VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Osmanlı’dan kaçış yok!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Osmanlı’dan kaçış yok!

“Herkes İçin Osmanlı” kitabının yazarı Kerem Çalışkan, “Atatürk ve Cumhuriyet kuşağının kendisi zaten Osmanlı’ydı. Osmanlı’nın yıkılma nedenlerini bizzat yaşadıkları için, ayakta kalmak için Cumhuriyet’i kurdular. Neo-Osmanlı hareketinin anlaması gereken bu” diyor

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Tarih, ayrıntıya girdikçe olay örgüsü ve dili karmaşık hale gelen bir alan. Siz özellikle her kesimin anlayabildiği bir tarih kitabı yazdınız. Böyle bir kitabı hazırlamak zor oldu mu?
Tarihin herkesin anlayacağı rahat ve basit bir dille yazılması özel bir çaba gerektiriyor. Ayrıca tüm bilgilerin, dataların ve ayrıntıların eksiksiz aktarılması ve ‘sıkıştırılması’ (yoğunlaştırılması) gerekiyor. Böylece kısa ama özlü bir metin ortaya çıkıyor. Biz bu tarza ‘kompakt’ dedik. Bu sözcüğün Türkçede tam karşılığı yok. Bunu yaparken gazeteciliğin getirdiği bir dil rahatlığını kullandık. 40 yıllık tarih birikiminin 40 yıllık gazetecilik deneyimi ile buluşmasının özgün bir sonucu...

Neden “Herkes İçin Osmanlı”?
Çünkü Osmanlı’dan kaçış yok! Günümüzde nereye bakarsanız bakın siyasete, toplumsal olaylara, FETÖ’cü darbe girişimlerine, başkanlık sistemi çabalarına, Irak-Suriye’da yaşananlara, IŞİD’e, İslamcılığa, ayrılıkçı kavgalara… Hepsinin arka planında Osmanlı döneminden kalan bir iz, bir miras görürsünüz. Bu nedenle Osmanlı’yı 7’den 70’e, herkesin iyi bilmesi ve öğrenmesi gerekiyor. Burada ‘herkes’ rastgele bir sözcük değil, kimse dışında kalamaz, Osmanlı’dan kaçamaz anlamında.

Osmanlı modernleşmede gecikti

21. yüzyıl Türkiye’sine baktığımızda Neo- Osmanlı rüzgârının hâkim olduğunu görüyoruz. Osmanlı’ya neden özlem duyuluyor sizce? Siz Neo-Osmanlıcılık hareketini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Osmanlı’ya özlem duyulması doğal. Çünkü Osmanlı, güç, saltanat ve görkem demek. Yani geçmişin parıltısından güç devşirmeye çalışıyorsunuz. “Benim dedemin ne konakları, çiftlikleri vardı” diye anlatan yoksul insanlar gibi. Burada unutulan nokta şu: Atatürk ve Cumhuriyet kuşağının kendisi zaten Osmanlı’ydı. Osmanlı’nın yıkılma nedenlerini bizzat yaşadıkları için, ayakta kalmak için Cumhuriyet’i kurdular. Neo-Osmanlı hareketinin asıl anlaması gereken bu... Kısa süre önce 100 yaşında bir çınar olarak dimdik hayata veda eden, dünyanın bir numaralı Osmanlı uzmanı Prof. Halil İnalcık, bu Neo-Osmanlı heveslilerine hiç yüz vermedi. Merak edenlere ise Osmanlı’nın çöküş nedenlerini anlattı.

Peki, siz yazarken ne kadar tarafsız olabiliyorsunuz? Osmanlı’nın hiçbir hatası olmayan bir devlet gibi gösterilmesine ne diyorsunuz?
Osmanlı’nın kuruluş tarihi, Türklerin Anadolu’ya gelişi neredeyse bin yıllık bir eşiğe yaklaşıyor. Osmanlı’ya duygusal değil, nesnel bakmak için yeterli bir süre... Tabii ki Osmanlı hatasız, mükemmel bir devlet ve toplum değildi. Örneğin adalet kavramına çok önem vermesine, “Adalet mülkün (ülkenin) temelidir” demesine rağmen, padişahlar resmi görevlilerin halka yaptığı zulümlere karşı sürekli “Adaletname” fermanları çıkarmak zorunda kalmıştı. Günümüzü de etkileyen önemli bir Osmanlı ‘hatası’ şu: “Modernleşmede gecikme”. İlerlemeye, çağdaşlaşmaya karşı tutuculuk ve bağnazlık . Esas bundan ders almak gerekiyor.

Osmanlı Devleti’nin çöküşüyle ilgili daima çeşitli nedenler üzerinde konuşulur. Size göre en önemli neden veya nedenler neler?
Osmanlı kendi geleneği içinde uluslaşmayı sağlayamadı. Örneğin Fransa, Almanya bunu becerirken, Osmanlı kendisini Türklük üzerine dönüştüremedi. Tabii bunun derin sebepleri var. Osmanlı yönetimi “Osmanlı milleti” demiş. Ama böyle bir millet yok; Türk milleti var… Bu gerçeği ancak Atatürk kuşağı hayata geçirmiş, temel neden bu. Bir de Prof. Halil İnalcık, Osmanlı padişahlarının sorumsuzluğunu ve hesap vermezliğini Osmanlı’nın yıkılma nedenleri arasında birinci sırada sayar. Bir neden daha sayarsak, Osmanlı ekonomisi savaş ve fetih üzerine kurulu… Yani üretim ve ticaret mantığı (merkantelist) üzerine kurulu değil. Bu nedenle askeri yenilgiler başlayınca çöküş başlıyor. Zaten bütçenin yarısı orduya gidiyor. Zincirleme etki ile Osmanlı toplumu yavaş yavaş çöküyor. Ancak zihniyet dönüşümünü, yani ticari üretim ekonomisine geçişi sağlayamıyorlar.

Kahve Osmanlı’dan bugüne uzanan önemli bir kültürel gelenek. Osmanlı’dan bugüne devam etmeyen, zaman içinde eriyen kültürel gelenekler de oldu. Kahve kültürü neden bu denli uzun ömürlü oldu ve kökleşti?
Kahve Osmanlı’ya Kanuni döneminde 1550’lerde bir girmiş, pir girmiş. 500 yıldır höpürdetiyor, keyifleniyor, fal bakıyoruz. Tabii kahvehanelerin doğuşu Osmanlı’da daha önce olmayan bir sosyal mekân yaratıyor. Çünkü meyhaneler böyle herkesin gittiği bir halk mekânı değil. Kahve bu boşluğu dolduruyor. Ayrıca pişirilmesi, sunumu, fal bakışı bir ritüele dönüşüyor. Evlerde kahve saatleri oluşuyor. Misafire sunulan en temel ve basit ikram… 40 yıl hatırı var. Hele taze elden taze çekilmiş bir kahve gelirse… Osmanlı ve giderek Türk kültürünün bir parçası haline geliyor. Atatürk’ün kahve tutkusu (günde 30-40 fincan) kahvenin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e hızlı geçişini de sağlıyor.


Ordu çökerse ne Osmanlı hevesi kalır ne Türkiye!

Osmanlı’nın altı buçuk asır ayakta kalabilmesindeki en önemli faktör, toplumun en tepesinden en alt noktasına kadar yayılan ve düzenli işleyen sağlam bir devlet mekanizmasının olması. Yükseliş döneminde (1300-1600) Avrupa’da neredeyse önünde duracak ciddi bir güç yok. Çöküş döneminde ise (1600-1900) her şeye rağmen toprak kaybetse de, iç işleyişini (yani devleti) ayakta tutabiliyor. Devletin çekirdeği olan Osmanlı ordusu sağlam olduğu sürece Osmanlı ayakta kalmış. Ordu çöküp dağıtılınca (1826) Osmanlı çöküyor. Türkiye Cumhuriyeti de ancak TBMM’ye bağlı yeni Türk ordusunun inşası ile kuruluyor. Şimdi TSK’yı çökerten, yapısını bozanlara dikkat etmek gerekiyor. Neo Osmanlı heveslileri Osmanlı’dan ders almalı. Ordu çökerse ne Osmanlı hevesi kalır ne Türkiye!

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam