VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Rilke’den bir başyapıt
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Rilke’den bir başyapıt

“Malte Laurids Brigge’nin Notları”, Rilke’nin fırtınalı, puslu, gri ve lirik yaşamından kesitlerle bezenmiş, şiirsel betimlemelerle örülmüş otobiyografik bir roman. Aynı zamanda sanat ve edebiyatın sıçrama yaptığı bir dönemin de tarihsel dokümanı gibi.

LEVENT TÜLEK



Baştan şunu söylemeliyim; her sayfasından, her paragrafından, satırından, cümleciğinden gerçekten haz alınan bir metinle karşı karşıyayız. Dünyanın en büyük şairlerinden Çek asıllı Rainer Maria Rilke’nin şiir çalışmaları dışında yazdığı nadir düzyazı hatta kurgu edebiyat diyebileceğimiz tek metni olan “Malte Laurids Brigge’nin Notları”, İletişim Yayınları’ndan raflarda yerini aldı. Gürsel Aytaç’ın Rilke’nin efsanevi şanına yaraşır dilinin şiirselliğini ve dünyasının rengini yitirmesine izin vermeden titizlikle Türkçeye aldığı metin, 2016 yılı biterken edebiyatseverlere bir yılbaşı armağanı olmuş adeta.

“Malte Laurids Brigge’nin Notları”, Rilke’nin çocukluğundan başlayarak yetişkinliğine kadar uzanan fırtınalı, puslu, gri ve lirik yaşamından kesitlerle bezenmiş, yoğun duygu ve şiirsel betimlemelerle örülmüş otobiyografik bir roman. Korku, ölüm, yalnızlık, imkânsız aşk Rilke’nin kodları gibi adeta. Ve yaşamının, şiirinin ve aşklarının temelinde ise ailesi ve Freud’un psikanalizine konu olmuş annesine duyduğu derin sevgisizlik var elimizdeki metinde.

Sadece otobiyografi değil
Annesinin onu küçükken bir kız çocuğu gibi giydirmesinden (kitapta bu küçük kız çocuğuna Sophie diye sesleniyor annesi) ölü aile bireylerinin kasvetli yemek odalarında vücuda gelip dolaşmasına kadar korkutucu, gerçeküstü, fantastik, karanlık ve ille de şiirsel bir geçmiş onun çocukluğu. “Malte Laurids Brigge’nin Notları”, Rainer Maria Rilke’nin biyografisi olmasının yanında edebiyat tarihinin nasıl en önemli isimlerinden biri olduğunun anahtarlarını da sunuyor adeta. Çağdaş Alman roman türünü temelden etkilemiş olan kitapta Paris’in ünlü kütüphanesi Biblioteque Nationale’de hayran olduğu şairlerin kitaplarıyla geçen günlerinden tutun da yüzyıl başındaki her türlü sanat akımının doğduğu, neredeyse her bohem sanatçının yolunun kesiştiği yerler, isimler ve olaylara da göndermeler, alıntılar ve tespitlerle romanına işaretler koyuyor yazar.

Rilke’nin kitabını sadece sıradan bir otobiyografik kurgu kitabı gibi okumamak gerekir. Her paragraf, her satır, cümle veya cümlecik okuyucuya öyle dünyaların kapılarını açıyor ki yaşamak, ölmek, aşk, yazmak gibi birçok kavramla ilgili çok lezzetli bir düşünce ve dil dünyasının içinde buluyorsunuz kendinizi. Açıkçası “Malte Laurids Brigge’nin Notları” yalnızca Rilke’yi sevenler, merak edenler için değil, derin edebi zenginliği ile tüm edebiyatseverler için gerçek bir hazine diyebilirim.

