VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2013 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Osman Aysu kendini ve kitabını anlatıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Osman Aysu kendini ve kitabını anlatıyor

Okudum. Elime ne geçerse okudum. Günlük gazetelerden ansiklopedilere, sayısı çok az olan mecmualardan Maarif Klasikleri’ne kadar. Bu bende bir tür açlıktı” diyen Osman Aysu’nun son kitabı “Önce Aşk” çıktı.



Sanırım yazma isteği, 1940’lı yılların sonuna doğru henüz bir ilkokul talebesi iken benliğime düşmüş bir ateş topuydu. İkinci Dünya Harbi'nin hitamında o zamanın çocuk ve gençlik kuşağı bütün yokluk ve imkânsızlıklara rağmen okuma şevkiyle mücehhezdi. En azından kendi adıma şu samimi itirafta bulunabilirim ki, okuma ve yazmayı öğrenmek, bana "dünyaya açılan bir pencere" niteliğindeydi.

Önce okudum...
Elime ne geçerse okudum. Günlük gazetelerden ansiklopedilere, sayısı çok az olan mecmualardan Maarif Klasikleri ’ne kadar. Bu bende bir tür açlıktı. Daha o tarihlerde bile yazmak istiyorsam, bunun alt yapısının ancak çok okumakla mümkün olacağı gerçeğini kavramıştım.
çağımın aydınlanma gereçleri ne yazık ki çok kısıtlıydı. Sinemayı da bu vasıtalardan biri olarak telâkki ettim. Eğlenmek için değil, farklı toplumların yaşam biçim ve niteliklerini öğrenmek için gidiyordum sinemaya. Fakat bir süre sonra sinema kaynağının belirli bir ülkenin propaganda vasıtası olduğunu anlamakta gecikmedim.

Okuma zevkini bana aşılayan en önemli kişi, benden on yaş büyük olan ablam olmuştu. İlk Maarif Klasikleri ’ni bana o aldı. Ünlü Fransız, Alman, Rus yazarlarıyla onun sayesinde tanıştım. Am a henüz ilkokulun son veya ortaokulun ilk sınıfındaydım. Ne çare ki, yaşım ve kültürümün yetersizliği nedeniyle okuduklarımın künhüne varamıyor, özünü, aslını anlamakta zorlanıyordum. Bu nedenle yaşım ve eğitimim ilerledikçe, o eserleri yeni baştan okuyor ve her seferinde yeni hazlara erişiyordum. Bu alışkanlık lise, üniversite ve sonraki dönemlerde de sürüp gitti.

Ama hiç kuşku yok ki, içimdeki yazma isteği Michel Zevaco'nun çocukluk yıllarımda okuduğum romanlarıyla başladı. Eminim ki, Zevaco yazmaya meyyal pek çok gence ilk yol gösteren, içindeki yeteneği ateşleyen, okuma kadar yazma zevkini de tahrik eden yazarlardan biridir. İlk denememi beşinci sınıfta yaptım. İkincisini de ancak liseni n onuncu sınıfındayken kısa birkaç hikâye olarak gerçekleştirdim. Ne yazık ki, uzun yıllar sakladığım bu denemeleri ahiren bir ev nakli sırasında kaybettim.

Hayat meşgalesi bana yazma şansı vermedi. Ta ki, elli beş yaşıma kadar. O tarihte emekli olunca can sıkıntısından evimdeki çalışma odama kapanıp sırf boş vakitlerimi değerlendirmek amacıyla yazmaya başladım. Bunun ilerleyen yıllarda bir yaşam tarzı, vazgeçilmez bir tutku haline dönüşeceğini asla tahmin ve tasavvur edemezdim.

İlk kitabımı 1990’da yazdım. Ama bastırmak, umuma ulaşmasını sağlamak gibi bir niyetim yoktu. Yorgun geçen bir ömrün son dönemlerinde sadece oyalanmaktı amacım. Dört tane polisiye roman yazmıştım. Bir gün rahmetli Refika ’m yazdıklarımı merak ederek okumak istedi. İlk yazdığım kitabın müsveddelerini bitirince de bir yayınevine gidip bastırmamı istedi. Ona bir yazar olmadığımı sadece oyalanmak için yazdığımı ısrarla söyledim. Ama onun ısrarı ba skın çıktı ve ilk kitabım 1994'te basıldı. Hiç beklemediğim bir ilgi görmüştüm ve birden ünlendim.



Pek çok dostum niye polisiye roman yazdığımı, avukatlığımın bununla bir ilgisi olup olmadığını sorarlar. Kesinlikle meslek ve tahsilimin yazdığım türle bir alakası yok. Sebep bambaşkadır... Çocukluğumdan beri o tür roman okumayı severim. Bizim yazarlarımız ise bu türe fazla rağbet etmezler. Malûm olduğu üzere polisiyenin edebiyatın tali bir dalı olduğu söylenir. Beni bu konuda yazmaya iten en büyük âmil ise kesinlikle bu gerekçe değildir.
yazmaya başladığım sıralarda çalışma odamda düşünüp durdum; neden Türk okuru hep tercüme kitaplar okuyor, neden roman kahramanlarının yaşadığı mahaller, olayların geçtiği yerler, tanımadığımız, bilmediğimiz yerler oluyor, diye. Bir Amerikan polisiyesindeki 5. Avenue'yu kaç Türk okuru hakkıyla bilebilir? Oysa Taksim'de, Teşvikiye'de, Boğaziçi'nde geçen bir macerayı daha zevkle, keyif alarak okumazlar mı, diye düşündüm. Türü de sevdiğime göre bu konuda yazabilirdim. Maceram böyle başladı...

Yaşım 80’e yaklaştı. Günde hâlâ yedi sekiz saat yazacak enerjiye sahibim.
Tam sayısını bilmemekle beraber yaklaşık 20 sene içinde , 90 civarında kitap yazdım. Bazıları bu rakamı çok fahiş bulabilir ama keyfiyet benim için hiç de öyle değil. Zira yazmak artık benim için yaşamın, var olmanın kaçınılmaz rüknüdür. Yazdığım sürece var olduğumu hissediyorum.

Benden son romanım için muhtasar bir açıklama istediler. Bu benim için adeta imkânsız. Yarını bilmiyorum ki, bir açıklama yapayım; sadece yaşıyor ve yazıyorum...


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam