VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Kasım 2012 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Roland bu kez anahtar deliğinden bakıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Roland bu kez anahtar deliğinden bakıyor

Uzun bekleyiş nihayet sona erdi, Stephen King'in “Kara Kule” serisinin sekizinci kitabı “Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar” Türkçede!


Korku-gerilim yazarı olduğu için “yüksek” edebiyat çevrelerinde ciddiye alınmayan, çok satan yazar olduğu için sık sık hor görülen Stephen King, her zamanki gibi yine bu eleştirileri birer sinek vızıltısına dönüştürürken bizlere de bir avuç tozda korku yaşatabiliyor. Kim ne derse, desin... O, modern korkunun kralı ve edebiyat tarihinin en büyük kurgu ustalarından.
Bu acımasız korku kralının başyapıtı denince öne çıkan eseri ise şüphesiz “Kara Kule” (The Dark Tower). Çünkü King’in daha 19 yaşındayken JRR Tolkien’in efsanevi eseri “Yüzüklerin Efendisi”nden ilham alarak tasarladığı, ilk kitabını 1982’de yayınladığı ve ancak 22 yılda tamamladığı 7 kitaplık “Kara Kule” serisi, onun tüm yazarlık kariyerine ve hatta tüm hayatına tanıklık etti. Onca best-seller romanı kaleme aldığı uzun yıllar boyunca zihninde ve ruhunda var olmayı sürdüren bu kallavi eserin “Modern fantastik kurgunun en büyük destanlarından biri” olarak anılması ise boşuna değil. Zira King “Kara Kule” serisinde, tıpkı Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi”nde yaptığı gibi kendine özgü bir orta dünya yaratmayı başardı. Dahası merak uyandıran renkli karakterleri ve korku öğelerinin yanı sıra, bilimkurgu ve western öğeleriyle dolu bu fantastik dünyada diğer romanlarına da birçok kapı araladı.
Araladığı bu kapı; hemen hemen bütün kitaplarını da içine alan akıl almaz ve devasa bir “Stephen King evreni” olan “Kara Kule” dünyasıydı. Bu Roland, Gilead, Steven ve Gabrielle Deschain’in dünyasıydı.
“Kara Kule” okurlarının asla ve asla unutamadığı bu karakterler tam yedi kitap boyunca peşimizi hiç bırakmadı; bazen kurşunlarıyla, bazen nam saldığı hayaletleriyle.
Kahramanlarımız nihayet bir kez daha bizlere, bir anahtar deliğinden ıslık çalıyorlar. Evet, “Kara Kule” serisinin merakla beklenen sekizinci kitabı “Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar” Türkçede. Ama kitabın kapağını kaldırmadan önce bir derin nefes almanızı tavsiye ederiz. Zira, yine birbirinden ihtişamlı öyküler ve mücadeleler sizi bekliyor.
KORKULARIMI YAZIYORUM
Bu kitapta, Roland bir yandan iç dünyasının karmaşıklığı ile baş ederken, babasına verdiği sözü de yerine getirmeye çalışıyor. Ve tüm bunlar da bizleri akıllara durgunluk veren bir rüyalar âlemine sürükleyecek.
Peki ilk kez, 1970’lerde kısa öykü olarak yayımlanan Roland Deschain hikayeleri, nasıl oldu da iki binli yılların ilk çeyreğine bile seslenen geniş bir okur kitlesi yakaladı. Evet, Stephen King’in tıpkı “Hayvan Mezarlığı”, “Göz” romanları başta olmak üzere okuru avucunun içine alıp sonra da bir daha bırakmamasının, dahası her dönem, her nesle seslenebilmesinin sırrı neydi? Bunu onun kişiliğinde, hayat hikayesinde mi aramak gerek?
Ancak yazın dünyasının en büyük korku krallığını kuran Stephen King’in hayatında kanlı sahneler, korkunç canavarlar, psikopatlar, caniler, katiller yok. Zaten onun deli bakışlarını ve hayal gücünü besleyen şeyi görebilmek için dışarıya değil asıl içeride yaşadıklarına mercek tutmak gerek. Çünkü Stephen King sırrını şöyle açıklıyor: “Kendi korktuğum şeyleri yazıyorum.”
Onun ilk korkusu ise iki yaşında karşısına çıktı. Stephen Edwin King (1947) bir kasaba çocuğuydu.
