VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Temmuz 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Orwell soruyor: Sizce bir kitap, kaç sigara parası eder?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Orwell soruyor: Sizce bir kitap, kaç sigara parası eder?

George Orwell’in 1930’lar ve 1940’larda yazdığı yedi denemeyi bir araya getiren ‘Kitaplar ve Sigaralar,’ İngiliz yazarın edebiyatla ilişkisine ve politik kimliğinin dönüşümüne ışık tutuyor. Bu kitabı okuduktan sonra, ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ ve ‘Hayvan Çiftliği’ni bir kez daha okumak isteyeceksiniz.

Emrah Güler
guler.emrah@gmail.com

“Kitap okumaya vakit bulamıyorum.” “25 TL’ye roman mı olur?” Kitap okumanın zengin bir yaşam deneyimi olduğunun bir şekilde farkında olup da, bu deneyimin tadına doğru dürüst varamamış insanların ağzından çok duymuşuzdur benzer savunmaları. Bir yerlerde gizlenmiş o suçluluk ya da eksiklik duygusuyla, sorunuza soruyla karşılık vererek konuyu kapamaya çalışırlar kitaba vakit ya da para bulamayanlar.
“Sigara içmeye vaktim yok,” diyene pek rastlamayız ama. Ya da, “55 TL’ye rakı mı olur?” diye sorana. Okumanın pahalı bir ilgi alanı olduğu yargısı, okuyanın, hele de çok okuyanın, karşısına hiç olmadık yerde çıkar. Okumanın yaşam zenginliğiyle tanışmayanlar için ne kadar gereksiz bir masraftır evin her köşesini işgal eden kitaplar. Hepsine ayrı ayrı para saydırılmış yığınla kağıt parçasıdır, sayfa çevirmenin keyfini yaşamamış olanlar için.
Geçen ay 110. doğum gününü kutladığımız İngiliz edebiyatının büyük isimlerinden George Orwell de benzer cümlelerle karşılaşınca bu işin en temeline inmeye karar vermiş. “Kitap satın almanın, hatta okumanın pahalı ve ortalama insanın olanakları dışında bir zevk olduğu fikri o kadar yaygın ki, derinlemesine sorgulamayı hak ediyor,” diyerek 1946 yılında “Kitaplar ve Sigaralar” denemesini kaleme almış.
Deneme, Orwell’in editör bir arkadaşıyla yaşadığı sohbetle başlıyor. Arkadaşı, bir dönem beraber çalıştığı işçilerin gazete okuduklarını ama edebiyata gelince burun kıvırdıklarını anlatıyor. “Günübirlik bir Blackpool gezisine yüzlerce sterlin harcamaktan çekinmeyen” bu işçiler, bir kitaba on iki buçuk şilin vermeyi fazla görüyorlar.
Orwell de bunun üzerine kendi hesabını yapmaya karar veriyor ve 15 yıl boyunca biriktirdiği kitaplarını eline geçiş şekline göre kategorize ederek, adil şekilde bir fiyatlandırma yapmaya çalışıyor. Satın alınanlar, eleştiri yazması için verilenler, ödünç alınanlar ve kitap fişi ile alınanlar olarak ayrıştırabileceği 442 kitabı olduğunu saptıyor. Kitaplara yaptığı harcamayla tütüne yaptığı harcamayı karşılaştırdığında tütüne daha fazla para ödemiş olduğunu görüyor. Uzun uzadıya devam eden hesabın sonrasında Orwell, asıl amacını net bir şekilde söylüyor: “Okumanın ucuz eğlence türlerinden biri - hatta muhtemelen radyo dinlemekten sonra EN ucuz olanı - olduğunu göstermek için yeterince şey söyledim.”
Orwell, denemesinin ismiyle aynı adı taşıyan bu kitapta yalnızca kitaplar ve sigaralar hakkında “yeterince şey” söylemiyor. Sel Yayıncılık’tan Levent Konca çevirisiyle çıkan “Kitaplar ve Sigaralar”, yazarın bir sahafta çalıştığı günlere döndüğü anılarından yoksulluk gözlemlerine farklı konulardaki yedi denemesinden oluşuyor.

