VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2015 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Orta Çağ‘ın yeniden keşfi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Orta Çağ‘ın yeniden keşfi

Karanlık bir dönem olarak tanımlanmıştır Orta Çağ. Cadı avlarının, Engizisyon baskılarının, mezhep ve din savaşlarının, veba salgınlarının dönemi olarak... Umberto Eco ise Ortaçağ‘ın bu imajının aksine estetiğin, sanatın, mimarinin çağı olduğunu söylüyor

HASAN AKSAKAL


Aydınlanma filozoflarının onu “karanlık” bir devir olarak nitelendirdiğinden beri, Orta Çağ diye tanımlanan bin yıllık uzun dönem, insanların zihninde veba, Engizisyon ve cadı avıyla bir anılır olmuştur. Skolastik düşünce, manastır yaşamı, cüzzam gibi başka can sıkıcı temsiller de bu kasvet ve can sıkıcılığı destekleyegelmiştir.

Buna tarikatlar, derebeyleri, hanedanlar gibi iktidar odakları; Haçlı Seferleri, Kavimler Göçü ve Got, Moğol, Norman istilaları da eklenir. Liste bununla da sınırlı değildir: Doğu ve Batı kiliseleri arasında yaşanan “Büyük Ayrılık” gibi kültürlerarası mücadeleler; Papalık ile kral ve imparatorlar arasındaki sayısız çekişmeler; aforozlar, cennetten toprak satmalar gibi başka olumsuz değer kümeleri de eklenerek Orta Çağ, bitmek bilmez bir kâbus gibi betimlenmiştir.

HERKESE KARŞI

Günümüzün yaşayan en önemli entelektüel kutuplarından biri olan İtalyan yazar ve Orta Çağ kültür tarihçisi Umberto Eco, daha önce Türkçeye kazandırılan eserlerinde, ancak özellikle “Gülün Adı”, “Baudolino” ve “Orta Çağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik” adlı kitaplarında Orta Çağ‘ı konu edinmiştir. Eco’nun yazdıklarında anlattığı üzere, aslında Orta Çağ‘da, dünyanın öküzün boynuzlarında döndüğü yönündeki kanaatten çok daha fazlası vardır. Orta Çağ‘a ilişkin genel kabullerin aksine Eco’nun dile getirdiği bu karşı-söylem, bundan dört yıl önce, yani 2011’de tamamlanan dört büyük ciltlik ansiklopedik bir çalışmayla, İtalyanca olarak, Umberto Eco ve ona refakat eden bir akademisyen grubu tarafından ortaya kondu.

Henüz İngilizce, Fransızca gibi ana akım dillere tercüme edilmeye başlamadan evvel de, kitap “Orta Çağ” ismi ve “Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar” alt başlığıyla Alfa Yayınları tarafından 2014’ün başlarında Türkçeye kazandırılmış oldu. Kitabın kısa sürede gördüğü ilgi, hem hacmi hem içeriği itibariyle pek de beklenmedik bir biçimde üç baskıyı tüketecek kadar büyüktü. Benzer bir okur beğenisiyle karşılaşan ve ilk olarak yine 2014’te yayımlanan ve “Orta Çağ: Katedraller, Şövalyeler, Şehirler” ismini taşıyan ikinci cildi, 2015’in eylül ayında çıkan ve bu sefer de “Orta Çağ: Şatolar, Tüccarlar, Şairler” başlığıyla yayınlanan üçüncü cilt takip etti. Dördüncü “Orta Çağ” cildinin de 2015 TÜYAP kitap fuarı öncesinde okurla buluşması bekleniyor.

Ortalama olarak yaklaşık biner sayfalık büyük boy ansiklopedik ebatlara sahip bir derlemenin böylesi bir ilgi görmesinin elbette haklı sebepleri var. Bir kere, tüm ciltlerin çevirisinde imzası bulunan Leyla Tonguç Basmacı’nın muazzam derecede akıcı, sürükleyici bir Türkçeyle metni İtalyancası ölçüsünde güçlü, etkileyici ve “tercüme kokusu”ndan azade bir şekilde çevirmiş olması bunda başlıca etken olarak görülebilir, hatta görülmeli de. Yayınevinin kendine has bir semboller bütünü ile metni daha kolay okunur hale getirdiğini de belirtmekte fayda var. Bu pratik yolla doğum, ölüm, tahta çıkış, savaşların başlangıç ve bitişler yılları gibi maddi tarihsel bilgilerin okura aktarımını yorucu olmaktan çıkardığını da ilave etmek gerek.

Ayrıca kuşe kâğıda basılı halde onlarca sayfalık görsel eklerin; çoğunlukla da harita, tablo, fresko, gravür ve heykellerin de aktarımıyla yazılı metinler renkleniyor, canlanıyor, somutlaşıyor. Neticede sırf şekil özellikleri itibarıyla bile oldukça görkemli ve renkli bir çalışmanın ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

KÜLTÜR TURU

İçerikten söz etmek gerekirse, bu bin yılı ele almak için parçalı bir bütünlük anlayışının takip edildiği söylenebilir. Bunu yaparken yazarların yalınkat bir akademik anlatıma razı gelmediği de, Romantik tarihçilerin genellikle yaptığı gibi epik bir Orta Çağ anlatımına kapılmadığı da göze çarpıyor. Bu anlamda, cennete giden yolu arayan Aziz Augustinus’tan cehennemi tasviriyle yüzyılları aşan bir şöhret edinen Dante’ye çok çeşitli suretler, Orta Çağ‘ın hangi dönemlerinde hangi zihniyetlerin hâkim olduğunu anlamamızı mümkün kılıyor. Magna Carta’nın imzalanmasından gözlüğün, vitrayın, matbaanın icadına, Endülüs’teki kültürel bereketten Brugge’da yükselen burjuva-kültürel yaşamına, Cermenya’daki kara büyüden Bologna ve Paris’teki ilk üniversitelerin kuruluşuna değin çok geniş bir yelpazede okuma bütünlüğü sunulmuş olması da, Orta Çağın sosyal ve kültürel üretimine, yönelimine, yönetimine dair birçok şey söylüyor. Bu gelişmeler arasındaki bağlantıyı kurmak ve derli toplu, anlamlı bir Orta Çağ tahayyülünde bulunmak da böylelikle çok daha hızla kolaylaşıyor.

Neticede okur, henüz birinci cildin girişinde Umberto Eco’nun kaleme aldığı ve çalışmaya zemin oluşturan geniş değerlendirmeden itibaren Orta Çağ‘da bir gezintiye dâhil olduğu hissine kapılıyor. Dahası, ilk üç ciltte biraz dolaşınca, bu bin yıllık birikimi parçalar halinde ele alan metinler silsilesinden, örneğin mimarlık tarihi değerlendirmelerinden, ortaya koca bir bütün çıkıyor.

Yine mimarlıktan örnek vererek devam edersek böylelikle Notre Dame Katedrali hakkında söylenebilecek temel karakteristik özellikler ve onunla başka katedralleri kıyaslama imkânı sunacak çeşitli bilgiler edinilebiliyor. Aynı şekilde kilise tarihinden edebiyat tarihine, felsefe tarihinden tıp tarihine kadar pek çok alanda benzer şekilde bilgilenmenin yolunun açık olduğunu söyleyebiliriz.

Temel düzeyde, yani Augustinus’la Thomas Aquinas arasında sekiz yüz yıllık bir dönem olduğunu ya da Ayasofya’nın inşa edilişiyle Aslan Yürekli Richard arasında altı yüz yıllık bir mesafe bulunduğunu bilip akılda tutarak okuma yapacak olanlar içinse Orta Çağ konusunda uzmanlaşmanın kapıları açılıyor. Çalışma bu anlamda, başka metinleri okumak, yeni bilgilerin peşine düşmek isteği yaratmasıyla iştah kabartıcı bir bilgi hazinesi. Kısacası Orta Çağ‘dan kalma kaleleri, şatoları, kemerleri, katedralleri, camileri, müzeleri, dar sokakları, üniversite kampüslerini ve sarayları, tarihsel bir seyir ve bütünlük içinde görüp anlamak için ciltler arasında kısa bir gezinti, bütün Avrupa ve Akdeniz coğrafyasında boydan boya gezmekten evvel mutlaka yapılması gereken keyifli bir ev ödevi olarak da görülebilir.

En azından Orta Çağ meraklıları için Umberto Eco ve çalışma arkadaşları böylesi bir kültürel gezinti konusunda tüm bilgi birikimlerini ortaya koymuş, Alfa Yayınları’nın titiz çevirileri de bu birikimi Türk okurunun hizmete sunmuş bulunuyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163