Deniz ticaretiyle uğraşan babası o henüz 2 yaşında iken, sigara almak için markete gidip bir daha dönmemişti. Böylece o da ilk “korku”suyla tanışmıştı. Terk edilmekle! Yıllar sonra babasının hayatta olduğunu ve Brezilyalı bir kadınla evlenip 4 çocuklu yeni bir aile kurduğunu öğrendiğinde bu korku, dehşete dönüşecekti. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesi Nellie Ruth’un yanında büyüyen King, 4 yaşındayken en sevdiği arkadaşı gözlerinin önünde tren altında kalarak can verince başka türlü bir dehşeti, 6 yaşında kulak zarı patladığında ise korkunun bir başka uzantısıyla acıyla tanışacaktı.
ÖLÜM İLANLARINI OKUYORDU
11 yaşına geldiğinde annesi çocuklarını yanına alıp bakıma muhtaç yaşlı anne-babasının yanına, Durham, Maine’e yerleşti. Yaşlı büyükanne ve büyükbabasının ölümü ve annesinin bunun ardından bölgedeki bir akıl hastanesinde çalışmaya başlaması da King’in içindeki korkuları besledi. Okul arkadaşlarıyla her gün yerel gazetedeki ölüm ilanlarına bakıp daha sonra da telefon rehberinden ölen kişilerin isimlerini silme oyunu onun için bir geleneğe dönüştürürken King de belli ki içindeki o dehşet duygusunu artık kontrolü altına almayı öğreniyordu. Ergenlik çağında bir seri katil olan Charlie Storkweat hakkında bulduğu bütün bilgileri toplamaya girişmesi de bunu kanıtlıyordu; artık korkuyu avucunun içine almıştı. Sonunda onu kendi istediği gibi işleyip dışarıya akıtmanın bir yolunu da buldu; korku, dehşet ve gerilim hikâyeleri yazmaya başladı!hikâyelerini 1963’te henüz 16 yaşındayken yazdı King. Ama bunları ancak 20 yaşındayken “Startling Mystery Stories” adlı toplama bir kitapla yayınlayabildi. Maine Üniversitesi”ni bitirip hemen ardından, 1971”de kendisi gibi bir yazar olan Tabitha King ile evlenmesi ise yazarlık kariyerinde büyük rol oynadı. Çünkü, İngilizce öğretmenliği yaparken bir yandan da roman yazan King”in beğenmeyip çöpe attığı “Göz” (Carrie) romanını çöpten çıkarıp yayınlatmaya teşvik eden kişi karısı Tabitha’ydı.
King’in telekinetik güçleri olan bir kızın hikâyesini konu alan ilk romanı “Göz” 1974’te yayınlandı ve King’in yıldızı hemen parladı. İki yıl sonra King’in ikinci romanı “Korku Ağı” (Salem’s Lot) ile büyük çıkış yapması ve “Göz”ün filme çekilmesi ve ardından Stanley Kubrick’in çektiği filmle unutulmazlar arasına giren “Medyum”um (The Shining) bomba gibi patlaması ile olan oldu. Stephen King, en ünlü korku-gerilim romancısı olarak tacını başına taktı.
SİZİN DE BAŞINIZA GELEBİLİR
Tıpkı bir dönem alkol ve uyuşturucuyla yaşadığı bağımlılık gibi yazmak da içindeki korkuları atmak açısından bir bağımlılık oldu onun için. Zira günde 3000 kelime yazmadan rahat duramayan, hatta uyuyamayan bu adam “Kujo” (Cujo), “Christine”, “Hayvan Mezarlığı” (Pet Sematary), “O” (It), “Sadist” (Misery), “Esaretin Bedeli” (The Shawshank Redemption), “Yeşil Yol” (Green Mile) derken 1970’lerden bu yana çoğu sinemada da hayat bulmuş 60 kadar kitaba imzasını attı. Ve yazdığı nerdeyse tüm kitapları best-seller olma mertebesine erişti.
Bugün, yazdıklarıyla kırk milyonun üzerinde hayranının kanını donduran, tüylerini ürperten, aklını başından alan, kalp çarpıntısı, ruh titremesi yaşatan King, “Bana göre yazdıklarımız bizim yarattıklarımız (ve kendimize bunun için pay çıkaracağımız) eserler değil, kazıp çıkardığımız, zaten olan varlıklardır” sözleriyle “Ancak korkuları olan birisi bu kadar dehşeti yazabilir” düşüncesini doğruluyor. Ama daha da önemlisi kendi korktuğu şeyleri yazmakla her birimizin içinde en derinlere gizlemeye alıştığımız korkuları yakalayıp onları serbest bırakmayı da biliyor. Kuduz bir köpeği, zayıflamayı, seks oyunlarını, hatta bir çamaşır makinesini bile korku unsuruna dönüştürebilmedeki ustalığıyla, ister sıradan ister doğaüstü her öyküsünde yarattığı “Bu sizin de başınıza gelebilir” hissiyle okuyucuyu avucunun içine alıyor.
Künye: Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar /
Bir Kara Kule Öyküsü
Stephen King
Çev: Canan Kim
Altın Kitaplar
18 TL

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam