VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ağustos 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Onlar evin asıl sahipleri!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Onlar evin asıl sahipleri!

""Bazen kitapların kendi duracakları yeri kendilerinin belirlediğini düşünüyorum. Bu biraz da kedilerin kendilerini yaşadıkları mekânın sahibi, asil sahibi hissetmelerine benziyor.""

Şayet kitapları koklamaktan büyük zevk alan Apti (kedisi) izin verir de sevgili Okay Abimiz’in evine girebilirseniz, devasa bir kütüphane ile karşılaşırsınız. Kitapların olmadığı yerlerde de tablolarla... Çünkü kendisi kelimenin tam anlamıyla bir “kitapçı”dır. Bunu, size en iyi elinizde tuttuğunuz derginin editörü anlatacaktır. Gazetedeki odasına girip de masasının üzerindeki kitapların eksildiğini fark eder etmez “Aa! Okay Abi mi geldi? Nerede? Yoksa tavlaya mı indi?” diyen:)

Okay Abi’nin kitaplığı sıradan da değildir. Çok değerli kitaplar da vardır, piyasada kolay bulunabilenlerden de... Yani kendisi gibidir onun kütüphanesi. Malum, Yakup’taki masasında onu iş adamları ile de görürsünüz, sanatçılarla da, muhabirlerle de... İşte kütüphanesi de öyledir
Okay Abimizin. Ama tabii onun da kütüphanesinin
bizlerin göremeyeceği kuytuları vardır. Gelin bunu da bize kendisi anlatsın. Kendi ağzından Okay Gönensin"İn kütüphanesi:

- Şu anda oturduğum evin iki odası, koridorları, salonu ve bir miktar yatak odası; yani mutfak, banyo, tuvalet gibi “ıslak” mekânların dışına her yana kitaplar yayılmış durumda... Kitapların içeriklerine ve özelliklerine göre düzenlenmiş bir yayılma bu... Çalışma odası siyaset, tarih kitaplarına; diğer kitaplık oda Türk ve dünya edebiyatına, koridorlar polisiye edebiyata ayrıldı. Salonda ise bir yanda eski kitaplar, bir yanda da çizgi romanlar bulunuyor. “En değerlileri şunlar” gibi bir ayrım hiç yapmadım. Maddi açıdan, yani yüksek bir para ödeyerek aldığım bir kitabın yanında benim için özelliği olan, ama her yerde bulunabilecek bir kitap
durabilir.

- Kitaplarımı saymak hiç aklıma gelmedi. Bir kez bir tartışma nedeniyle çizgi romanların yaklaşık sayısını hesaplamıştım, ama o da aklımda kalmadı. Onu da söylemem gerekiyor; elimin altında gözümün önünde bulunmasını istediğim pek çok kitap da bende yok. O kitaplar taşınmalar, ayrılıklar; eski yıllarda da siyasi gerilimlerin kurbanı olarak telef oldu. Hatta küçük evlerde otururken babamın, halamın evlerinde tuttuğum kitapların önemli bir bölümü de “Burası Türkiye yine zor günler gelebilir” diyen babam tarafından tasfiye edildi. Enis Batur söylemişti; evine gelip kitapların çokluğuna bakıp “Bunların hepsini okudun mu” diyenlere “Bundan fazlasını okudum, çünkü bir bu kadar kitabım da başkalarında kaldı” dermiş. Ben de bu cevabı ondan çaldım; aynı soruyu soranlara, biraz değiştirerek “Bunların hepsini okumadım, ama okumuş olduğum ve burada olmayan kitaplar zaten bunları da karşılar” diye cevap veriyorum.

- Çok zorunluluk olmadıkça ödünç kitap vermem. İsteyene de açıkça “vermem” diye söylerim. Bunun tek istisnası oğlumdur, o istediği kitabı alır gider, ben bir şey diyemem. Bilgisayar ve internet gibi imkânların olmadığı günlerde, evime gelip bir kitaptan notlar alıp giden çok arkadaşım olmuştur. “Vermem” dediğim için kendisine hırsız muamelesi yaptığımı düşünüp küsen de...

- Kitapların evin her yanına dağılmasından hiç şikâyetçi olmadım, bugün de değilim. Ancak sorun aradığım kitabı bulamamakta... Evde olduğunu bildiğim hâlde bir şeye bakmak için bir kitabı tekrar satın aldığım çok olmuştur. Neyse ki yakın zamanda, tabii yardım alarak, hatta işin çoğunu o genç arkadaşa yıkarak kitapları yukarıda anlattığım şekilde tasnif edebildim. Ancak şunu da anladım, bu bir kerelik bir iş değil. Şu anda da salondaki ve çalışma odasındaki masaların üzerinde elden geçirilecek, kimine bakılacak, kimi okunmak için ayrılacak, kimi bulunması gerektiği için belli bir yerde saklanacak, kimine de veda edilecek en az yüz kitap duruyor.

- Kitaplar bizleri dış dünyadan koruyan ikinci bir duvar mı? Doğrudur, kütüphaneler bir tür dünyanın içinde olmayı sağlayan ama dış dünyaya karşı korunmanın da aracı olan nesnelerdir. Bunlarla kendimize ait farklı bir dünya yaratıp onun içinde yaşıyoruz.

- Bazen kitapların kendi duracakları yeri kendilerinin belirlediğini düşünüyorum. Bir kitabı koyduğumu sandığım yerde bulamayınca onun kendi iradesiyle yerini değiştirdiğini düşünüyorum. Bu biraz da kedilerin kendilerini yaşadıkları mekânın sahibi, asil sahibi hissetmelerine benziyor. Kitaplar da yaşadıkları mekânın asıl sahipleri gibi duruyor, siz onlara hizmet ediyorsunuz.

- Kitaplarından ötürü evden taşınmayı hiç düşündüm mü? İlk kez Aziz Nesin’de görmüştüm bunu. Kendi evinin yakınında başka bir ev tutup kitaplarını oraya taşımıştı, orada çalışıyordu. Daha sonra başkalarının da böyle yaptığını duydum. Ama eminim ki öyle yapsam, ya günün her saatinde yaşadığım evde bulunmayan bir kitabı almayı bahane edeceğim ya da kitapların yaşadığı ev ayrı bir ev olarak kopup gidecek.

- Daha küçük evlerde yaşadığım zamanlarda kitaplarımın önemli bölümünden zorunlu olarak ayrı kalmıştım. Ancak şu anda yaşadığım ev hepsini yanımda bulundurmama imkân veriyor. Birkaç yıl sonra ne olur, tabii ki bilemem. Onlar için daha büyük bir ev de isteyebilirim, ancak şu anda bazılarından ayrılarak durumu idare ediyorum.

- Taşınırken tabii ki her zaman en büyük sorun kitaplar olmuştur. Ağırlıkları bir yana, kitapları zarar görmeden, az telefatla taşıtmak için fazladan bir çaba gerekmiştir. Neyse ki uzun süredir böyle bir durumla karşılaşmadım.

- Tabii ki evdeki yardımcım temizliyor. Eve girdiği anda durumu anlamış bir kişi, bu açıdan çok avantajlı, çünkü sizin onlara verdiğiniz önemi kavradığında kendisinin de kitaplara davranışı ona göre oluyor.

- Kütüphanemdeki tüm kitapları okumam gerektiğine dair üzerimde bir baskı hissediyor muyum? O baskıdan hiçbir zaman kurtulmuş değilim. Okumayı öğrendiğimden itibaren, yakın yıllara kadar bizde kitap üretimindeki gerilik dolayısıyla neredeyse, tabii ki kendi ilgi alanlarımın içinde, her kitaba ulaşmak, en azından hızla göz atmak mümkündü. İlkokul yıllarında çocuklar için basılan bütün kitapları okumak mümkündü, hatta 60’lı yıllarda bütün Türk edebiyatçılarını da izlemek mümkündü. Siyasi kitapların tümüne yakınını da okuyabilirdiniz. Artık öyle değil, bu yüzden “bütün kitapları okuyamazsın ama gayret etmelisin” gibi bir özlü sözün de geçerliliği kalmadı. Yani o baskıdan, hepsini okumalıyım baskısından artık kurtuluyorum.

Paylaş