Kitapçı Anıları’ndan Yazının Korunması’na


Denemeler birbirlerinden bağımsız yazılmış, farklı zamanlarda ve yerlerde yayımlanmış olmalarına karşın kitaptaki sıralamalarıyla bir bütünlük içeriyor. Orwell’in kitaplarla ilişkisine odaklanan denemeler entelektüel özgürlük üzerine kafa yorduğu bir denemeyle daha politik bir alana geçiş yapıyor. Bu son denemeler, “Hayvan Çiftliği” ve “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”ü yazan George Orwell’in de habercisi olarak karşımıza çıkıyor.
Orwell, 1936 yılında yayımlanan denemesi “Kitapçı Anıları”nda bir sahafta çalıştığı döneme gidiyor ve sahafta çalışmamış olanların “çekici yaşlı beyefendilerin uçsuz bucaksız deri ciltli kitap sayfalarının arasında gezindiği bir tür cennet olarak” canlandıracağı bu mekanın hiç de çekici olmayan yüzünü anlatıyor.
“İlk baskı züppeleri”, “ucuz ders kitapları için pazarlık yapan doğulu öğrenciler” ve “yeğenleri için doğum günü hediyesi arayan kafası karışık kadınlar,” Orwell’in çalıştığı sahafının sevimsiz müşterilerinden bazılarını oluşturuyor. Londra’da, Hampstead ve Camden Town arasında işlek bir noktada olan sahafta karşılaştığı birbirinden farklı insan tipleri, Orwell’e “meslekten kitapçı” olmak istemeyeceğini gösteriyor. “Hayatım boyunca kitap ticaretiyle uğraşmak istemeyecek olmamın asıl nedeni, işin içindeyken kitap sevgimi kaybetmiş olmam,” diyen Orwell, kitaplarla ve kitapçılarla ilişkisindeki karanlık bir yanını da ortaya koyuyor.
“Bir Kitap Eleştirmeninin İtirafları,” her kitap eleştirmenini bunalıma sokacak, eleştiriyi bıraktıracak keskinlikte bir deneme. 1946 yılında yayımlanan bu denemede Orwell’in dili sert, saptamaları ise acıtıcı derecede doğru geliyor. Orwell, ayrıntılı bir şekilde portresini çizdiği eleştirmen tiplemesine hiç acımıyor. “Otuz beş yaşında bir adam, fakat ellisindeymiş gibi gözüküyor,” diyor. Sonrasındaki tanım ise daha da acımasız: “Mağdur, sinir hastası yaratık.”
Çok fazla sayıda kitap okuyup, eleştirmekten verimini giderek yitirdiğine inandığı eleştirmenlere sonunda bir öneri sunuyor Orwell: “Bana en iyi uygulama kitapların büyük çoğunluğunu göz ardı ederek kayda değer görünenler hakkında çok uzun - en azından 1000 kelimelik - eleştiri yazıları kaleme almak gibi gelmiştir hep.”
“Yazının Korunması”, kitaba adını veren deneme ve “Bir Kitap Eleştirmeninin İtirafları” gibi 1946 yılında yayımlanmış. 1946, “Hayvan Çiftliği” (1945) ve “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”ün (1949) yayımlanmalarının tam arasına düşen bir döneme denk geldiği için bu denemede ayrı bir önem taşıyor. Deneme, totaliter rejimleri ve bu
rejimlerde kendilerine yer arayan insanları eleştiren iki romanından da düşünsel izler taşıyor.

Orwell, totaliter rejime karşı

Orwell, bu denemesinde çağımızda entelektüel özgürlüğün neden tehdit altında olduğunu sorguluyor ve okuyucuya iki neden sunuyor: “Bir yanda teorideki düşmanları olan totalitarizm savunucuları; diğer yanda, daha birincil, pratik düşmanları olan tekeller ve bürokrasi var.” Totaliter devletlerin hayata geçirdiği “örgütlü yalan söyleme durumu”, “bir inanç çağından çok bir şizofreni çağı vaat” etmeleri ve buna benzer saptamalarında okuyucunun tüylerinin diken diken olmaması neredeyse imkansız. Özellikle de Türkiye’de 2013 Haziran’ını yaşamış okurun. Orwell’in neredeyse 70 yıl önce kaleme aldığı totaliter devlet, polis teşkilatı, sansür ve otosansür üzerine yorumlarının hâlâ ne kadar geçerli olduğunu görmek ise bir yandan heyecanlandırıyor, bir yandan korkutuyor.
Kitapta yer alan son denemeler ise Orwell’in geçmişinden ve politik kimliğinin oluşmasında belirleyici olan dönüm noktalarından çarpıcı izler taşıyor. Disiplinli bir Katolik okulunda okuması, İngiliz sömürgesi Burma’da yaşaması, polis teşkilatında görev yapması ve İspanyol İç Savaşı’nda Franco’ya karşı savaşan gönüllülere katılmasının yansımalarına bu denemelerde de rastlıyoruz.
1940 yılında yayımlanan “Ülkem Sağ mı, Sol mu?”da küçüklük anılarına giderek, 1. Dünya Savaşı’nın kendi kuşağına etkisini ve 2. Dünya Savaşı hakkında neler düşündüğünü anlatıyor. Denemeyi yazdığı dönemde başlayan savaşı neden desteklediğini ise şu şekilde anlatıyor: “Hitler’e direnmek ve ona teslim olmak haricinde gerçek bir alternatif yok ve sosyalist bir bakış açısından direnmenin daha iyi olduğunu söylemek zorundayım.”
Kitabın en dokunaklı denemesi “Yoksulların Ölümü”nde Orwell, 1929 yılında Paris’te geçirdiği birkaç haftayı anlatıyor. Yüksek ateşle girdiği hastanedeki doktorlar, hemşireler ve tedavi yöntemleriyle ilgili gözlemleri, iyileştikçe yerini hastalarla ilgili gözlemlere bırakıyor. Hastalığı ve ölümü çok yakınında hissettiği bu ziyaretinin son günlerine doğru şunları söylüyor: “İnsanlar savaşın dehşetinden bahsediyor, fakat hangi insan icadı silah gaddarlıkta sıradan hastalıklara yaklaşabilir ki? ‘Doğal’ ölüm, adeta tanımı gereği, yavaş; kokuşmuş ve ıstıraplı bir şey anlamına geliyor.”
“Hayvan Çiftliği” ve “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” ile bu günlerde daha fazla konuşup, daha fazla anlayıp, daha fazla saygı duyduğumuz George Orwell, “Kitaplar ve Sigaralar” ile geçen yüzyılda yaşamış büyük bir yazardan daha yakın bir kimliğe bürünüyor. Kitaplarla ve yazıyla karmaşık ilişkisini, düzen karşıtı politik kimliğinin çıkış
noktalarını daha iyi anlayabiliyor, Orwell’i hem büyük bir yazar, hem de gerçek bir insan olarak algılıyoruz.




Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163