VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > "O küçük çocuk" büyüdü, Doktor Uyku oldu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

O küçük çocuk büyüdü, Doktor Uyku oldu

Stephen King, son romanı “Doktor Uyku”da, “Medyum’daki küçük çocuğa ne oldu?” sorusuna cevap veriyor. 40’lı yaşlarına gelmiş olan Danny Torrance, psişik yeteneklerinden hiçbir şey kaybetmemiş ve 13 yaşındaki Abra’ya yardım eli uzatıyor.

Özlem Akalan


Okuduğunuz ilk korku - gerilim romanını hatırlıyor musunuz? Ben çok iyi hatırlıyorum; Stephen King’in “Kujo”suydu. Muhtemelen ortaokuldaydım. O gün bugündür, ne zaman biraz iri kıyım ve tekinsiz bir sokak köpeğiyle karşılaşsam, aklıma Kujo gelir. Sakin sakin kuyruk sallayan Çomar’ın her an Kujo’ya dönüşme ihtimalini aklımın bir köşesinde tutar, kaldırım değiştiririm. Belki hikâyenin kendisi, belki Stephen King’in eşsiz anlatımı belki de “ilk” olması nedeniyle benim için en unutulmaz korku romanıdır “Kujo”. Onu diğer King romanları takip etti elbette; “Medyum”, “Göz”, “Hayvan Mezarlığı”, “O”, “Çağrı”, “Korku Mevsimi”, “Sis”, “Christine”. Bir kez Stephen King’in ağına düştünüz mü kurtulmak imkansızdır; bir roman biter diğerine başlarsınız. Sona geldiğinizde ise doğaüstü güçlere sahip kahramanlar, bolca hayalet ve eşsiz bir ürperti, kitabın sayfalarından çıkıp peşinize takılır. Şanslıysanız, kâbuslarınız sadece birkaç gece sürer! Tüylerimi diken diken eden, bir çırpıda okuyup bitirmeyi isteyip de elime almaya çekindiğim ve ciddi olarak kâbuslar görmeme sebep olan bir roman “Doktor Uyku”.
Stephen King’in, yazacağını duyurduğu 2009 yılından bu yana heyecanla beklenen romanı, ABD’den sadece iki gün sonra ve her zaman olduğu gibi Altın Kitaplar etiketiyle Türkiye’de de yayınlandı. Bu roman, Stephen King hayranları için çok önemli bir yere sahip, zira “Doktor Uyku”, yazarın 1977 yılında yayınlanan “Medyum” romanının devamı.
King hayranı olup da “Medyum”u okumamış olmak mümkün mü? En azından, Stanley Kubrick tarafından sinemaya aktarılan, Türkçeye “Cinnet” adıyla çevrilen, Jack Nicholson’lı “The Shining”i izlemişsinizdir. Her ne kadar yazar, film uyarlamasını her fırsatta eleştirse de, yerle bir olan Overlook Oteli’nin ve otelden sağ kurtulan küçük Daniel “Danny” Torrance’ın akıbetini herkes merak ediyordu. Sonunda King, 36 yıldır heyecanla bekleyen sadık okurlarına “Beklediğime değdi!” dedirtecek bir esere imza attı.

