VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Nisan 2010 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Onu çok özlüyorum, kasketiyle ceketi hâlâ portmantoda asılı, sanki hayattaymış gibi davranıyorum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Onu çok özlüyorum, kasketiyle ceketi hâlâ portmantoda asılı, sanki hayattaymış gibi davranıyorum

Bülent Ecevit""in yazdığı kitaplar yeniden basılıyor,Rahşan Ecevit ise anılarını yazıyor...

Emel Lakşe

İş Bankası Kültür Yayınları 2006 yılında kaybettiğimiz Bülent Ecevit’in kitaplarını basmaya devam ediyor. Türk siyasi tarihinin son 50 yıllık döneminin de bir özeti sayılabilecek serinin yedincisi okurlarıyla buluştu. Rahşan Ecevit’le VatanKitap için bu konuda bir söyleşi yapmaya gittik. Ve bir sürprizle karşılaştık!

Elimizde İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Bülent Ecevit külliyatının son kitabı "Türkiye 1065-75" ve önceden basılmış diğer altısıyla birlikte Ecevitlerin Oran Sitesi’ndeki kütüphane evlerinin kapısını çalıyoruz. Zaten Rahşan Ecevit’le randevu sebebimiz de bu kitaplarla ilgili bir röportaj yapmak. Ecevit çiftinin 60 yıllık birlikteliklerinin, yarım asırlık siyaset yaşamlarının anıları ve belgeleriyle dolu, Türkiye’nin bir dönemine tanıklık etmiş bir evdeyiz.

Bülent ve Rahşan Ecevit... Onları evde, seçim meydanlarında, halkın arasında, hapishanede, hastanede... Hayatlarının her dönemecinde hep yan yana, elele gördük. Bülent Ecevit hayata veda ettiğinde tam 60 yıllık evliydiler. Ve Türkiye’nin bir dönemine damgasını vurmuş eski bir başbakanı son yolculuğuna uğurlarken, cenaze töreninden tüm Türkiye’nin aklında son bir kare kaldı. O soğuk kış gününde tabutun arkasından yürümekte ısrar eden, arabaya binmeyi reddeden, ilerlemiş yaşına rağmen dimdik ayakta duran, 60 yıllık eşini son anına kadar yalnız bırakmayan bir kadının fotoğrafıydı bu...

Rahşan Ecevit şimdi bu 60 yılı “Hayatımız” adında bir kitapta topluyor. “Hayatımızda ne olduysa burada da olacak” dediği kitaptan konuşurken anılara dalan Rahşan Ecevit’le sohbetimiz sırasında zaman zaman çok duygulu anlar da yaşandı.

-Bülent Ecevit serisinden yedinci kitap... Sırada kaç tane daha var?

-Bunlar Bülent’in tarih itibarıyla çok eski kitapları. İş Bankası Yayınları geçen yılın Mart ayından beri bu kitapları yeniden basmaya başladı. “Ortanın Solu” ile başlandı... ‹çlerinden yalnızca bir tanesi “Bir Şeyler Olacak Yarın” adlı şiir kitabı. Onun dışındakiler hep konuşmalarından, daha önce yazdıklarından derlenen kitaplar. fiimdi bir tane daha var sırada, “Savunma” adında. Kendisine karşı yapılan sert ve haksız eleştirilere cevap niteliğinde yazdığı bir metin. Ayrıca basılmayı bekleyen iki de röportaj var, Yalçın Doğan’la Altan Öymen’in, onlar da yayına hazırlanıyor. Bu arada kitapların gelirinin bir bölümünün GATA’ya ve Mehmetçik Vakfı’na gittiğini de belirteyim.

-Sizin bir de arşiv çalışmanız var bildiğimiz kadarıyla. O nasıl gidiyor?

-Bizim bir kütüphanemiz var ama bu evin tümü neredeyse belgelerle dolu. İşte biz şimdi o evrakı, Bülent’in arşivini düzenlemeye çalışıyoruz. Bizden sonra bu ev kütüphanesi ve arşiviyle birlikte bir müze olacak.

-Çalışmanız bittiğinde bu belgeler de basılacak mı?

-Zannetmiyorum. Çok fazla miktarda yazışma ve belge var. Basamayız herhalde. Ama elbette isteyen gelir bakar, araştırmasını yapar... 1953’ten başlayan bir tarih yatıyor burada. Sadece Kıbrıs’la ilgili klasörler dolusu belge var. O heyecanlı günlerin tanıklıkları bir anlamda. Daha tamamlamadık ama şimdiden buradan belge isteyenler var. Mesela Genelkurmay’dan Kıbrıs’la ilgili belgeler istediler ama veremedik, burası bir arşivdir, isteyen gelsin baksın dedik onlara da. İşte bu arşiv tüm zamanımızı alıyor bizim. Bir de İş Bankası Yayınları’na hayatımızı yazmaya başladım.

-Öyle mi?

-Benden hayatımı yazmamı istediler. Ama benim hayatım Bülent’in hayatı demek zaten. O hiç günlük tutmamıştı. Şimdi ben yazmaya başladım. Bugünlerde hayatım arşivle ikisi arasında geçiyor. Doğumumdan başladım, evlendiğimiz yıllara kadar geldim. Evliliğimizin ilk yıllarında İngiltere’ye gitmiştik. Şimdi oradaki hayatımızı anlatıyorum.

-Ne zaman basılmaya hazır olacak?

-Onlar benden 4 ayda istediler, ben altı ay olsun dedim ama onu da geçecek sanırım.

-Dile kolay uzun ve yoğun geçen bir dönemi kaleme alıyorsunuz. Neler olacak kitapta?

-Özellikle Bülent’in o hastalık dönemi var. Orada kıyametler kopmuştu biliyorsunuz, öldürdüler mi öldürmediler mi, bakmadılar mı filan diye. Onları da hep arşivden çıkarıp bakıyorum günü gününe, şurada şu olmuş burada bu olmuş. İşte arşiv o zaman çok işime yarıyor. Bir bilinmeyenler var bir de yanlış bilinenler. Ben esas onları düzeltmek istiyorum bu kitapla. Tabii bu arada duygularımı da anlatıyorum. Olaylar, tartışmalar... Hayatımızda ne olduysa bu kitapta hepsi olacak.

-Yıllar sonra... Nasıl oluyor, ne hissettiriyor size, pek çok şeyi tekrar yaşamış gibi oluyorsunuzdur...

-Tekrar yaşamış gibi oluyorum ve nedense güzel şeyler akıllarda hiç kalmıyor da hep kötü şeyler kalıyor. Onları hatırlarken, yazarken bazen bunalıyorum. Tekrar tekrar yaşıyorum çünkü. Ne haksızlıklar yapılmış, ne saldırılar olmuş... Onlar çok üzüyor, yani yeniden üzüyor.

60 YIL HEP MÜCADELEYLE SAVAŞLA GEÇMİŞ
-Geriye dönüp baktığınızda “Keşke başka bir hayat yolu seçseydik” dediğiniz oluyor mu? Koskoca bir ömürden bahsediyoruz çünkü.

-İnanır mısınız hiç olmuyor. Çünkü ikimiz de bu ülke için bir şeyler yapmak istiyorduk. İyi ki yapmışız diyorum şimdi. Belki bir yerlere varamamışız ama olsun, iyi ki yapmışız...

O sırada çaylarımız geliyor. Ecevitlerin ünlü çayları... Demli çaylardan ilk yudumları alırken Rahşan Ecevit çayı şekersiz içtiğimi görüyor ve gülümseyerek geçmişe dalıyor. “Bülent de çayı şekersiz içerdi. Nedenini biliyor musunuz?” Bilmediğimi söyleyince devam ediyor: “Gençliğinde öğrenciyken para sıkıntısı çekiyormuş. Şeker de pahalanmış o da şekeri alamamış. Önceleri mecburiyetten şekersiz içmeye başlamış.” Bu minik aradan sonra sohbete kaldığımız yerden devam ediyoruz.

-Şimdiye kadar yazdıklarınız içinde en çok içinizi acıtan, yazarken zorlandığınız yer neresi oldu?

-Aslında hepsi insanın içini acıtıyor, hepsi. İrili ufaklı tüm anılar acıtıyor. İimdi öyle bir seçim yapmam mümkün değil. Koca bir hayattan bahsediyoruz. 60 yıl. Bir de bu 60 yılın hep savaş halinde geçtiğini düşünecek olursanız... Sanki müşterek hayatımızda hiç güzel bir şey olmamış gibi. Hep bir mücadele, hep bir savaşla geçmiş o kadar yıl. Bir şeyler yapmaya çalışmışız. Tabii onları yapabilmek için de savaş vermişiz. Ama o savaş işte, bazen çok yıpratıcı olmuş bazen o derece mücadele vermemiz gerekmemiş, biraz daha kolay olmuş. Ama olmuş...

-Siz Bülent Bey’in konuşmalarını hazırlamasına da yardım eder miydiniz?

-Hayır. Ama konuşmalarını en çok ben eleştirirdim. İlk başlarda çok uzun cümlelerle konuşuyordu. Ben eleştirdikçe o cümlelerini kısalttı, derken sonunda yoluna koyduk.

BENİ ONUN YANINA KOYMAYACAKLARINI SÖYLEDİLER
Daha önceki röportajlarımızdan birinde tanışmalarını “Rahşan’ı ilk gördüğümde sanki havai fişekler atıldı, gökyüzü aydınlandı” diyerek anlatan Bülent Ecevit’in ardından bu evde onsuz yaşamak belli ki Rahşan Ecevit için hiç de kolay değildi. Sorduk:

-Özlüyor musunuz Bülent Bey’i?

-Çok özlüyorum. Hatta bana her geçen gün o özleyiş ağırlaşacak demişlerdi de ben bunun nasıl olabileceğini anlamamıştım. Ama gerçekten öyleymiş... Doğru söylemişler...

-Bir gün bir yerden çıkıp gelecekmiş gibi bir hisse kapılıyor musunuz yoksa ayakları yere basan bir yas mı sizinki?

-Orası öyle, ayaklarım yere basıyor ama bakın şapkasıyla ceketi orada duruyor hâlâ. Yani sanki hayattaymış gibi davranıyorum.

-Rahmetli Ecevit’in mezarını bulunduğu yerden nakletme projeniz hâlâ geçerli mi?

-Aslında geçerli ama mezarı nereye nakledeceğiz ona karar veremedim. Ama onu oradan mutlaka alacağım çünkü beraber olalım istiyorum. 60 yıl birlikte bir yaşam sürdükten sonra artık birimizin bir yerde öbürümüzün başka yerde olması biraz tuhaf. Madem ki beni de koymayacaklar oraya... Sordum, koymayacaklarmış.

***

60 yılda iz bırakan dönemler

-En parasız dönem: Evliliğimizin başında Londra’daki ilk 2-3 yıl.
-En üzüntülü geçen dönem: 1970’li yıllardaki seçim kampanyaları sırasında başta Isparta olmak üzere mitinglerde yapılan taşlı saldırılar... Bülent Ecevit’e yapılan suikast girişimi.
-En gergin dönem: Son yılları...
-En keyifli: Nişanlılık dönemi.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam