VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Kasım 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Patti Smith’in kişisel bir seyahatnamesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Patti Smith’in kişisel bir seyahatnamesi

ABD’li efsane müzisyen Patti Smith’in yeni kitabı “M Treni”, 18 farklı tren istasyonunda geçen bir seyahatname niteliğinde. Bir kovboyun “Hiçlik hakkında yazmak o kadar da kolay değildir.” cümlesiyle başlayan kitapta ‘hiçlik’ değil, ‘yaşanmışlık’ hakkında yazılanlar bizi oradan oraya savuruyor.

MURAT MERİÇ






Çocukken satranca merak salmıştım. Babam, bu merakımıilerletmem için, bir kitap hediye etmişti bana: Kapağında, yüzüklü bir elin satranç tahtası üzerinde ilerlettiği atın olduğu bir kitap: “A’dan Z’ye Satranç”. Yazarı Bobby Fischer’di ve ben, o dönem en ince ayrıntısına kadar okuduğum, bilmeceleriniçözdüğüm, yanımda taşıya taşıya yıprattığım bu kitabın yazarıyla yıllar sonra severek okuduğum bir kitapta yeniden karşılaşacağımı bilmiyordum. Tuhaf bir karşılaşma anı anlatılıyor bu kitapta. Bobby Fischer’le 2007’de Reykjavík’te karşılaşan isim, hem de kitabın yazarı, hepimizin çok iyi bildiği Patti Smith! Yeni kitabı “M Treni”ni, “Çoluk Çocuk”un ağzımda bıraktığı kekremsi tatla okurken, iki kere seyrettiğim, dahası -biraz övünmeme müsaade edin- Beyoğlu’ndaki küçük bir çay ocağında karşılıklı çay yudumladığım bu şahane şarkıcının beniçocukluğumdan vuracağını bilmiyordum elbette. Kitabın 43. sayfasında karşıma çıkan ve içine Buddy Holly’nin de sızdığı “kapüşonlu” karşılaşma, şüphesiz “M Treni”nin en çarpıcı yeri değil lakin beni sarstığı muhakkak.
Patti Smith, yeni kitabını duyurduğunda, “Çoluk Çocuk”un ve sonrasında tanıştığımız “Hayalperestler”in etkisi henüz geçmemişti. Kendisinden uzun zamandır yeni bir albüm beklerken attığı bu adım, şüphesiz heyecanlıydı. “M Treni”, yine Domingo tarafından yayımlandı.

Ufak bir kelamla başlayan,yolculuğu boyunca on sekiz istasyona uğrayan bir“seyahatname” bu. Seyahatname dediysem bildiğimiz mânâda bir gezi kitabı değil: Okurken, Patti’nin gençliğine yaptığı, günümüzden şahane ayrıntıları ıskalamadığı “başka türlü bir”seyahate tanık oluyoruz. Başlangıç cümlesi, bir kovboyun ağzından: “Hiçlik hakkında yazmak o kadar da kolay değildir.”Cümle, ilerleyen satırlarda yeniden karşımıza çıkıyor ve hiçlik değil, yaşanmışlık hakkında yazılanlar bizi oradan oraya savuruyor.


Trenin uğradığı ilk istasyon, Bedford Sokağı’ndaki Café‘ Ino -ki burası bütün seyahatlerin başlangıç noktası aslında. “Tepede dört tavan pervanesi” dönen bu küçük kafenin boş olduğu bir saate denk geliyor ilk seyahatimiz. Patti, 1965 ve sonrasında değişik kafelerde geçen “maceralar”ı hatırlıyor. Greenwich Village adlı mütevazı kafeden Caffé Dante’ye uzanıyor maceralar ve 1976’da Detroit’te noktalanıyor: Müzisyen Fred Sonic Smith’le karşılaşması, genç Patti’nin hayatının “akışını”değiştiren bir adım oluyor. Kahramanımız onunla evleniyor ve Saint-Laurent-du-Maroni’ye yerleşiyor. Jean Genet’nin, “Hırsızın Günlüğü”nde “kutsal bir mekân” olarak söz ettiği sürgün muhitine yani… Öncesi, kütüphanelerde geçen günler ve gidilecek yere dair muammalı bir çalışma -ki sadece bu ve bunun gibi ayrıntıları öğrenebilmek bile “M Treni”ni değerli kılıyor. Üstelik bu
“çalışmalar” sırasında, Patti’nin Jean Genet’ye oranın taşını toprağını götürmeyi tasavvur ettiğini ve bunun için William Burroughs’tan yardım istediğini de öğreniyoruz. Neye niyet neye kısmet!


FONDA MÜZİK SESLERİ

Kitaptaki ayrıntılar, muazzam. Patti’nin yazdıkları su gibi okunuyor. Bunda, kitabı çeviren Seda Ersavcı’nın katkısı da büyük. Fransız Guyanası’na yaptıkları yolculuğun anlatıldığıbölümden bir paragrafa göz atmak, ne demek istediğimi anlatmam için yeterli: “Birkaç gün başkent Paramaribo’nun sıcağına katlandıktan sonra bir rehber bizi 150 kilometrelik bir yolun ardından Fransız Guyanası ile sınır oluşturan, nehrin batıkıyısındaki Albina’ya götürdü. Pembe gök, damar damar şimşeklerle kaplanmıştı. Rehberimiz bizi düz tabanlı, uzun, ağaç kütüğünden yapılma bir kanoyla Maroni Nehri’nin karşıkıyısına geçirmek üzere genç bir oğlanla anlaştı. İhtiyatla topladığımız çantalarımızın idaresi gayet kolaydı. Hızla şiddetli sağanağa dönüşen hafif bir yağmurun altında yola koyulduk. Oğlan bana bir şemsiye uzattı ve parmaklarımızı alçak, tahta kanoyu çevreleyen suya sokmamamız konusunda bizi uyardı. Birden nehrin küçük, siyah balıklarla dolu olduğunu fark ettim. Pirana! Pürtelaş elimi çekerken güldü.”
Sadece güzel ayrıntılar değil, soluk fotoğraflarla da desteklenmiş kitap. Patti’nin anlattıklarını “görmek”, kitabın bir başka güzelliği.

Fransız Guyanası’nda tren olmadığını öğrenmek ve darbe sonrası hayata tanıklık etmek, bilmediğimiz topraklara karşı ilgimizi derinleştiriyor. Cayenne’e yapılan yolculuk sırasında, askerlerle yaşanan “sıkıntı”nın anlatıldığıbölüm, bir macera romanından farksız. Sonunda ulaştıklarıkentte yaşadıkları ilk gece ise, bu “sıkıntı”yı unutturacak kadar enteresan: “Bir kesekâğıdından Fransız brendisi içtik ve cibinliklerin altında uyuduk. Pencerelerde cam yoktu; otelde deçevredeki evlerde de. Klima yoktu, sıcaklıkla tozu aralayan rüzgâr ve ara ara yağan bir yağmur vardı sadece. Çimento konutlardan taşan eşzamanlı Coltrane’vari saksafonlarıdinledik.” Şunu söylemenin tam zamanı: Patti Smith, gittiği her yerde duyduğu müzikleri kitabına öyle ustalıkla iliştirmiş ki, Wim Wenders filmi izler gibi okuyorsunuz “M Treni”ni. Fonda sürekli bir müzik sesi var ancak hiçbir zaman sıkmıyor, hikâyeninönüne geçmiyor ve hatta onu tamamlıyor.

Bir yılbaşı gecesinin tasviriyle güzelleşen “Kanal Değiştirmek”, Patti’nin babasını anlattığı bölümle aklımıza kazınıyor. Fred’le Kuzey Michigan’daki Ann Gölü’nde çıktıkları balık avını anlattığıbölüm ise, masal gibi: “Fred bana yem atmayı öğretti ve parçaları ok kılıfı şeklindeki taşıma çantasında birer ok misali duran bir Shakespeare olta verdi. Fred yığınla yemi ve kurşunu olan zarif ve sabırlı bir balıkçıydı. Benim ok oltam ve gizli müttefikim Curly’nin içinde olduğu bu kutum vardı. Benim küçük yemim! O tatlı keşif anlarımızı nasıl unutabildim? Dipsiz sulara fırlatıldığında nasıl da iyi bir hizmet sundu bana; daha sonra Fred için pullarını ayıkladığım ve tavada kızarttığım kaygan levreklerle nasıl da güçlü bir tangoya tutuştu.”