HER ŞEY IŞILTI İLE BAŞLAR
İlk roman Türkçeye “Medyum” adıyla çevrilse de orijinal adı “The Shining”di ve “shining” parıltı, ışıltı anlamına geliyordu. Telepatik ve telekinetik yetenekleri olanlar birbirlerindeki bu “ışıltıyı” görebiliyorlardı. John Lennon’ın “Instant Karma!” şarkısındaki “We all shine on...” (Hepimiz parlıyoruz) sözünden ilham alarak “Medyum”u kaleme alan King, devam romanında sık sık “Medyum”dan cümlelere ve olaylara yer vererek ilk romanı okurlarına hatırlatıyor. Yine de kısa bir özet geçmekte fayda var.
Jack Torrance, alkol problemi nedeniyle öğretmenlik işini kaybetmiş bir yazardır. Alkolden arınma sürecinde bir arkadaşının bulduğu geçici işi kabul eder: Kış boyu kapalı olacak Overlook Oteli’nde bekçilik. Bu sayede hem alkolden uzak durabilecek, hem romanını yazabilecek hem de eşi Wendy ve oğlu Danny ile yakın olacaktır. Ne var ki, eşini ve çocuğunu öldürdükten sonra intihar eden otelin eski bekçisininki de dahil, mekânı mesken tutmuş tüm hayaletler Jack’in peşine düşecektir. Geçmişte yaşanan facilardan ve oteli istila eden hayaletlerden haberdar olan tek kişi ise, henüz beş yaşında olan Danny’dir. Danny’nin sahip olduğu doğaüstü güçler, hayaletleri görmesini ve onlarla mücadele etmesini sağlar. Çocuk, onlar tarafından ele geçirilemeyecek kadar güçlüdür; böylece hayaletler babasına musallat olur.
Danny’den aldığı telepatik yardım çağrısını duyan ve kendisi de “ışıltı” sahibi olan otelin başaşçısı Dick Hallorann, ailenin imdadına yetişir. Patlayan kazan, Jack Torrance’ın sonunu getirse de Wendy, Danny ve Dick, yerle bir olan Overlook Oteli’nden kurtulurlar. “Doktor Uyku”da Danny’yi ilk olarak sekiz yaşında görüyoruz. Overlook Oteli’nden yadigar, “küvette yatan hayalet” Bayan Massey, bir kez daha Danny’yi ziyarete gelmiştir.
Annesi bu olayı atlatabilmesi için eski dostu Dick Hollarann’ı yardıma çağırır. Dick, Danny’ye hayaletleri zihnine hapsetmeyi öğretir. Böylelikle bir daha rahatsız edilemeyeceğinin garantisini verir. Aradan yıllar geçer, Danny 40’lı yaşlarını süren, babasından aldığı genlerin de etkisiyle alkolik bir genç adam olmuştur.
Dibe vurur. Kendine yeni bir hayat kuramazsa yok olacağını hisseder. Yola çıkar ve Frazier kasabasının yeni Danny için ideal bir yer olduğuna karar verir. Hem eğlence parkında hem de bakımevinde çalışarak hayatını sürdürmeye başlar. Kendisi için büyük bir adım atar ve Adsız Alkolikler (AA) grubuna katılır. Ölecek kadar hasta olanları önceden sezebilme yeteneği sayesinde “öteki taraf”a geçeceklere yoldaşlık, bir tür rehberlik görevi üstlendiği bakımevinde 10 yılı geride bırakmıştır ve bu yetenekleri sebebiyle “Doktor Uyku” adını haketmiştir. Her şey yolunda gitmektedir; içkiyi bırakmıştır, zaman zaman hayaletler, imgeler görür, çocukluğundaki hayali arkadaşı Tonny de onu terk etmemiştir ama hem içindeki öfkeyi hem de içkiyi çok derinlere gömmüştür. İşte tam da bu dönemde, kızın bebekliğinden beri aralarında telepatik bir bağ olan 13 yaşındaki Abra, yine düşünce gücüyle, ondan yardım ister. Henüz birkaç aylık bebekken hiç durmadan ağlayarak ve anne-babasının rüyalarına müdahale ederek 11 Eylül’ü haber veren, heyecanlandığında mutfaktaki kaşıkları tavana yapıştıran, sinirlenince küçük çaplı depremlere sebep olan Abra, inanılmaz bir güce, “ışıltı”ya sahiptir. Işıltı sahibi insanlar ölürken çıkan buharı emerek sonsuz bir hayat süren, çoğu psişik yeteneklere sahip “Gerçek Kardeşlik”in üyeleri kızdaki yeteneği keşfetmiş ve öldürüp buharını solumak için peşine düşmüştür. Telepati yeteneğine sahip, silindir şapkalı Rose’un liderlik ettiği “insanımsı” grup, buhar bulmanın güçleştiği bugünlerde, Abra’yı ele geçirmek için her türlü tehlikeyi göze alacaktır. Çok güçlü telepati ve telekinezi yeteneğine sahip Abra’ya yardım edebilecek kişiyse, tıpkı kendisi gibi olan Danny’den başkası değildir. Ve en nihayetinde yolları, bir zamanlar görkemli Overlook Oteli’nin bulunduğu, artık Gerçek Kardeşlik’in malı olan Bluebell Kamp Alanı’na kadar uzanacaktır.

ADSIZ ALKOLİKLER BAŞROLDE
Stephen King bu romanıyla formundan hiçbir şey kaybetmediğini, “en korkunç” olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Yer yer, Abra’nın kendine e-posta adresi olarak “cadabra”yı seçmesi gibi bayat espriler yapsa da, satır aralarında gençlerin vampir kitaplarına olan tutkusunu eleştirmekten de, Adsız Alkolikler’in kendi hayatında yaptığı değişikleri anımsamaktan da geri durmuyor. Kendisi de geçmişte (mesela “Medyum”u yazarken) alkol sorunları yaşasa da AA’ya katıldıktan sonra hayatı değişen, 25 yıldır içkiden uzak duran Stephen King, “Danny’nin sorunlu babası kendi başına ayık kalmaya çalışmak yerine Adsız Alkolikler’i keşfetse neler olurdu?” sorusundan yola çıkarak bu kez Danny’yi grup toplantılarına yollamış. Danny ile birlikte okur da AA’nın rutin toplantılarında neler yaşandığına, grubun ilkelerine ve konuyla ilgili daha çok bilgiye vakıf oluyor. Elbette bu noktada romanın otobiyografik ögeler taşıyıp taşımadığı sorusu geliyor akla. 66 yaşındaki King, “Doktor Uyku”yu otobiyografi veya “itirafname” olarak görmemekle birlikte, “Elbette kişisel denyimlerimi de kattım.” diyor.

KIYASLAMADAN KORKUYOR
50’nin üzerinde kitap yazan, üstelik her yazdığı best-seller olan ve filme uyarlanan, dolayısıyla hem çok okunan, hem çok izlenen hem de çok başarılı bir yazar olan Stephen King’in en büyük korkusu hâlâ eleştirmenler. “Yapılacak eleştirilerin yüzde 95’inin ‘Medyum’ ve ‘Doktor Uyku’nun kıyaslaması olacağını düşünüyorum” diyen King ekliyor; “Bir kıyaslama ile karşı karşıya olunca geriliyorsunuz çünkü köprünün altından çok sular aktı. ‘Medyum’u yazdığımda 28 yaşındaydım. Ben artık farklı bir insanım.” İnternet sitelerini gezip, kitabı için yapılan yorumları okuduğunu söyleyen King, “Çoğunluk ‘Muhtemelen bu kitabı da okuyacağım. Ama ‘Medyum’ kadar iyi olamaz’ diyor. Ancak ben iflah olmaz bir iyimserim ve kitabı bitirdiklerinde ‘Bu da iyiydi’ demelerini bekliyorum. Hatta ‘Medyum’dan daha iyiydi demelerini istiyorum” diyor.

STEPHEN KİNG DİYOR Kİ
Yazar, “Doktor Uyku” romanına bir de son söz eklemiş. Burada “Medyum”un devamını neden yazdığını, alkolle olan ilişkisini ve filmi neden beğenmediğini anlatıyor:
“Scribner’dan çıkan ilk kitabım ‘Kemik Torbası’ydı. Yıl 1998’di.
Yeni yayınevimi memnun etmek istediğim için tanıtım turnesine çıktım. Dün gibi hatırlıyorum; imza günlerinden birinde bir okuyucu, ‘Söyler misiniz, Medyum’daki çocuğa ne oldu?’ diye sordu.
Eski kitabımı hatırladığımda bu soruyu ben de sık sık kendime soruyordum. (...)
‘Kubbe’nin Altında’ ve ‘22/11/63’ romanlarını yazarken bu düşünce hiç aklımdan çıkmadı. Beklenmedik zamanlarda duş yaparken, televizyon seyrederken veya otoyol gişelerinin önünde sıramın gelmesini beklerken kendimi Danny Torrance’ın yaşını hesaplar, şimdi nerede olduğunu düşünürken buluyordum.
Bir de Jack Torrance felaketinden sağ kurtulmayı başaran, özünde iyi bir insan olan annesi vardı. Wendy ve Danny, Adsız Alkolikler jargonunda ‘dolaylı bağımlı’ denen kişilerdendi. Sevgileri ve sorumluluk duyguları onları bağımlılık sorunu olan bir aile üyesine bağlıyordu.
2009’da alkolizmle mücadele eden arkadaşlarımdan biri şuna benzer bir cümle sarf etti: ‘Dolaylı bağımlılar ölürken, gözlerinin önünden film şeridi gibi kendi hayatları değil, katlandıkları kişinin hayatı geçer.’ Bu yorum komik olamayacak kadar doğruydu, sanırım ‘Doktor Uyku’yu yazmamın kaçınılmazlaştığı an o andır. Cevabı öğrenmeliydim. Bu kitabı yazma fikri beni korkuttu mu? İnan evet. “Medyum”, (“Hayvan Mezarlığı”, “Korku Ağı” ve “O gibi”) insanların sürekli bahsettiği romanlarımdan. Hangi kitaplarımın ödlerini patlattığından bahsedeceklerse mutlaka konusu açılıyor.
Bir de hiçbir zaman anlayamadığım nedenlerle insanların bir türlü unutamadığı Stanley Kubrick filmi var, ‘Cinnet’. Pek çokları hâlâ onun bugüne kadar gördükleri en korkunç film olduğunu iddia ediyorlar. (Filmi görüp de romanımı okumadıysanız Doktor Uyku’nun filmin değil, romanın devamı olduğunu göz önünde bulundurmalısınız. Bana göre Torrance ailesinin gerçek hikâyesi kitaptakidir.) İşimi o günkü kadar iyi yaptığıma inanıyorum ama hiçbir şey iyi bir korkunun anısıyla yarışamaz. Hem de hiçbir şey.
Özellikle de bahsi geçen korku, etki altında kalabileceğiniz genç bir yaşta hayatınıza girmişse. Alfred Hitchcock’un ‘Sapık’ filmine pek çok devam filmi çekildi ve aralarından bir tanesi (Mick Garris’in Sapık IV filmi, Anthony Perkins yeniden Norman
Bates’i oynamıştı.) gerçekten başarılıdır ama onu veya diğer devam filmlerini görenler başlarını sallayıp, ‘Hayır, hayır, eskisi kadar iyi değil’ dediler. Janet Leigh ile yaşadıkları o ilk deneyimi hatırlıyorlardı ve hiçbir yeni versiyon, hiçbir devam filminin sundukları, perdenin aralanıp da bıçağın indiği o an yaşadıklarıyla yarışamazdı.
Ayrıca insanlar değişir. ‘Doktor Uyku’yu yazan adam ‘Medyum’u yazan iyi niyetli alkolikten farklı biri ama ikisinin de ilgi alanı aynı: Turnayı gözünden vuran hikâyeler anlatmak. Danny Torrance ile buluşmaktan ve maceralarını takip etmekten keyif aldım. Umarım sen de keyif almışsındır. Eğer öyleyse, Sadık Okuyucu, her şey yolunda demektir.”

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam