VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Önemsizliği önemsemek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Önemsizliği önemsemek

1999’dan beri roman yayımlamayan Milan Kundera’nın kaleme aldığı “Kayıtsızlık Şenliği” yazarın zihnine bir yolculuk adeta. 100 sayfalık bu hacmi küçük ama içeriği bir o kadar yoğun roman, dört entelektüel arkadaşın sohbetleri üzerine kurulu.

MURAT CAN AŞLAK


Çiçeklere boğulmuş ağaçlar, gardıropların incelen ve renklenen sık kullanılanlar listeleri, kedi yavruları, hâlâ ıslak olmasına rağmen arada sırada ısınabilen kaldırımlar… Baharda yapılacak Top 10-20-50 şey listeleri mevsimine girdik. Benim öneri listemde; ot festivalleri bahanesiyle şehirden kaçmak, en körpe çilek-can erik-enginarlarla meşk etmek, yağlanan kalkanı kaçırmamak, Roger Federer’i dünya gözüyle İstanbul’da görmek, Belgrat Orman’ı Atatürk Ağaç Parkı’nda baharın geldiğine ruhu inandırmak var... Bir de, liste ne kadar kısalırsa kısalsın kendine yer bulacak “Kayıtsızlık Şenliği”ni okuyup Kundera’ya hâlâ Nobel verilmemesine tekrar sinirlenmek” maddesi...

1999 yılından beri kurmadığımız bir cümle: “Milan Kundera’nın yeni romanı çıkıyor”. “Kayıtsızlık Şenliği” yayınlandığı İtalya, Fransa ve İspanya’da beklendiği gibi çok satan listelerine hükmettikten sonra şimdi Ayça Sezen’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıkıyor. “Şöyle bir değişik, zeki, aynı zamanda eğlenceli bir film söylesene, izlesem” Kundera’nın roman duyurusundan çok çok daha popüler bir cümle. Bu cümlenin kitap sürümü için benim artık net bir cevabım var.

Bu noktada romana adını veren ve Kundera’nın kutsadığı “anlamsızlık” kavramını açıklamak, durulaştırmak gerekli: Orijinal adındaki “l’insignifiance” (anlamsızlık); anlamlı bir fark yaratamamak, önemsiz olmak, sonuç üzerinde kuvvetli bir etki yaratamamak, değersizlik anlamında kullanılmış. Anlamsızlık, bu noktada manasızlıkla karıştırılmamalı. Bu kavramın, “kayıtsızlık”şeklindeki tercümesini talihsizlik olarak görüyorum.

BİLGELİĞİN ANAHTARI

“Anlamsızlık, dostum, varoluşun özüdür. Her zaman ve her yerde bizimledir. Kimsenin görmek istemediği yerde bile mevcuttur o: dehşette, kanlı savaşlarda, en kötü felaketlerde… Ne var ki, onu kabul etmek yetmez, anlamsızlığı sevmek gerekir, onu sevmeyi öğrenmek gerekir… Buradaki canlılık bir harika… ve tamamen lüzumsuz… çocuklar… neden güldüğünü bilmeyen çocuklar, güzel değiller mi? Soluyun D’Ardelo, dostum, etrafımızı saran bu anlamsızlığı soluyun, bilgeliğin anahtarı o, gamsızlığın anahtarı o…”
Roman diye başladım, evet, ama kitap, her ne kadar tüm dünyada roman diye pazarlansa da, beklenti yönetimi gereğiaslında bir novella olduğunu söylemek lazım. Kitapla ilk karşılaştığınızda kalınlığı (daha doğrusu inceliği) yüzünden yaşanılabilecek hayal kırıklığının önüne geçmeyi Kundera’ya borç bilirim. Hayalkırıklığı sonuç olarak beklentinin çocuğu.

Novella; Parisli, entelektüel, her biri Kundera’nın Avatar’ı olması olası dört arkadaşın- Alain, Roman, Charles, Caliban- Paris’in parklarında, Cafélerinde, birbirlerinden kopuk gibi görünen konular üzerine muhabbetleri ve felsefi sohbetleri üzerinden yürüyor.
Kundera, realizmden olabildiğince uzak dururken, günümüzün gerçeklerinden kitaba temel inşa edebilmesi hayranlık uyandırıcı. Kitapta geçen olaylar, gerçek hayatın vekili olmaktan çok, dört arkadaşın rüyaları gibi: Alain’in Havva’yı boğazlayıp tarihi silmeye çalışan annesi, uyluk-popo-meme ilegöbekdeliğinin mücadelesi, Stalin’in 12 keklik şakası ve Politbüro’sunun mizahını kaybetmesi, Stalin’in kuklası-mesanesini tutamayan Kalinin’in ölümsüz şehri Kaliningrad, Charles’ın kukla tiyatrosu, melekler… ‘Dinle Charles, yanılmıyorsam, meleklerin cinsiyeti yok. Beyazlıklarının sırrı budur belki.” “Belki.”“Ve iyiliklerinin.” “Belki.”’

GURME MASASI GİBİ

Kundera karakterler/ olaylar yazarı hiç değil; tüm karakterleri kurduğu düşünce kalelerinin surları arasında zar zor nefes alıyorlar. İddia ediyorum; kitabı okuduktan bir hafta sonra dört karakterden üçünün adını hatırlamayacaksınız. Kitabın gücü fikrî kurgusunda: Önce dağılıp, sonra kucaklarında biriktirdikleri ile dönen, olgunlaşan fikirlerde. Gücü, Amerikalıların Romalılardan öğrenip mottoları haline getirdiği E Pluribus Unum’da ( Çokluktan, birliğe).

“Kayıtsızlık Şenliği” bir zihin-için-besin kitabı, aynı zamanda Kundera’nın zihnine yolculuk. 100 sayfalık bu roman(!), okuyucusunun zihnine tuğla gibi felsefe kitaplarından çok daha büyük bir ziyafet sunuyor.

Masa gurme sofraları gibi kurulmuş; çeşit çok, ancak porsiyonlar tek başına doymalık değil tadımlık,ama masadan mutlu ve tok kalkacaksınız. Her tabağın tadı damakta kalıyor. Her sayfada Kundera var, büyük zevk kafatasının içinde olmak, ama kendini kaptırıp beyin kıvrımlarının arasından derinlere girmemize izin vermemiş- hep mesafeli.

“Bu dünyayı ne tersine döndürmenin, ne onu yeniden düzenlemenin ne de bilinmeyene doğru hızla ilerleyen bu uğursuz koşuyu engellemenin mümkün olmadığını anlayalı uzun zaman oldu. Mümkün olan tek bir direniş vardı: dünyayı ciddiye almamak. Ama şakalarımızın gücünü kaybettiğini fark ettim.”
Kundera, hayat hikayesinin doğal bir sonucu olarak doğan totalitarizm nefretinden tümkeskin fikirlere mesafeli. Melankolik bir“geçicilik” hayranı... Uzun vadede hepimiz ölü olacağız.

Daha uzun vadede fikirlerimiz de yok olacak. Bu noktadan kestirilebilecek en uzak gelecekte fikir kavramı da yok olacak, sonrası fikrî karadelik. İşte biz ( ve kültürümüz) sanki böyle değilmiş gibi bir şeyleri ölümsüzleştirmeye uğraşırken, Kundera bu gerçeği göze sokmaktan ve haklı olduğunu kabul etmenizdenzevk alıyor. “‘Molotov: “Josef, bir şeyler olacak. Senin heykellerini yıkacakları söyleniyor,” Stalin: “Buna bir düşün sonu denir! Bütün düşler bir gün biter. Bu kaçınılmaz olduğu kadar beklenmediktir. Bunu bilmiyor musunuz cahiller?’ Bu sayfaya ne zaman büyük bir deha uğrasa, onu mutlaka bizim topraklara seslenirken yakalıyorum. Gelenek yine bozulmadı:
İnsanlar ikiye ayrılır: Özür dileyenler ve suçlayanlar.

Suçlayanlar, hak hukuktan bağımsız olarak her durumda usanmadan suçlarlar, hep haklıdırlar, hep mağdurdurlar, hep bağırırlar: “‘Öbürünü suçlu kılan kazanır… Özür dileyen kendini suçlu ilan eder. Ve kendini suçlu ilan edersen, öbürünü, sana hakaret etmeye, herkesin önünde, ölene kadar, seni ifşa etmeye cesaretlendirirsin. İlk özrün kaçınılmaz sonuçları işte bunlar.’‘İnsanların, istisnasız hepsinin, gerekmese de, sebepsiz yere, abartılı biçimde özür dileyeceği, herkesin özürden bıkacağı bir dünyayı tercih ederdim.’”

Paylaş