FOTOĞRAF, MÜZİK VE KAHVE KOKUSU

Patti’nin, (sisli ve Wagner’li) Berlin seyahatini anlattığı “HayvanŞekilli Bisküviler”, William Burroghs’tan bahis açtığı “Kan Akıtan Pire”, içinden Camus ve Tesla geçen “İncir Çekirdeği”, 1979’aışınlandığı “Akrepsiz Yelkovansız Saat”, “M Treni”nin heyecanlıistasyonları. Duraklarken, “bu seyahat hiç bitmesin” diye geçiriyorsunuz aklınızdan ama son, kaçınılmaz bir şekilde yaklaşıyor. Patti annesini, Murakami ile tanışmasını, Kahlo’nun Mavi Ev’ini ziyaretini anlatıyor, klasikler üzerine düşüncelerini birbiri ardına sıralıyor seyahat boyu. Fred’in ölümünden bahis açtığı, evini yıkamayan kasırgayı anlattığı bölümde (“AdıSandy’ydi”) boğazınıza bir yumru oturuyor ama öyle ustalıkla geçiştiriyor ki bu yumruyu, sonrasında bir piyango biletinin peşine düşüyorsunuz! Sonrasında gelen ve adını bir aryadan alan “Vecchia Zimarra” ve kitabın belki de en uzun bölümü olan“Mu” -ki ikinci başlığı “Hiçlik”- finale doğru okuyucuyu iyice saran, sarsan cümlelerle dolu. Bu kadar değil elbette, “bitmesin”diye okuduğunuz daha pek çok bölüm var bu kitapta. Söylemiştim, toplam on sekiz istasyon! Tek tek anlatmayayım, okuyucu biraz da kendi keşfetsin kitabın sırlarını ve sürprizlerini.
Lafı sonlandırmadan, “M Treni”ne dair üç anahtar vereyim: Fotoğraf tutkusu, müzik coşkusu ve kahve kokusu. Sadece kitap değil, Patti Smith’in hayatı da bunlardan ibaret. Şu satırlar, her şeyi anlatıyor zaten: “Tren yolculuğu olaysız geçti, Alfred Hitchcock’a has gariplikler yaşanmadı. Planımı gözden geçirdim. Başımı sokacak makul bir yer bulmak ve mükemmel bir kahve içmek dışında çok büyük bir beklentim de yoktu. Uykumdan taviz vermeden on dört fincan kahve içebilirdim.”

Şu soruyu sorabilirsiniz: Peki ya M? Onunla da Mexico City’de, bir otelin tenha barında karşılaşıyoruz: “Bara indim ve bir shot tekila içtim. Dinlendirilmemiş bir tekilaydı. Hemen hemen herkes parkta olduğundan bar boştu. Uzun süre orada oturdum. Barmen bardağımı tekrar doldurdu. Tekilanın içimi kolaydı;çiçek suyu gibiydi. Gözlerimi kapadım ve üzerinde daire içine alınmış M harfi olan yeşil bir tren gördüm; bir peygamberdevesinin sırtı gibi soluk yeşil.”
“M Treni”, Gezi zamanı yanımızda olan, “We are all Capulchu”diyen Patti Smith’in bize açtığı sırları. O dönem Türkiye’ye yönelik mesajında, ”şunu biliyorum tek bir cümlemizle kalelerini başlarına yıkabiliriz” demişti. Şimdi bir sürü güzel cümle seriyorönümüze. Alıp ilerlemek bize kalmış. Unutmayalım: İlerlediğimiz kadar özgür olacağız. Elimizdeki kitap, iyi bir rehber.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163