VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Platonov’un mutlu, yalnız Moskova’sı...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Platonov’un mutlu, yalnız Moskova’sı...

Kıymeti hem ülkesinde hem de dünyada daha yeni yeni bilinen bir yazar Andrey Platonov...

Ömer Özgüner

Moskova seyahatlerimden birinde, görkemli metronun önünde durmuş, rehberi dinliyorduk. Burada komsomollar gönüllü olarak çalıştı dedi. Duvarlarda da komsomallara teşekkür vardı. Aklımın bir yerinde “Kimdi onlar?” sorusu asılı duruyordu. Onlardan birine Andrey Platonov’un tamamlanmamış son eseri “Mutlu Moskova”da rastladım.
Platonov, bir zamanlar dahi diye tanımlandığı Stalin tarafından sansürlenen bir yazar. İade-i itibarı 1950’li yılların sonunda, ölümünün ardından oldu. Rusya’da öyküleri yeniden basıldı. Çok küçük yaşta yazmaya başladığı şiirlerini okumak ise bizlere henüz nasip olmadı. Umarım yakın zamanda çevrilir. Başta “Çevengur”, “Can” gibi eserleri ise Metis Yayınları ve elbette ödüllü çevirmen Günay Çetao Kızılırmak tarafından Türkiyeli okurun “beğenisine” sunuldu.
Bu yüzden “Mutlu Moskova”ya geçmeden önce Platonov’un eserlerindeki novela tarzını biraz açmakta fayda var. Platonov uzun sayfalar yerine kısa ama yoğunlukla yazmayı tercih eden bir isim. Ben kitaplarını okudukça kelime ve cümle tasarruflarına ilişkin hep aynı sonuca ulaştım: Sıradanı karmaşık anlatma ve şiirsel dil becerisi.
“Mutlu Moskova”ya gelince... Kitap, devrim yıllarının Sovyetleri’ndeki bir grup insanın hayatını anlatıyor. Romanın odak noktasındaki güzel Moskova Çestnova adını şehrinden alan bir yetim kızı... Çocukluğunda tanıklık ettiği bir çatışmayı hiç unutamayan... Sambikin ise yeni bir dünyanın inşası döneminde, hayatını insanların daha çok yaşamasına adamış, insan can verirken ortaya çıkan enerjiyi anlamaya çalışan bir tıp doktoru. Sartorius, devrim uğruna çok daha parlak bir gelecek yerine, tahılı doğru tartacak aletler üreten bir fabrikada çalışan elektrik mühendisi. Komyagin ise diğer iki kahramanın aksine yavaşlatılmış, insandan ve sosyal çevreden bir şey beklemeden ölüme gitmeye çalışan kaçak bir yedek asker. Bu üç farklı adamın ortak özelliği ise Moskova ile yaşadıkları aşk.
AŞKIN PEŞİNDE BİR KADIN
Moskova ise bir yandan hayatı aşırı ciddiye alan diğer yandan ise en küçük şeylerden mutlu olmaya çalışan, hep ileri bir zamana ertelediği mutluluğun peşinden koşan bir kadın. Aşk konusunda ise ya hemen alevlenip işi evliliğe götürüyor ya da bir gecede her şeyi silip atıyor. Metroda komsomol olarak çalışırken de bir kaza sonucu hayatını kaybediyor.
Sartorius, ömür boyu peşini bırakmayan bu kadın tarafından nasıl terkedildiğini ise bir türlü anlayamıyor. Hatta sırf bu nedenle hiç sevmediği bir kadınla evleniyor. “Sartorius da aynen böyle seviyordu onu, muhtemelen Sambikin de... Moskova ilgisiz gözlerle süzdü ahbabını; karşılaştığı yeni yüzlerde önceden terk ettiği kişilere rastlamak istemiyordu. Eğer karşısında Sartorius gibi bir insan oturuyorsa ilk Sartorius’a dönmek ve onu bir daha bırakmamak en iyisiydi.”
Ancak Moskova ne kadar ararsa arasın aşkı bir türlü bulamıyordu. Küçüklüğünde kafasına kazınan çatışmayı yaratan kişinin Komyagin olduğunu öğrendiğinde ise artık evliydiler. Moskova, devrime ve insanlığa, hiçbir şey yapmadan, öylece duran bu insana tek bir şeyi öneriyordu: Ölmek. Komyagin bu öneriyi gayet rahat kabul ediyordu üstelik. “Yok oluyorum ben, eskimiş bir şarkıyım, istikamatemin sonuna geldim. Yakında kişisel ölümün çukuruna devrileceğim.”
Hiçbir zaman Bolşevik olmayan Komyagin’in aksine devrime coşkuyla bağlı olan Sambikin iş, aşka gelince ise farklılaşır. Bacağını bizzat ameliyat ettiği Moskova’ya bağlanmayı aklından geçirir ama “Hayır sevmeyeceğim onu, elimden bir şey gelmez.. Üstelik bir şekilde bedenini bozmak gerekecek ki acırım, hele gece gündüz nasıl harikulade bir insan olduğumun yalanını söylemek. İstemem, zor iş.”
Bu yüz yirmi üç sayfalık roman devrim Rusyasının portresini insanlığın ulvi duygularını, toplumsal bağlarını, inanç uğruna yaşanan coşkuyu anlatıyor. Ama alttan alta da kişisel açmazları, sıkıntıları ve çıkmazların muhasbesini yapıyor. Ve bunu gerçekten şiirsel bir dille anlatıyor. Şu kısa cümle bile ne demek istediğimi tam olarak anlatıyor sanırım, “Bu kadından çektiğini çileden saymıyordu, çünkü insan henüz kesintisiz mutlu olma cesaretine tam olarak erişmiş değildi, öğreniyordu”. Ya da şu cümle; “Bütün insanlık uyur vaziyette yatıyor olsaydı, yüzüne bakarak onun gerçek karakterini öğrenmek mümkün olmaz, yanılgıya düşülebilirdi”.
“Mutlu Moskova”yı nasıl bir son bekliyordu. Kimliğini değiştiren Sartorius yeni ailesiyle mutlu muydu? Tıp doktoru Sambikin ve ölmeye yatmak isteyen Komyagin amacına ulaştı mı? Olaylar zinciri belirli bir kesinlikle bitirmeyerek Platonov, bu soruların yanıtlarını belirsiz bırakıyor.
Kitaba ilişkin iki şeyi söylemek istiyorum: Benim baktığım kaynaklar ve kitabın içindeki alt yazılardan eserin tamamlanmamış olduğu. Daha doğrusu yazar bazı kelimelerinden emin değil. Bu Metis Yayınları tarafından bir yerde belirtilse iyi olurdu. İkincisi çevirilerini çok beğendiğim Günay Çetao Kızılırmak’ın bazı kelimeleri seçişinde zorlandım. Şehir gecesi ( sayfa 46), letafet (26), ırayan (70) bire bir çeviriyse diyecek bir lafım yok ama anıştırmaysa kulağımı tırmalayan dönülmez akşamın ufkundayım (111).
Ama bütün bunlar Metis’e ve Kızılırmak’a şükranlarımızı sunmak konusunda engel teşkil etmiyor. Hatta şiirlerin de çevrilmesi için bir istek uyandırıyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam