VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Owba coocoo*dan yükselen çığlıklar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Owba coocoo*dan yükselen çığlıklar

Marcus Rediker, “Köle Gemisi” kitabıyla okuru lanetlenmiş bir yolculuğa çıkarıyor.

Fügen Ünal Şen

Okurken her sayfasında daha da mutsuz olduğum bir kitapla ilgili sizinle sohbet etmek istesem bana kızar mısınız? Zira sanki size anlatırsam, kitabın satırlarından örnekler seçip paylaşırsam, içimden taşan isyanı dizginleyebilecekmişim gibi geliyor. Bu zamansız nefes alışlarım düzene girecek, mide bulantım geçecek, odama dolan ve sanki damağıma yapışan şu ağır koku ilk açık pencereden uçup gidecek; ne dersiniz deneyelim mi?
Beni hırpalayan kitabın adı “Köle Gemisi”. Yazarı Amerikalı tarihçi, yazar, akademisyen Marcus Rediker...
Kitaptan söz etmeden önce “Köle Gemisi”nin George Washington Kitap Ödülü, Amerikalı Tarihçiler Örgütü Merle Curti Ödülü ve Amerika Tarih Kurumu James A. Rawley ödüllerini almış olduğunu not düşmeliyim.
Yazar Marcus Rediker kitabı “Köle Gemisi”ni anlatırken, “Ben yazarken çok acı çektim. Okurken sizin de canınız yanacak” demiş, doğru söylemiş.
Bu okuma, bir perde aralanması gibi... Ne göreceğinizi zaten bildiğiniz o tanıdık sokağa evinizin bir başka penceresinden bakmak ya da... Bir başka açı, ve bu kitapla birlikte bir başka acı... Öyle...
Şimdi sizinle tıpkı kitabın alt başlığında da söylendiği gibi “insanlık tarihinde bir yolculuk” yapacağız, bir gemi yolculuğu. Yok hemen hayal kurmayın, günümüzün konforlu gemileriyle değil, kara derili insanların kimselere anlatamadıkları kederlerinin sindiği “Köle Gemisi” ile...
Güvertede, ambarlarda üstüste...
Güvertede, ambarlarda kan revan içinde...
Güvertede, ambarlarda işkence göre göre...
Güvertede, ambarlarda kucak kucağa, ölümüne...
Güvertede, ambarlarda sevdiklerimizden ailelerimizden, topraklarımızdan koparılmış...
Güvertede, ambarlarda satılmış, “köle” yapılmış...
Bir gün, bir hafta, bir ay değil tam 400 yıl süren lanetlenmiş bir yolculuğa çıkacağız.
12 MİLYON KÖLE
Kimi okur için “Köle, Afrika kıyıları, Amerika” diye yazdığımda kim bilir belki de 1970’lerin sonlarından, televizyonun siyah beyaz olduğu yılların anıları arasından Kunta Kinte ve Kökler dizisinde aktarılan hazin hikâye çıkıp gelecektir.
Ama durun sevgili okur, ne Kunta Kinte’nin kömür karası gözlerini anımsayın, ne Marcus Rediker’in “Köle Gemisi”ne binin hemen.
Önce bir ansiklopedik bilgiyi zihninize değil ama yüreğinize not edin: “15. yüzyıl ve 19.yüzyıl arasında yaklaşık dörtyüz yıl süren köle ticaretinde 12.4 milyon insan köle gemilerine yüklenip Atlantik üzerinden, yüzlerce teslim noktasına taşındı. Bu yolculuklarda 1.8 milyon insan hayatını kaybetti.”
Böyle okuyup geçmek kolay, ya o günler? O gemilerde, ambarlarda, işkenceyle, hastalıkla, oradan oraya satılıp dururken yaşananlar neydi? Kim buluyordu köleleri? Ya kim nasıl seçiyordu? Aylar süren yolculuk sırasında neler yaşanıyordu? Ya ölmek isteyip de kendi tırnakları ile boğazını parçalayan köleler iyileşsin diye uğraşanlar, zengin olmanın peşinde koşarlarken yeni bir dünya düzeni kurduklarını hiç düşünmüşler miydi?
Onlar düşünmeseler de yazar Marcus Rediker düşünmüş ve kitabında tüm bu sorulara yanıt vermiş.
Hem de bambaşka bir perspektiften, köle gemilerinden bakarak...
Kitabın bazı bölüm başlıklarını sizinle paylaşırsam, içerik daha da rahat anlaşılacaktır:
“Köle ticaretinde yaşam, ölüm, dehşet”, “ Köle gemisinin evrimi”, “ Ara geçişe giden Afrika yolları”, “ Kaptanın cehennemi”, “ Denizcinin devasa makinesi.”
Öyle ya, köleler ve kölelikle ilgili pek çok şey bilinse de köle gemileriyle ilgili yazılanlar pek azdır. İşte Rediker otuz yıl boyunca denizcilik arşivlerinde araştırma yaparak o gemilerinin güvertelerinde yaşanan insanlık dramını açığa çıkarmış.
EN DEĞERLİ KARGO
“Köle Gemisi” kitabını özel kılan bizzat kölelerin anlattıklarına, köle tüccarlarının anılarına, gemi kaptanlarının seyir defterlerine yer verilmiş olması. O güvertelerde kimin izi varsa hepsi kitapta.
Köleleştirme sırasında yapılanlar elbette trajedi ve terör ancak o günlerde yaşananlar aynı zamanda direnişin, hayatta kalmanın ve tamamen yeni bir ırkın, “Afrikalı Amerikalı”nın yaratılışının da temelini atmıştır. Ben kitabı okurken bu gerçeği hep aklımda tuttum doğrusu...
Okur da Köle Gemisi’ni bütün bu noktaları göz önünde tutarak okuduğunda o günlerde yaşananların günümüzdeki ekonomik, politik, sosyolojik ve insani sonuçlarını görebilecektir.
O günlerde küresel ticaret, köle ticareti demekti ve Atlantik ekonomisi için bugün petrolün ifade ettiği değerdeydi. Köle gemileri, okyanusun en değerli kargosunu taşıdılar asırlarca, insanı...
Yazar Marcus Rediker, Köle Gemisi kitabında “kargo”nun hikâyesini tüm açıklığı ile anlatıyor. Köle yapılan insanların Afrika’da kaçırıldıktan sonra yaşadıklarını, gemilerin güvertesinden, bu utanç rotasında yol alan yelkenlilerin ambarlarından, duvarlarına asılı işkence aletlerinden, ceza olsun diye köpekbalıklarına atılmalarından, tecavüzlerden, açlıktan, ölümü kurtuluş sayan yüreklerin kederi üzerinden anlatıyor.
Britanya ve Amerikalı tacirler, köle toplamaları için Afrika’nin altı bölgesine sayısız gemiler gönderdiler. Senegambia, Sierra Leone, Altın Sahili (Gana), Benin Bakü, Biafra Bakü, Kongo, Angola gemilerin demirleyip insan yüklediği belli başlı bölgelerdi. Bir başka yürek parçalayan gerçek ise o günlerde imzalanan “ Asiento de negros” anlaşması. İspanyolca’da zenci anlaşması olarak bilinen bu belgeyle, imtiyaz sahiplerine, 16. yüzyılın başından 18. yüzyıl ortalarına değin Amerika’daki İspanyol sömürgelerine Afrika’dan köle sağlama tekeli veriyordu.
İşte bu nedenle, Rediker’in kitabının ilk satırlarında okur “owba coocoo”nun İgbo kabilesi dilinde “Korku Gemisi” demek olduğunu okuyuveriyor.
Kitabın ilk satırlarını birlikte okumaya ne dersiniz sevgili okur, böylece “Köle Gemisi”nde ne ile karşılaştığımı, o yüreğimi sıkıp daraltan duyguların nasıl başlağını da daha kolay anlatabilirim size:
“Kanonun tabanında birikmiş üç dört parmak pis suyun içinde yol yorgunu bedenini örten elişi hasırın altında yatan kadın, Bonny’li kanocuların ritmik kürek çekişlerini hissedebiliyor, fakat onu nereye götürdüklerini göremiyordu. İç bölgelerden başlayıp ırmaklarda, bataklıklarda geçen yolculuğu boyunca ay üç kere batıp çıkmıştı. Yolda birkaç kez alıp satmışlardı onu. Düzinelerce insanın tutulduğu kano evinin barakasında öğrenmişti yolculuğun bu ayağının sona ermek üzere olduğunu. Az ileride ‘büyük suyu’ geçmek için yapılmış owba coocoo duruyordu, korku gemisi. Köyde ağızdan ağıza dolaşan en dehşetli tehditlerde çalınmıştı adı kulağına; beyaz adamlara satılmak üzere owba coocoo’nun güvertesine götürülmek akla hayale gelebilecek en büyük cezaydı.”
ÖĞRENECEK ÇOK ŞEY VAR
Marcus Rediker’in kitabı köle ticareti tarihi de aynı zamanda. Ancak kitabı okuyup bitirince insan, “İnsanlık tarihinin son bin yılının en yürek parçalayan dramı hakkında öğrenecek ne çok şey var” diyor.
Sevgili okur, şimdi sizden bir hayal kurmanızı isteyeceğim. Kapatın gözlerinizi, okyanusta yelken basmış bir koca teknenin güvertesini hayal edin. Güvertede toplanmış, hareketli bir şarkı eşliğinde dans eden kara derili insanları düşünün. “Hiç olmazsa dans edip birkaç saatliğine de olsa bulundukları konumu unutuyorlar.” diyecek olursanız yanıldığınızı söylemeliyim. Zira, köleler o anda moral olsun diye çıkarılmamıştır güverteye, kaptanların en sadık adamı bir müzik aleti çalar, çoğu zaman kemandır bu ve teslim edilecekleri limana zinde inebilsinler diye mecburen dans etmektedirler köleler...
Nightingale, Brooks, Charleston, Katherine... Alize rüzgârlarıyla yelkenlerini doldurup okyanus aşan köle gemilerinden bazılarınin isimleri bunlar. Ha unutmadan, bir de Afrika var. Afrika kıtasından Afrikalılar’ı koparıp çok başka bir dünyaya köle eden geminin adının Afrika olması insanın içini nasıl yakıyor değil mi?
Beni alabora eden bir minik notla bitireceğim yazımı, bir köle gemisinin ambarında söylenen bir şarkıdan bir cümle ile:
“Kalan son dostum ölüm beni kurtarsın...”

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam