VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Mart 2010 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Para için ödül almanın acısı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Para için ödül almanın acısı

Alman Edebiyatı""nın güçlü sesi Thomas Bernhard""dan yazarlık çilesine hüzünlü bir gülümseme: Edebiyat Ödülleri

Ahmet Tulgar

Ödüller... Edebiyat kadar sübjektif bir alanda ürünleri yarıştırmak ve sonucu, kararı çoğunca keyfi, siyasi ya da kurumsal tercihlerle teşekkül etmiş bir jüriye bırakmak... Bu mümkün mü? Kurumsal olan her şeye şiddetli bir öfke; edebi, siyasi ve kişisel gerekçeleri olan kuvvetli bir öfke duyan, yapıtlarında ve özel yaşamında devletten başlayarak bütün otoriter kurumlara şiddetli ve sarkastik bir eleştiri yönelten Thomas Bernhard, “Ödüllerim”de aldığı ödüllerin öyküsünü tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Eleştiriye evet. Eleştirmene de “evet” hâliyle... Bana göre Thomas Bernhard da bunu önemsiyordu. Eleştiriyi. Kızsa, etse de... Sık sık kitaplarının basın başarısından söz ediyor, bundan vurguyla söz ediyor pazarda aynı ilgiyle karşılanmasalar da ilk başta. Yani ben de diyorum ki: Eleştirmen nihayetinde birçok kritere yaslansa da, kimi Caudwell ya da Eagleton’da olduğu gibi Marksist kuramdan türetilmiş ölçüt ve yöntemlerle çalışsa da, kimi salt, saf estetikle ilgili olsa da, kimi ise mesela yapısalcı eleştiriyi benimseyip yapıta, metne içkin öğeleri, bu öğelerin birbiriyle ilişkisini çözümlemeye girişse de, eleştirmen mesele olarak biricik ya da tek metinle uğraşmaktadır o an. Eleştirirken. Dikkati bir yapıta yöneliktir. Ama ödüller öyle mi ya? Edebiyat kadar sübjektif bir alanda ürünleri yarıştırmak ve sonucu, kararı çoğunca keyfi, siyasi ya da kurumsal tercihlerle teşekkül etmiş bir jüriye bırakmak: Bu mümkün mü? Olacak iş mi? Birbirinden bu denli farklı olan ya da farklı olması beklenen, aslında farklı olması gereken romanları, hikâyeleri, şiirleri yarıştırmak. Böyle bir eşitleme, denklik kurma ve sonra bunlardan bir hiyerarşi üretme... Bu edebiyata yapılacak bir kötülük değil mi? Yazarı ve ürünü degrade etmez mi? İşe kendi öfkemi de kattığımdan olsa gerek, bu girizgah uzadıkça uzayacak gibi geliyor bana şimdi. Durayım. Ama önce bir sorayım: Öyleyse yazarlar neden gider de bu ödülleri alırlar?

