VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Romanımı yazmadan din adamlarına danıştım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Romanımı yazmadan din adamlarına danıştım

Divan şiiri uzmanı, yazar İskender Pala, yeni romanı “Mihmandar”da Eyüp Sultan’ın Medine’den İstanbul’a uzanan yolcuğunu ve hayatını anlatıyor. Pala, romanda Hz. Muhammed’le ilgili bölümleri yazmadan önce ise din adamlarına “yazabilir miyim” diye sormuş.

İPEK CEYLAN ÜNALAN

Mihmandar ne demek?
“Mihmandar” konuklayan, misafiri misafirliğe yakışır şekilde ağırlayan demek. Çünkü her misafirin kıymetine göre bir ağırlanma biçimi vardır. Bu açıdan bakıldığında Ebû Eyyüp El Ensari için mihmandar kelimesi, ‘kainatın göz bebeğini ağırlayan’ anlamına gelmektedir. İnciyi sedefin içinde tutmak istemenin bir göstergesi de diyebiliriz mihmandar kelimesi için. Osmanlı Devlet adamları ise Hz. Muhammed’i ağırlayan Ebû Eyyüb El Ensari’yi İstanbul’da misafir olmaktan öte manevi sahibi olarak görmüşler ve mezarını koruyup, ona yaraşır bir yapı yaptırmışlardır. Nitekim her Osmanlı hükümdarı tahta çıkmadan önce Eyüp Sultan’da kılıç kuşanmış, sonrasında tahta çıkmıştır. Eyüp Sultan’a yakın olabilmek için oraya defnedilmek istemişlerdir.

BİR KIRK HADİS KİTABI
Kitabınız Ebû Eyyüp El Ensari’nin ağzından nakledilen kırk hadisi de barındırıyor. Kırk hadisi özellikle mi yazdınız?

“Mihmandar” için aynı zamanda bir kırk hadis kitabı diyebiliriz. Peygamber efendimizin söylediği kırk hadis peygamberimize yakın olan isimlerden birinin aracılığıyla yayılsın istedim. Nitekim Ebû Eyyüb El Ensari yani Eyüp Sultan bu kırk hadisi İstanbul fethine gelirken naklediyor.

Romanlarınızda kurguyu ve gerçeği bir arada ustaca işliyorsunuz. “Mihmandar”da bu yönünüzü nasıl kullandınız?
Her romanımda kurguyu yaparken gerçeklerin özüne dokunmamayı esas ilke ediniyorum. Ama “Mihmandar”da Hz. Muhammed ve ashabından bahsettiğim için daha hassas davrandım. Çünkü yaşanmış olayları yazarken tarihi gerçeklerden taviz vermemek gerek. Yazmaya başlarken ilk olarak tarihi bilgileri olduğu gibi önüme koyuyorum ardından o tarihin etrafında o döneme uygun hareketler oluşturmaya başlıyorum. Roman kurgudur, ancak Peygamberimiz Hz. Muhammed’in hayatı gerçektir. Bu nedenle Hz. Muhammed’in hayatının romanlaştırılmasına karşıyım. Biyografi veya deneme yazılabilir ancak roman ve kurgusal bir şey yazılmamalı diye düşünüyorum. Ashabının hayatı roman olarak yazılabilir, ancak hassasiyet göstererek. Ben romanı yazmadan din adamlarına danıştım. “Ashab-ı güzini konuşturmak istiyorum. Öyle ki bazen sinirlenecek bazen sevinecek bazen öfkelenecek. Uygun mudur?” diye sordum. Fazla cevaz vermediler, “gerçeğiyle oynayamazsın” dediler. Ben de oynamadım. Romanımda geçen diyaloglarda tarih kitaplarındaki bilgiler çerçevesinde kaynaklardan aldığım cümlelere dokunmadan yazdım.

Eyüp Sultan 80 yaşında ama elinde kılıcıyla Kostantinapolis’i fethe geliyor. Bir insan 80 yaşında neden fethe gider?
Araştırmalarıma bakarak iki sebep Eyüp Sultan’ı İstanbul’a getirmiş olabilir diye düşünüyorum. Birincisi Peygamber efendimizin hadisi “Kostantiniye, bir gün feth olunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır.” Bu hadisi vermiş olduğu manevi kudretle Müslümanlar o güzel asker o güzel kumandan olma isteği duydu. İkincisi de “Konstantiniye fethedilecek ve orada salih bir kul defnedilecek” hadisi. Yani bence Eyüp Sultan Konstantiniye kalmaya, şehit olmaya geldi. Çünkü 632 yılında peygamber efendimiz vefat etmiş. O da gidince onun hatıralarının olduğu yerlerde yaşamaya başlamış. O şurdan yürümüştü, şuraya elini sürmüştü diye 36 senelik bir hasret yaşıyor. Dolayısıyla o salih kul kendisi olmak istiyor. Ölüm onun için bir vuslat gibi. Sevdiğine kavuşma arzusuyla geliyor, seksen yaşında bir insan eline kılıç alıp Bizans’a saldırıyor. Müslüman askerlerine de örnek oluyor.

Kitaplarınızı yazarken hikayenin geçtiği ülkelere gittiğinizi biliyoruz. “Efsane”yi yazarken uzun bir gemi yolculuğu yapmıştınız. Bu kez neler yaptınız, nerelere gittiniz?
Kitabımın son okumasını her kitabımda olduğu gibi romanımın geçtiği yerlerde yapıyorum. Medine’ye gittim. Ebû Eyyüb el Ensari’nin peygamberimizi ağırladığı evin olduğu yere oturdum. Dizlerime bilgisayarımı koydum. Son okumayı orda yaptım. Ravzaya bakarak okudum. Hem hüzünlendim hem okudum.

Eyüp Sultan’ın Hz. Muhammed’i ağırladığı ev duruyor mu peki?
Hayır, o ev şu an durmuyor. Şu an Eyüp Sultan’ın evinin olduğu yer, mermer kaplı bir meydan. Zaten Kabe hacılar tarafından o kadar çok ziyaret ediliyor ki hemen yirmi metre kenarındaki evi saklamanın imkanı da manası da yok. Kaldı ki üzerinden bin yıla yakın zaman geçmiş. Eğer biz taşa toprağa kutsallık atfedersek bunun sonu gelmez. Türbeleri saklamamız gerekiyor, ancak putlaştırmamak gerek. Mezarları ziyaret etmemiz gerek ancak mezardakinden bir şey dilememek gerek. Dediğim gibi her şey Allah’tan istenmeli. Tarihi bir binayı saklamamız gerek ancak o binayı amacına uygun olmayacak şekilde kullanmamak gerek.

Hz. Muhamed’in yaşadığı çağı yazacağım
Bu soruyu sormak için biraz erken ama yeni kitabınızın konusunu belirlediniz mi?

Aslında ben daha bu romanım için araştırma yaparken bir sonraki romanımın konusunu da belirlemiş oldum. Ebû Eyyüp El Ensari’yi yazarken Peygamber efendimizin yaşadığı çağı okudukça o dönemde anlatılması gereken çok şey var diye düşündüm ve bir şubattan itibaren yeni kitabımı yazmaya başlayacağım yeni kitabımda peygamber efendimizin yaşadığı çağı yazacağım.

Paylaş