VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2018 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Öykücü, kitap yazar mı?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Öykücü, kitap yazar mı?

10 yıldır yazdığı öykülerini “Temiz Kağıdı”nda toplayan Mustafa Çevikdoğan, hicivli bir dille insanlara rutinlerini ve değer yargılarını sorgulattığı kitabını ve edebiyat serüvenini anlattı.

MUSTAFA ÇEVİKDOĞAN


“Bugünlerde yeni kitabım üzerinde çalışıyorum”, “Bu kitabı yazarken kendi içimde uzun bir yolculuğu çıktım”. Yıllardır bunun gibi yüzlerce cümle okudum. Öğrenciyken, yaşayanlardan çok, çoktan ölüp gitmiş yazarların kitaplarıyla ilgilendiğim için yeni bir kitap nasıl yazılır, pek de merak etmiyordum açıkçası. Okunacak kitaplar zaten yazılmıştı. Yıllar geçti, yazılmış olanlar yetmemeye başladı, merakla yeni kitabını beklediğim yazarlarım oldu. Sonra yayıncılık dünyasında yazar tanışlar edindim ve bir kitap projesinin nasıl ilerlediğine dair fikir sahibi olmaya başladım.

Yukarıda alıntıladığım cümlelerde geçen “kitaplar” tabii ki “roman” oluyordu. Yolun başındaysanız yazdığınız öykülerin bir araya gelip bir kitap oluşturacağını düşünmüyorsunuz. Kafanızda bir proje kitap kurmadıysanız sadece “bir öykü” yazıyorsunuz.

2007 yılıydı, bir gün aklıma güzel bir fikir geldi, hayatında ilk defa kendine dayatılan kurallara başkaldırıp cuma namazına gitmeyen bir gencin namaz süresince dışarıda yaşadığı ortada kalmışlık hisleriyle ilgili. Bunu yazabileceğimi düşündüm. İyi kötü bir metin çıktı ortaya.

Ardından bir başkası. Henüz ne olup bittiğinin farkında değildim. En yakın birkaç arkadaşıma gönderdim yazdığım “şey”leri. “Şeyler”di çünkü o zaman. Herhangi bir edebî türde ürün verdiğini iddia etmek hadsizlik sayılırdı benim için. Gelen yüreklendirme mesajlarıyla birlikte bilgisayarda Word belgeleri birikmeye başladı ve bir gün, evet, galiba ben öykü yazıyorum, deme cesaretini kendimde buldum.

Artık dağınık bütün yazıları bir araya toplamanın vakti gelmişti. Mesela bir klasör yapmalı, adına da “Oykuler” demeli. Word belgeleri alt alta dizildi klasörün içinde. Acaba öyküleri alfabetik mi sıralamalı, oluşturulma tarihlerine göre mi? Öyle ya, artık bir yazarım, dünyada daha önce var olmamış bir klasör benim sayemde var oldu. İçinde daha önce var olmayan Word belgeleri var, onların içinde de daha önce hiç o sırayla bir araya gelmemiş kelimeler. Hepsi bana ait, o zaman istediğim gibi sıralarım. Hatta ne olur ne olmaz diyerek belli aralıklarla bir harici diske kopyalamak, e-posta hesabına taslak olarak yüklemek gerek. Temkinli olmaktan zarar gelmez. Bulut teknolojisi denen bir şey mi var, o halde bir Dropbox hesabı açıp yazıları güvende tutmalı. Bir öykü kolay yazılmıyor ne de olsa…

Dergilerde buluşuruz
Kendinize ait bir öykü klasörünüz ve yazdıklarınızı beğenen arkadaşlarınız olunca dergi çıkaran biriyle tanışmamanız mümkün değil. Sonra diğerleriyle… 2008’den itibaren birçok dergide öykülerim basıldı, kimi beğenildi, kimi eh işte denilerek geçiştirildi. Ama hiçbir bekleyiş, özünde samimiyetten başka hiçbir şey olmayan o dergilerin, fanzinlerin çıkmasını beklemek kadar güzel olmadı.

Aylar, yıllar geçip de “Oykuler” klasörünün yükü artınca neden bütün öyküleri tek bir belgede toplamıyorum, diye sordum kendime. Ama hangi sırayla olacaktı bu? Yazılma sırasına göre mi, konulara göre mi… Kopyala yapıştır. 12 punto, 1,15 satır aralığı, iki yana yasla… Doksan sayfa yazı yazmışım demek! Basılsa kitap olur yani! Kitap, neden olmasın...

Kitabı yayımlatmaya karar verince ilk öyküleri yazdığım dönemdeki tedirginlik bir kez daha kapımı çaldı. Bunlar kitap olmaya değecek metinler mi gerçekten? Yayıncılar beğenmezse ne olacak? Dergilerde öyküm çıktıkça hiç tanımadığım insanlar bana ulaştı; beğenmemiş olsalar merak edip araştırırlar mıydı kimin nesi olduğumu! Selim İleri gibi büyük bir yazar, büyük bir okuyucu her defasında beğenilerini ifade etti. Ama kitap sahibi olmak bambaşka… Nihayet bütün endişelerimi aştım ve bir gün kitabım, “Temiz Kâğıdı” masama konuverdi.

Bu noktada yıllarca kitaplarını büyük bir zevkle yayına hazırladığım Selim İleri’nin, ilk öykümü okuduğu günden başlayıp bugüne kadar süren teşviklerini hatırlatmam ve kendisine teşekkür etmem gerek. Her görüşmemizde konuyu mutlaka bir türlü basılamayan kitabıma getirmeyi başardı bütün inceliğiyle. İlk zamanlar tavsiyeler verdi, zaman ilerleyip de benden bir hareket göremeyince kızmaya başladı. Ne olursa olsun, kitabım çıkmalıydı artık. Bu kitabın, biraz da onun yapıcı eleştirileri ve teşviki sayesinde yayımlanabildiği söyleyebilirim.

Bir öykünün hikâyesi
Yazılmış öyküleri sıraya dizmek kolay da öyküyü yazmak o kadar kolay değil. Avcılar’a giden bir otobüste, Halkalı’dan geçerken gözüme çarpan devasa bir inşaat ve boş zamanlarında evdeki bulgurdan bir avuç hırsızlayıp otoyol kenarında karıncaları besleyen bir tanıdığım birleşti ve bana en sevdiğim öykülerimden “Allahını Seven Maşallah Desin”i yazdırdı. Peki, Halkalı’daki o inşaatı görür görmez kaleme sarılıp bir çırpıda yazdım mı? Hayır. Öyküye son noktayı o andan dört sene sonra koyabildim. Dört sene yemeden içmeden bu öyküyle boğuşmadım tabii ama derdimi kendime ifade edebilmem, kahramanların kafamda şekillenmesi ve yazıya dökmem epey uzun sürdü. Bu süre zarfında daha önceden sıra numarası almış olan başka öyküler yazıldı, kimi yazılamadan bırakıldı. Bütün öykülerde de süreç böyle işledi. Kafamda üç-dört öykü, birkaç roman dolandı durdu sürekli.

Eski öykülerimden sadece yukarıda da değindiğim, ilk öyküm olan “Beynamaz”ı sevdiklerimin ısrarları sonucu kitaba almaya karar verdim. Bu haliyle de kitap “2007 ile 2017 arasında yazılan öyküleri kapsıyor” diyebiliyorum.

Bugüne kadar yüzlerce kitabın künyesinde editör, düzeltmen, Osmanlı Türkçesinden çeviren olarak ismim geçti. Yayına hazırladığım her kitapta heyecanlandım, matbaadan gelmesini sabırsızlıkla bekledim ama bu defa durum biraz daha farklı. Bu defa, yayıncı değil yazar olmanın heyecanını yaşayacağım.


Temiz Kâğıdı
Mustafa Çevikdoğan
Can Yayınları
15 TL



Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam