VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Nisan 2009 Salı | Anasayfa > Haberler > Oscar Wao:İçimizden biri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Oscar Wao:İçimizden biri

Bir lanet: Fuku! Ve bir karşıbüyü: Zafa! Yeni Dünya ile birlikte uç veren, dünyayı kuşatan bir çember...

MÜGE İPLİKÇİ






Dominik asıllı Amerikalı yazar Junot Diaz ilk öyküleriyle The New Yorker’da edebiyatseverlerin karşısına çıkmış ve 21. yüzyılın en iyi yirmi yazarı arasında anılmaya başlamıştı. Yazar, 2008 Pulitzer Ödülünü kazanan “Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı” romanı ile bu sıralamadaki yerini perçinlemiş görünüyor.
Kahramanı Oscar’ın peşi sıra okurları çıkardığı bu yolculukta Diaz, avantgarde teknikleri metne teğellerken, ahlaki değerlerin hesaplaşmasını yapmaktan da geri kalmıyor. Oscar’ın yaşadığı ABD, diğer tüm Dominik diyasporasanın ya da hemen hemen bütün göçmenlerin farklı duyumsayabileceği bir diyar. Geride bıraktıkları yurtlarının hayaleti ve özlemi peşlerini bırakmıyor, bir diğer yandan da bu ‘yeni’ ülkede tutunmaya çalışıyorlar.
Kendi ülkelerinde tecrübe etmeyi başaramadıkları özgürlük fikri bir ışık prizmasının yalan yanlış yansımalarıyla sürekli bir göz aldanısı yaratıyor olsa da bu topraklar üzerinde yaşamaya devam ediyorlar. Belki de başka çareleri yok!
Parçalanmış kimlikleriyle hayata tutunmak isteyen bu insanlardan biri de kitabın kahramanı Oscar. Şişmanlığı her satırda vurgulanan, kızlarla ilişkisi 7 yaşından sonra sekteye uğrayan, bilimkurgu saplantısı had safhada olan ilginç bir karakter. Oscar’ın hayattaki en büyük ideali ise Dominikli Tolkien olmak! Kızkardeşi Lola ise Oscar’ın tam tersi bir karaktere sahip. Son derece kendinden emin, iş bitirici ve yaşama açık açık kafa tutan biri. Gerçekçi ve pratik yanıyla New Jersey’in dişli Dominiklerinden biri olan Lola, Oscar’ı sürekli hizaya getirmeye çalışıyor: “Değişmek için bir şeyler yapmalısın Oscar!”
Lola’nın Oscar’a fiziksel görünümünü değiştirmesi konusunda tekrarlayıp durduğu bu öneri, erkek kardeşinin ‘bakir bir erkek olarak’ ölmemesi için. Ancak bu sadece bekaretle sınırlanamayacak bir konu kitabın genelini düşündüğünüzde. Yazar Junot Diaz’ın değişime yaptığı vurgu kitabın ana teması, neredeyse. Kaldı ki ısrarla üzerinde durduğu bir husus var Diaz’ın: Bu yazdıklarının bir fuku öyküsü olduğu! “Fuku, bir lanet ya da beddua olabilir,” diyor yazar.
Yeni Dünya’nın laneti ve uğursuzluğuyla başlayan, derken ortalığa saçılan bir karabüyü! Onu Porto Rikolular da biliyor; Haitililer de... Avrupa’nın Yeni Dünya’ya ayak basmasıyla başladığına inanılan fuku gerçek bir lanet, asırlara meydan okuyan bir bedduadır. Buna rağmen bir masal değildir. Gündelik yaşamın içinde, alabildiğine gerçek ve her yerdedir.
Kitapta anlatıldığına göre Dominik Cumhuriyeti’nin ömür boyu asıp kesen diktatörü de bir fukuydu! Tam otuz yıl boyunca ülkeyi kasıp kavuran Rafael Leonidas Trujillo Molina da fukunun patronlarından, başpapazlarından -ya da hizmetkârlarından- biriydi. Fuku ve bu ’domuz gözlü’diktatör - aralarından su sızmıyordu! Kifayetsiz sığır hırsızı diye de bilinen bu diktatöre küfür mü ettin, iki gün sonra nalları dikiyordun! Napoleon dönemi giysilere düşkün bu zorbayla ilgili olumsuz bir şeyler mi kafandan geçirdin; köşeye sıkışıp kalıyordun! Bu ten rengini bir biçimde ağartmış sadiste suikast düzenlemeye yeltenenler eski hallerini mumla arar hale geliyorlardı....
Oscar’ın annesinin hayatını belirlemiş ve böylesi bir hayattan Oscar ve Lola’ya uzanan bir fukuydu bu aslında. Belki de Dominik Cumhuriyeti’nin 1930-1960 yılları arasında kendi insanlarına üfürdüğü kanla yoğrulmuş bir karabüyüydü: Kurtulmaya çalıştıkça batıyor, battıkça daha derine yuvarlanıyordunuz. Ülkenin her alanını, politik, kültürel, sosyal ve ekonomik çehresini yerle bir eden bu diktatör ve yarattığı korku iktidarı halkı kölesi gibi yıllarca kullanmış, sahip olduğu devasa güçle azmış kudurmuştu. Ortalığa saçtığı zehirle günden güne güçlenen Trujillo, bombardıman uçakları, kurduğu çam yarması ordusu ile dönemin en beter karakterlerinden biriydi. Diaz’a göreyse çok daha tehlike arzeden biri: ’ilk bakışta yalnızca bir Latin Amerika devlet başkanının prototipiydi, ancak sahip olduğu gücün alanı, pek az tarihçi ve yazarın gerçek anlamda kavrayabildiğinden ya da tahayyül edebildiğinden çok daha geniş ve ölümcüldü’.
Kısaca kötüydü Trujillo. Kelimenin tam anlamıyla kötü. Bu yüzden de fukuya pek yaraşıyordu. Bütün bu şeytani hamleler içersinde de halktan tek bir şey istiyordu: Mutlak itaat... Ve hiç kuşku yok ki bu da has kötülüğün ta kendisiydi!
Ne yalan söyleyeyim Türkiyeli bir okur-yazar olarak Diaz’ın satırlarını okurken fukunun yarattığı manyetik etkinin okyanuslar aşma konusundaki marifetine şaşırıp kaldım! Dominik Cumhuriyeti nere, bizim buralar nere! Yunanistan’daki cunta rejimi, Cezayir, Türkiye’deki darbeler, İran, Irak, Suriye... Ama fukuydu bu işte! Ne yeri belliydi, ne zamanı... Amaç hükmetmek olduğunda, iktidar denen şenlik kimsenin gözünün yaşına bakmıyordu galiba!
ÇEMBERLER KIRILMAK İÇİNDİR
Ancak kitapta üzerinde durulan bir başka husus daha vardı ki yeniden yüreğimizi hoplatabilirdi: Zafaydı bu... Zafa! Bir tür muska, büyüyü bozacak, felaketi durduracak, her şeyin yeniden başlamasına vesile olacak bir karşıbüyü... Bir tür murattı zafa: Değişimin ta kendisi! Fukudan yayılan berbat enerjiye karşı yaşamın sunduğu bir antitez, üstelik çemberleri kırmak için birebir... Neden mi? Çünkü ister inanalım ister inanmayalım: Çemberler kırılmak içindir. Ve hatta çemberler daima kırılır... (Ben Diaz’ın yalancısıyım valla!)
Junot Diaz’ın sözcükleriyle aktaracak olursak:
“Zafa.
Eskiden çok daha yaygın, deyim yerindeyse daha etkiliymiş. Ancak hâlâ, herşeyi zafalayan insanlar var....Uğursuzluk yakanıza yapışacak vakti bulamasın diye, yirmi dört saat zafa. Şu an, bu sözcükleri yazarken de, bu kitabın bir tür zafa olup olmadığını merak ediyorum. Benim karşı büyüm, muskam.” Besbelli ki Diaz’ın muskası tutmuş! Hem Oscar ve ailesini gözler önüne seren çarpıcı bir öykü anlatmış bizlere hem de bu anlattıklarının değerini bilen çıkmış! İspanyolca sözcüklerle bezeli bu canlı romanı Püren Özgören’in diri Türkçesinden okumanın ayrı bir serüven olduğunu da belirtelim.

Paylaş