ÖDÜLLERE TAHAMMÜL SEBEBİ
Kurumsal olan her şeye şiddetli bir öfke; edebi, siyasi ve kişisel gerekçeleri olan kuvvetli bir öfke duyan, yapıtlarında ve özel yaşamında devletten başlayarak bütün otoriter kurumlara şiddetli ve sarkastik bir eleştiri yönelten Thomas Bernhard’ın bu ödülleri kabul etmesinin sebebi çok açık: Para. Ödüle eşlik eden zarf, çek ya da nakit. Bu zarfa, çeke ya da nakte eşlik eden törenler, davetler ise bir yandan hasta edici bir angarya, diğer yandan da keyfi çıkarılacak bir provokasyon vesilesi onun için. Bernhard vasiyetine, ölümünden sonra, 75 yıl boyunca bıraktığı dosyalardan herhangi bir kitap yapılmasına izin vermediğini eklemişti. Vasiyetnamenin bu muğlak maddesine 1989’dan 2009’a kadar bir şekilde uyuldu varisleri ve yayıncıları tarafından. Ama bu arada örneğin dargın öldüğü yakın dostu ve emlakçısı Hennetmair’ın gizlice tuttuğu bir günce 2000 yılında “Ein Jahr mit Thomas Bernhard - Thomas Bernhard ile Bir Yıl” adı altında yayımlandı, ‘best-seller’ oldu. Almanya’da Suhrkamp’ın geçen yıl yayımladığı “Meine Preise” ise Bernhard’ın ardında bıraktığı dosyalardan çıkmış ilk kitap. Diğer taraftan da yazarın vasiyetinin kadük olmasının resmidir bu kitap. Ama yanlış anlaşılmasın, “Meine Preise” (Ödüllerim) yazarın elyazmaları ya da daktiloya çekilmiş müsveddelerinden bir derleme değil. Yayımlama kararına ilişkin sözlü tanıklıklar ve yazılı net kanıtlar olmasa da Bernhard, 1980 yılında tamamladığı çıkarsanan ‘tiposkript’i bir kapak sayfası da ekledikten sonra dosyaya kaldırmış. Dosyanın bu hazırlıklı hâli Mart 1989’da yayımcısına vermeyi planladığı çalışmasının bu olduğu kanaatini güçlendiriyor. Ama işte 12 Şubat 1989’da öldü. “Meine Preise” Thomas Bernhard’ın edebiyatına meftunların onun kurumsal, siyasi ve hepsinden önemlisi vital, hayati öfkesine bir kez daha tanıklık etmelerine imkan verirken, sarkastik ve lakonik söylemine hayranlıklarını tazeleyecek. Bernhard’ın edebiyatının temel ekseni olan otobiyografik yapbozun biraz daha bütünlendiği bu kitap bütün bu kişiselliğinin yanı sıra bir yandan da genel bir yazarlık varoluşunu evrensel ve ‘pratik’ veçheleriyle ortaya koymasıyla da önem kazanıyor. ‘Pratik’ derken, evet bayağı pratik, yani gündelik maişet derdi yazarın. Kitabın arka kapağına da alınan paragrafta şöyle diyor Bernhard: “Bremen şehrinin ödülünün kendisi değildi beni haleti ruhiye, hatta varoluş felaketimden kurtaran; beni kurtaran 10 bin marklık ödül meblağı ile hayatımı yeniden yakalayabileceğim, onu radikal olarak değiştirebileceğim, onu tekrar mümkün kılabileceğim düşüncesiydi.” Ne kadar yakıcı, iç acıtıcı, içler acısı bir durum, bir yazar durumu ayyuka çıkıyor burada: ‘Haleti ruhiye felaketi’, ‘varoluş felaketi’, ‘hayatını tekrar mümkün kılmak’... Öyle ama. Thomas Bernhard’ın biyografisine girmeyeceğim burada. Girersem kolay çıkamam. Ama bilmeyenler için söyleyeyim: Yoksulluk, savaş sonrasının yoksulluğu ölçüsünde bir sefalet olan yoksulluk onu doğumundan orta yaşlarına kadar takip etti. Hastalıklar, akciğer hastalıkları ise ölümüne kadar. Hastalığını o kadar takmıyordu ama yoksulluk, işte bu, onun ‘varoluş felaketi’ olarak tanımladığı şeydi. Yani Bernhard biyografisini artık uzmanlık düzeyinde bildiğini iddia edebilecek bir kişi olarak ben öyle saptıyorum bunu. Hadi şöyle diyeyim: Thomas Bernhard’ın durumunda ‘varoluş felaketleri’ listesinin birinci maddesi.

KAZANDIKLARIYLA EV ALDI
Her ne kadar Bernhard sonradan “Der Keller-Mahzen (1976)” adlı otobiyografik anlatısında hayatının en güzel dönemi olduğunu söylese de parasızlık, kızı (Bernhard’ın annesi Herta Bernhard) ve karısının (Anna Bernhard) temizliğe giderek finanse ettiği ve 40 sene boyunca her sabah kalkıp akşama kadar romanlar yazarak bir türlü gelmek bilmeyen bir başarı bekleyen, 1937’de Avusturya Devlet Büyük Edebiyat Ödülü’nü almış dedesi Johannes Freumbichler’in büyük sanatsal beklentiler yüklediği, opera sanatçısı olmasını beklediği torununun sonunda bir mahzende toptancı çıraklığına, sonra da kamyon şoförlüğüne mecbur etmiş, ilk gençlik yıllarını yazarın, hastalığının izin verdiği ölçüde, hastalığını göz ardı ederek ve belki de hastalığının daha da derinleşmesine yol açarak ağır işçi olarak geçirmesine neden olmuştu. Thomas Bernhard 1965 yılında “Frost - Don (1963)” romanı için Bremen şehrinin edebiyat ödülünü alana kadar edebi üretimi için kendisine özel bir mekâna sahip olamadı. Ancak işte o 10 bin marklık ödül sayesinde Yukarı Avusturya taşrası Obernathal/Ohlsdorf’da bir ev satın aldı. Ve o günden sonra da eline her geçen toplu para ile yeni bir ev almaya çalıştı. Yoksulluk ve bir tür evsizlik, içinde kalıcı bir korku üretmiş, bırakmıştı. Ülkesini her fırsatta acımasızca eleştiren bu adam bir yandan da onun taşrasında kök salmak için şiddetli bir istek duyuyor, Avusturya taşrasına özgü kıyafetlerle dolaşıyordu. Bu yoksulluk ve evsizlik durumu Thomas Bernhard’ın cinsel hayatının da belirleyicilerinden olabilir. Bernhard’ın eşcinsel olduğu söylenir. O kendisi bunu hiç söylemedi. Zaten cinsel hayatına ilişkin pek bir şey söylemiyor. Ama “Holzfaellen-Odun Kesmek (1984)” romanında Auersberger adı altında mütemadiyen aşağıladığı, afişe ve deşifre ettiği ve sonunda davalık olduğu bir dönemki mesenleri Maja ve Gerhard Lampersberg çiftinin evlerinde kaldığı ve onlar tarafından finanse edildiği dönemde çiftin cinsel tacizine uğradığı anlaşılıyor. Lampersberg çiftinin çeşitli sanatsal etkinlikler yapılan salonları dönemin bohem genç erkeklerinin pek sevdiği bir mekân olurken, o dönemde bu popülerlikte Lampersberg çiftinin sadece salon ve oturma odalarının değil, yatak odasının da önemli bir etken olduğu konuşuluyordu. “Holzfaellen”den anlıyoruz ki ya da Bernhard öyle söylüyor ki pek hoş deneyimleri olmamış edebi üretiminin ilk yıllarında birçok sebepten bağımlı olduğu bu sanatsever çiftle. Mesenleriyle.

STAVIANICEK’İN BORÇ DEFTERİ
Hedwig Stavianicek, Thomas Bernhard’ın hayatında dedesi Johannes Freumbichler’den sonraki en önemli figür. Ve hayat arkadaşı. Bernhard, Asta Scheib’a bir söyleşide şöyle diyor: “Sanırım, her insan için belirleyici insanlar olur. Benim hayatımda iki tane oldu. Anne tarafından büyükbabam ve sonra annemin ölümünden bir yıl önce tanıdığım bir insan. Bu 35 yıldan fazla süren bir bağlılık oldu.” Buradaki “annemin ölümünden bir yıl önce” zamanlaması önemli. Çünkü Bernhard’ın hayatındaki tek sevgili ilişkisi olarak tanımlayabileceğimiz bu bağın diğer tarafındaki Stavianicek, Bernhard’dan 37 yaş büyük. Aralarında tensel bir ilişki olup olmadığını bilmiyoruz. Bernhard’ın ona “Tante” yani “teyze” diye hitap etmesi bir yandan bir tensel ilişkiyi gündemden düşürürken, diğer yandan ‘Tante’ sözcüğünün eşcinsel jargonunda ‘yaşlı eşcinsel’ anlamına gelmesi spekülasyonlara neden oluyor. Kesin olan şey aradaki yoğun sevgi ve bağımlılık... Bernhard kendisine bir ev aldıktan sonra da Viyana’da olduğunda Stavianicek’in evinde kalıyor. İkili her yere beraber gidiyor. Sağlıkları olanak verdiği sürece tabii. Tatile de... “Meine Preise”de anlatılan ödül törenlerinin hepsinde de yazarın refakatçisi elbette Stavianicek. Onun tören sahnesindeki provokasyonlarını keyifle izliyor koltuğundan yaşlı kadın. Ve uzun bir dönem Bernhard’ı Stavianicek finanse ediyor. Ama Stavianicek’in Bernhard’a bu paraları hibe ettiği sanılmasın. Zaten gıdım gıdım verdiği bu borçların kayıtlı olduğu takvim yaprakları kaplıyor Stavianicek’in masasını. Harcamaların hiçbiri atlanmıyor. Bernhard’ın bu mali kırtasiyeyi bir tür şiddet, bir aşağılama olarak algıladığı belli. Kavga ettikleri oluyor bu yüzden. Ama borçlar ödeniyor. Açıkçası ben de Bernhard’ın şiirlerinin tiposkriptlerini Stavianicek’in borç defteri olarak kullandığını gösteren bir fotoğraf gördüğümde bunun tahammülü zor bir durum olduğunu düşündüm. Thomas Bernhard’ın “Meine Preise”de ruhundaki ve gündelik hayatındaki etkilerini art arda anlattığı edebiyat ödüllerinin onu kurtardığını söylediği ve ‘varoluş felaketi’ olarak tanımladığı durum bu muydu? Bana öyle geliyor. Ki kendisi de öyle söylüyor. Kabul etmek zorundayız. Ve az buz şey de değil yaşadıkları. Parasızlık yüzünden. “Meine Preise” yazarlık çilesine hüzünlü bir gülümseyişle tanıklık etmek isteyenlere de tavsiye edilir. En sevdiği ödülü ‘toptancı çırağı’yla aldı... Bernhard’ı aldığı ödüller içinde en çok Avusturya Ticaret Odası’nın “Der Keller” kitabı için 1976 yılında verdiği ödül mutlu etmiş. Bunu “Meine Preise”de şöyle anlatıyor yazar: “Federal Ticaret Odası’nın Okopenko ve Ilse Aichinger ile paylaştırarak ’Der Keller’ için bana verdiği edebiyat ödülü benim aldığım son ödüldü ki ben o kitapta Salzburg şehrinin kıyısındaki Scherzhausfeld yerleşim bölgesinde toptancı çıraklığı eğitimi aldığım dönemi anlatıyorum ve ben bu ödülü başından beri yazarlık etkinliğimle değil toptancı çıraklığı etkinliğimle ilişkilendirdim ve Saalach’taki Klessheim şatosunda yapılması dışında Salzburg şehri ile başka hiçbir bağlantısı olmayan ödül töreni sırasında bana bu ödülü veren Federal Ticaret Odası’ndaki beyler de yine sadece toptancı çırağı Bernhard’dan bahsettiler ve asla yazar Bernhard’dan bahsetmediler. Ben bu tüccar loncasından saygıdeğer beyler arasında kendimi çok iyi hissettim ve bu beylerle beraber olduğum bütün süre boyunca edebiyata değil tüccarlığa ait olduğum izlenimini edindim.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163