Tarihsel belge gibi
“Malte Laurids Brigge’nin Notları” aynı zamanda yirminci yüzyılın başındaki entelektüel dünyanın, Avrupa’da sanat ve edebiyatın sıçrama yaptığı bir dönemin de tarihsel bir dokümanı gibi. Uzun zamandır insan doğasının bu kadar derinlemesine ve neredeyse korkutucu incelikle betimlendiği çok az kitap okudum diyebilirim. Tabii ki kaçırdığım, bilmediğim, atladığım tonlarca kitap olmuştur. Ancak iş Rilke’ye gelince bunu hem meraklı okuyucu olarak benim hem de tüm edebiyatseverlerin ıskalaması, kaba tabirle, galiba biraz ayıp olurdu.
Zaman zaman kitabın alıntılarla birlikte antik bir metin gibi ilerlemesi kurguya destansı bir hava da katıyor. Bu kitabı okuduktan sonra şu soruyu herkes kendine soruyordur eminim: “Rilke neden bundan başka bir roman kaleme almamış acaba?” Ama işte onun yanıtını da, şairin şiirle olan ölümcül bağının serüvenini de bizzat tek romanından anlıyorsunuz yazarın. Roman üzerine daha birçok şey söylenebilir. Her satırı için uzun uzun sohbetler edilebilir. Ancak burada annesine olan tersine saplantıdan başka Paris entelektüellerinin gözdesi olan ve Rilke’nin yirmili yaşlardayken tutkuyla bağlandığı, ondan yirmi yaş kadar büyük, evli, ancak sanat sosyetesinin gözbebeği Salome’ye olan aşkına göndermeler yapılan bölümler gerçekten hem Rilke’yi hem de dönemin aydın dünyasını anlamak için önemli ipuçları veriyor. Ayrıca yine kitapta çokça görülen antik dönemle, mitlerle, tanrısal karakterle olan ilgisinin ve bağının temelinde onları taşlardan vücuda getiren Rodin’le olan sıkı ilişkisine de yorabiliyorsunuz. Sanat ve düşünce açısından son derece üretken bir dönem olan yüzyıl başında yaşamıyla, şiirleriyle, aforizmaları ve aşklarıyla döneme damga vurmuş olan Rilke’nin elimizdeki bu tek romanı başlı başına o dönemin ruhunu anlamak için bile çok değerli bir metin diyebilirim.

Kafkavari atmosfer
Zaman zaman “Dünyanın en güzel cümleleri” diye düşünmekten kendimi alamadığım “Malte Laurids Brigge’nin Notları”nın melankolisi, karanlığı, ruhları ve coşkusu (kitabın yazıldığı yıllarda “Dava”, “Şato”, “Dönüşüm” gibi Kafka’nın şaheserlerinin henüz yazılmadığını varsayarsak) memleketlisi Kafka’nın da bir tık öncüsü gibi adeta. Kitabın birçok yerinde bir post-kafkaesk dünyanın içinde buluverdim kendimi. Ve dönemin birçok değerli şair ve yazarını etkilemiş olan Rilke’nin kendisinin bizzat etkilendiği Baudelaire’in “Kötülük Çiçekleri”ne kur yaparcasına eline batan bir gül dikeni yüzünden ölmesi ise, “Ancak böylesine şairane bir ölüm olabilir” diye düşündürüyor okuyucusunu.
“…Ve hiç kimseniz, hiçbir şeyiniz yok, dünyayı dolaşıyorsunuzdur bir bavul ve bir kitap sandığıyla ve aslında meraksız. Bu, nasıl bir hayattır aslında: Evsiz, miras eşyasız, köpeksiz! En azından hatıraları olsaydı insanın. Ama kimin var ki? Çocukluk olsaydı, o sanki gömülmüş. Belki de bütün bunlara ulaşabilmek için yaşlanmış olmak gerekiyor. Yaşlı olmayı güzel bir şey diye düşünüyorum…”

Yeni yıla iyi edebiyatla merhaba demek isterseniz Rainer Maria Rilke’nin“MalteLauridsBrigge’nin Notları” tam size göre bir kitap. Umudunuzun hep diri kaldığı yepyeni bir yıl diliyorum.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam