VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2010 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Osmanlı"nın en güçlü ve unutulan kurumu, ordusu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Osmanlı""nın en güçlü ve unutulan kurumu, ordusu

Gülgün Üçel-Aybet""in ""Avrupalı Seyyahların Gözüyle Osmanlı Ordusu"" kitabı, Osmanlı Devleti""ni dünyanın en güçlü devleti kılan bu kurumunu tüm detaylarıyla anlatıyor.

Atom Damalı

Siyaset biliminin kurucusu ve 15. yüzyılın en önemli devlet adamlarından kabul edilen Machiavelli, “Il Principe (Prens)” isimli eserinde “Güçlü devlet güçlü bir ordu ile olur” der. Gerçek şu ki; onun bu yorumu 500 yıl sonra hâlâ geçerli.

Bugün dünyanın en güçlü devleti, hem de dünyanın en borçlu ve en fazla ticaret açığı veren ülkesi olmasına rağmen ABD... Sanırım bu konuda herkes hemfikir.

Bu nasıl açıklanır?

Bu sorunun yanıtını ABD’yi diğer ülkelerden ayıran önemli farklarda aramak gerek... Bunların başında da; “kurduğu toplumsal yapı ile güvenlik, hukuk ve idari kurumları bağımsız hale getirmiş olması”, “hiçbir ülke ile kıyaslanamayacak kadar güçlü bir askeri yapı yaratmış” ve yine “hiçbir ülkenin geliştiremediği kadar ileri teknolojisini ordusunun gelişmesi için kullanması” olması yatıyor.

DERİNLEŞEMEYEN GÜÇLER
Benzer bir durum, Osmanlı Devleti için de geçerli. O da 500 yıl önceki dünyanın en güçlü devletiydi ve dünyanın en güçlü ordusuna sahipti. Osmanlı’daki toplum yapısı bugünkü ABD’de olduğu gibi değişik dinlere sahip, bir pota içerisinde eritilmiş birçok farklı ulustan oluşmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu’nda da çağına göre gelişmiş bir idari yapılanma mevcuttu. İdari teşkilata ferman, kanun ve buyruklarla emredilen görev ve sorumluluklar dağıtılmıştı.

İşte Gülgün Üçel Aybet’in “Avrupalı Seyyahlar Gözüyle Osmanlı Ordusu” isimli kitabı, bizlere bu güçlü ordunun özelliklerini aktarırken imparatorluğun yükselme devrinde askeri, idari ve hukuki kurumlarının her birine verilen olanakları, sorumlulukları ve görevleri ve her birinin nasıl ayrı birer güç haline geldiğini anlatıyor. Kurum yöneticilerinin “kısa süreli görev yeri” uygulaması ile bir süre sonra başka bir yere atanması ve böylece tebaa üzerinde nüfus kazanmalarına olanak verilmemesini de... Böylece demokrasilerdeki kuvvetler ayrımı prensibi uygulanabiliyor ve tıpkı bugünkü ABD’deki bağımsız kurumlar gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da kurumların bağımsızlığı, birbirleri üzerinde üstünlük kurmaları engelliyordu.

YÜKSEK TEKNOLOJİK ORDU
Osmanlı ordusu ile ABD’nin benzerlikleri bununla sınırlı değil... Bugün ABD ordusunun uyguladığı uzay savaşları teknolojisi ne ise 500 yıl önceki Osmanlı cebecilerinin geliştirdiği zırh, miğfer ve silahlar, topçu ocağında geliştirilen dönemlerinin en yüksek kapasiteli özel döküm topları, tunç ve demir humbaralar (el bombaları ) aynı derecede gelişmiş teknoloji ürünleriydi. İşte ordunun gücünün, devlete katkısı da burada ortaya çıkıyordu. Çünkü diğer devletlerin elinde bu teknolojiler yoktu ve bu da Osmanlı Devleti’ne büyük bir avantaj sağlıyordu. Böylece Osmanlı ordusu gelişmiş silah teknolojisi ve savaşlarda kullandığı psikolojik taktiklerle tıpkı bugünkü ABD gibi dünya ülkelerinin ağabeyliğini yapıyordu.
Peki bu gücün sırrı neydi? Osmanlı ordusu merkezde kapıkulu ve eyaletlerde tımarlı sipahiler olmak üzere iki büyük ordudan oluşurdu. Yükselme devrinde dünyanın en mükemmel düzenli ordusuydu. 17. yüzyıl ortalarında 75 bin yeniçerisi, 15 bin kapıkulu sipahisi, 8 bin cebecisi, 3 bin topçusu, bine yakın lağımcı ve humbaracısıyla merkez ordusu 100 bin kişiye ulaşıyordu. Buna savaş zamanında değişik şehirlerden hatta Osmanlı’ya tabi diğer devletlerden toplanan eyalet ordusunun 500 bine yakın tımarlı sipahilerinin de ilavesiyle dünyanın en güçlü ordusu ortaya çıkıyordu.

KEŞKE DONANMA DA OLSAYDI
İşte Gülgün Üçel-Aybet, Osmanlı devletini dünyanın en güçlü devleti kılan ordusunu tüm detaylarıyla anlatarak aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli, ama ne yazık ki fazla gündeme gelmeyen yönünü de hatırlatmış oldu. Ama keşke kitapta Osmanlı askeri gücünün diğer bir boyutu olan Osmanlı donanması hakkında da benzer bilgilere yer verilseydi. O zaman Üçel-Aybet’in kıymetli çalışması çok önemli bir başka eksikliği daha tamamlamış olacaktı.

Günümüz ABD’si ile 500 yıl öncesinin Osmanlı Devleti arasındaki önemli benzerliklerden biri de mali yapılanmalarıydı. 17. yüzyıla kadar bütçesinin çok büyük bir kısmını askeri giderlere harcayan Osmanlı Devleti, yaptığı fetihlerle ve başarılı savaşlar neticesinde ele geçirdiği zenginliklerle bütçesini dengeleyebilirken, ileriki yüzyıllarda bu başarının devam etmemesi neticesinde bütçe açıkları kontrol edilemeyecek oranlara çıktı. Bunun yarattığı sorunlar da Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirdi. ABD’nin mali yapısı da bugün kontrol edilemeyen sorunlar içerisinde karmaşık bir yapı sergilemekte. Ancak bu yapının neler getireceğini ancak gelecek nesiller görebilecek...

Yabancı seyyahların Osmanlı Ordusu yorumları
Avrupalı seyyahların Osmanlı Ordusu’na bakışlarında, Batı’nın Osmanlı’ya olan genel yaklaşımını yani oryantalist bakışı görmek mümkün... Teknik bilgilerden çok askerlerin giyip kuşamlarına, duruşlarına değinilen metinler zaman zaman abartılı yaklaşımlar da izliyor. Ancak Osmanlı’nın zayıflaması ile bu metinlere de eleştirel görüşler girmeye başlıyor. Çünkü ordunun bir dönem seyyahların gözlerini kamaştıran gücü kaybolmaya başlıyor. Yani devlet zayıflarken ordunun da güçsüzleştiğini bu alıntılarda da görmek mümkün.

- Askerlerin sessizliği, heykel gibi duruşları hayran olunmayacak gibi değil.
(1573 Fresne-Canaye)

- Ordugahta mükemmel bir temizlik vardı. Bizim askerlerimiz ders almalılar.
(1615 Pietro Della Vale)

- Sefer alayı davulların sesine göre düzen içerisinde gidiyordu. Flütler ve obualar ve zafer şarkıları ile. Paşa ve subaylar ilerliyorlardı.
(1658 m DE Hayes)

- Silahları çok parlak olup insanın gözlerini kamaştırıyordu. Yeniçerilerin bakışlarındaki keskinlik, duruşlarındaki azamet onların savaştaki başarısını önceden haber veriyordu.
(1669 Guillatiere)

- Topçu birliğinin arkasında sakalar, su taşıyıcıların arkasında aşçıbaşı ilerliyordu. Büyük bir bıçak ve balta taşıyordu. Çorbacılar samur kürklü kaftan giymişlerdi. Hacı Bektaş Veli’nin bayrağı yanında altın sırma işlemeli üç sancak...
(1672 Antoine Galland)

- Bu hafif süvariler eskiden dünyanın en asil şövalyeleriydiler. Yağma ve isyanlarına devam ettiler, kurumlarını harabeye çevirdiler.
(1702 Aaron Hill)

OSMANLI ORDUSU BİRİMLERİ

YENİÇERİLER: Osmanlı Ordusu’nun en önemli askeri birliği olan yeniçeriler gayri Müslim toplumdan seçilen çocukların devşirmesi ile oluşturulmaktaydı. İstanbul’da kışlalarında ikamet edip, üçer yıllık süre ile İmparatorluğun eyaletlerinde görevlendirilirlerdi. Yeniçeri Ağası, Sekbanbaşı, Kethüda Bey, Zağarcıbaşı, Samsoncubaşı, Turnacıbaşı, Hasekiler, Çavuşbaşı, Muhzır Ağa, Bölükbaşı, Yayabaşı, Devecibaşı, Solakbaşı, Talimhanecibaşı, Zemberekcibaşı, İmamı gibi alt birimleri olan kompleks bir işletme düzenleri bulunmaktaydı.
SİPAHİLER: Osmanlı Ordusu’nun süvarilerini oluşturan sipahiler en iyi yetiştirilmiş, kibar, nazik, cesur ve tecrübeli, askerlerdir. Birçoğu ileri yıllarında devlet yönetiminde göreve alınmaktadırlar. Silahları ok, yay, cirit ve kısa süvari tüfekleridir.

DİĞER MERKEZİ BİRİMLER
Cebeciler: Yeniçeri zırhları,silahları, siper aletleri ve cephaneden sorumluydular.
Topçular: Özel dökümhanelerde üretilen top sanayi ile en teknolojik birimlerden biriydi.
Lağımcılar: Kale kuşatmalarında toprak altından lağım döşemek ve kaleye varan yerde barutları ateşlemekle görevliydiler.
Humbaracılar: Bomba ve el bombası dökümü Topçu Ocağı’nda yapılmaktaydı.
EYALET ORDUSU
Tımarlı Sipahi: Osmanlı eyalet ordusunun en büyük askeri kuvvetini oluşturan tımarlar, toprağın sahibi değil yöneticileridir.
Kale Muhafızları: Sınır bölgelerinde düşman saldırılarına karşı şehrin korunmasına yönelik kaleler inşa edilmiştir. Bu kalelerde yeniçeriler görev yapmaktadır.

DİĞER BİRİMLER
Müsellem, Akıncılar, Cerahor, Azap, Martolos, Canbaz, Yörük, Voynuk, Derbendçiler gibi özel görevleri olan birliklerin yanında bazı düzensiz askeri birlikler, Osmanlı Ordusu’nu yenilmez bir güç olarak dünya sahnesine çıkartmıştı.

Paylaş