VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2013 Pazar | Anasayfa > Haberler > Onlar uzak bir yazda kaldı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Onlar uzak bir yazda kaldı

Aşığım... Üstelik çok sancılı bir aşk bu. O yaz kendime çekilmeliyim diyorum. Dedemle anneannemin Şişli’deki evindeyim. Erenköy, deniz, yazın kıpırtısı bana çok uzak görünüyor. Odama kapanmaya daha hazır hissediyorum kendimi.

Mario Levi

Her ‘yazı’nın yazarı için bir zamanı vardır. Bir başka deyişle her kitap vaktini bazen de farkettirmeden bekler. Yazıyı bu nedenle sık sık, küçük bir kelime oyununun verdiği güce dayanarak, alınyazısıyla ilintilendirmek istemişimdir.
Aynı hal okuma zaman(lar)ı için de geçerli midir? Hayat tecrübem bu soruyu biraz da buruk bir sevinçle cevaplamama yol açıyor. Buruk dememe bakmayın aslında. Şimdi gittiğim yer, bana bir geleceğin kapısının da nasıl yavaş yavaş açıldığını gösteriyor.
Resme biraz daha yakından bakalım mı? Sene 1976... Üniversite’nin ilk yılı bir fırtınayla bitmiş. Belki de fırtına daha yeni başlamış demem daha doğru. Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuyorum. Kendi ‘yazı’mın yoluna çıkmışım. Ürkek adımlarla tabii, tereddütlerle. İlk hikâyelerimi yazıyor, daha doğrusu çiziktiriyorum. Sorular soruyorum elbette kendime. Cevapların çok uzun yıllar sonra geleceğini henüz bilmeden. Ama fırtına dediğim ne bu tereddütlerden, ne korkularımdan, ne de yazmakla ilgili yetersizlik duygumdan kaynaklanıyor. Aşığım... Üstelik çok sancılı bir aşk bu. Hayal edildiğince yaşanamayan ve hiçbir zaman yaşanamayacak bir aşk. Yazmak için en elverişli zemin kendiliğinden inşa edilmiş ama henüz bu hakikatin de farkında değilim. Yetersizlik duygusu kendisini hayatın başka köşelerinde de hissettiriyor. Ne yapacağım? Aniden bir karar alıyorum. Bu yaz kendime çekilmeliyim diyorum. Dedemle anneannemin Şişli’deki evindeyim. Erenköy, deniz, yazın kıpırtısı bana çok uzak görünüyor. Odama kapanmaya daha hazır hissediyorum kendimi. Kendimi odama kilitlemeye... Bir çeşit hayata bağlanma çabasıydı bu aslında, şimdi daha iyi anlıyorum. Ne var ki o günlerde duygum farklı. Bir neden de aramıyorum aslında. Tek bir bildiğim var. Kendimi kapattığım odamda tüm kaybettiklerimi, okuyarak ve okuduklarımdan aldıklarımla bir nebze de olsa telafi edebileceğim. Bu ihtimal beni içimdeki bir deniz yolculuğuna taşıyor. Kendimi geliştirmek, her anlamda geliştirmek için okumaya çok ihtiyaç duyduğumun farkındayım. Harçlıklarımın büyük bölümünü ayırdığım kitaplar karşımda. Odam bir tefekkür hücresine dönüşüyor...
1976 senesinin yazı böyle bir yazdı. Yaklaşık üç aylık dönemde kaç kitap okudum? Cevabını vermem mümkün değil. Tek söyleyebileceğim günde ortalama on saat okuduğum. Nerdeyse hiçbir yere çıkmadan. Yazın, denizin, o akşam laciverdinin, kösnüllüğün, birbirine kavuşabilen çıplak bedenlerin sarhoşluğunun başka yerlerde, başkaları için aktığını mümkün olduğunca hatırlamamaya çalışarak. Çok uzağında kaldığım sevgilimi düşünmeden edemeden... Ne keşiş hayatıydı... Ama bir hayata dönüş adımıymış da o odaya attığım. İleride bana ışık tutacak birçok satır o karanlıktan geçmişti. Dostoyevski, Çehov, Tolstoy, Kafka, Proust, Camus, Woolf... Kim bilir başka kimler de vardı.
Bu okuma deneyimini başka hiçbir yaz yaşamadım. Başka hiçbir yaz bu kadar çok kitap okumadım. Sonbaharın ilk yağmurları yağmaya başladığında kendimi başka bir insanmış gibi hissediyordum. Başkalaşmanın hep devam edeceğini, yaşadığımın giderek önemsizleşeceğini nerden bilecektim. Özgüvenimi yeniden tesis etmeye o kadar muhtaçtım ki...
Aşk acısı dediğiniz nelere kadirmiş meğer. Zaman her acının er ya da geç aşılacağını, günü geldiğinde de anlatılabilir, hatta yazılabilir olduğunu da söyletecekti. Önce okumak, okurken de sormak, kendini başkalarının satırlarından geçerek deşmek varmış. Aynılarını yazarken de yapacaktım. Hâlâ da yapmaya devam ediyorum. Küçük bir farkla. Okumayı artık bir çeşit soluklanma gibi görererek. Yazma çilesini taşımak için bu durağa tabii ki ihtiyacım var. Başka satırlarda başka sorulara yol alma ihtimalinin verebildiğim tüm cevaplara rağmen gizlenmeye devam ettiğini biliyorum çünkü. Soruların cevaplardan daha büyük bir önem taşıdığını da.
Kim ne derse desin, bu okuma yolculuğum başkalarına değil, öncelikle içime yaptığım bir yolculuktu.

Paylaş