir kızdır. Hemen dost olurlar ve dostlukları aşka dönüşür. Ancak karşılarında bir engel vardır: Peder Morgan. Genç adamın kafasını derslerinden ve okulundan başka şeylerin meşgul etmesini istemediğinden Ronald üzerinde baskı kurar. Ronald reşit olana kadar genç çiftin yolları ayrılır.

Ronald Oxford’a kabul edilir ve özlemle geçen birkaç yılın ardından, 21 yaşına geldiğinde, Edith ile evlenir. Birinci Dünya Savaşı’nda cepheye giden Ronald geri gelir ama en yakın arkadaşları onun kadar şanslı değildir. Oxford’da filoloji okuduğu dönemden yine aynı okuldan İngiliz Dili ve Edebiyatı Merton Kürsüsü Başkanı olarak emekli olacağı döneme kadar hayatının büyük bir kısmını karısı, üç oğlu, tek kızı ve öğrencileri doldurur. Geri kalan zamanında da yazar, yazar, yazar… J. R. R Tolkien’in 1973 yılındaki ölümünün ardından, 1977’de yayımlanan bu biyografi, edebi biyografilere imza atan Humphrey Carpenter tarafından kaleme alınmış. Tolkien’in izniyle çalışan Carpenter, yazarın arkadaşları ve aile üyeleriyle konuşmuş, her türlü bilgi ve belgeye ulaşma hakkına sahip olmuş. Pek çoklarının düşebileceği hataya düşmeyerek, biyografi mantığına sadık kalan Carpenter, Tolkien’in kaleminden çıkan hiçbir şeye eleştirel gözle bakmamış. Bununla birlikte Tolkien’in yeni bir dil yaratma arzusuyla çıktığı yolculukta bu dili konuşan bir ırk, bu ırka ait bir toprak ve elbette tarih yaratma ihtiyacıyla mitolojiye dönüşen kitaplarının doğma, büyüme ve yayımlanma aşamaları eksiksiz anlatmış. Örneğin kitaptan öğrendiğimize göre, Cynewulf’un Anglosaksonca dini şiirlerinde okuduğu “Selam olsun sana Earendel meleklerin en parlağı / orta dünyanın üzerinden insanlara yollanan” dizelerini okuduğunda Tolkien’in hissettikleri, yazarın sadık okurlarına hiç de uzak duygular değildir. “Garip bir ürperti hissettim,” diye yazmış Tolkien çok sonraları; “Sanki içimde bir şey kımıldanmış, uykudan yarı yarıya uyanmıştı. O kelimelerin ardında çok ırak, çok garip, çok güzel bir şey vardı. Kavrayabilecek olsam kadim İngilizcenin çok ötesine geçecektim.”

Tam da bu yıllarda Finceden etkilenerek türettiği ve Edith’e “benim saçma sapan peri lisanım” diye adlandırdığı dilde şiirler yazıyordu. (1915) Bu şekilde zihnine ufak ufak mitoloji tohumları ekilirken Tolkien’i yazmaya iten en önemli etken, arkadaşı G. B. Smith’in savaşta ölmesi oldu. “Söylemek çalıştığım şeyleri, onları söylemek için artık burada olmazsam, sen söyle” diye yazmıştı Tolkien’in dostu son mektubunda. Böylelikle ileride “Silmarillion”a dönüşecek “Kayıp Öyküler Kitabı”nın tohumları da atılmış olur...

Tolkien arkadaşı için yazdı, çocukları için yazdı ama en çok da kendisi için yazdı; sözcüklerin efendisi olduğunu kanıtladı ve milyonlarca okuru bambaşka bir dünyaya peşi sıra sürükledi. Bu Tolkien biyografisi, efsane yazarın hayli sıradan görünen yaşamını eksiksiz anlatırken bir yandan da hangi fikrin zihninde nasıl canlandığını, tanıdığı insanların, yaşadığı yerlerin romanlarına nasıl dahil olduğunu da okura aktarıyor. Sadık Tolkien okurlarını kaçırmaması gereken bir kaynak.



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163