VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > Romanlar yaşadığımız dönemlerin aynasıdır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Romanlar yaşadığımız dönemlerin aynasıdır

Ayşe Kulin, yeni romanı “Handan”da 70’ler kuşağından akıllı, yetenekli ancak talihsiz bir kadının, Handan’ın hikâyesini anlatıyor. Romanın baş karakteri Handan’ın sözleriyle,“Yalnız bir kadın güçlü olabilir miydi?“ sorusuna cevap arayan Kulin, günümüz metropolünde yaşayan, eğitimli, kendine güvenli, başına buyruk, yaralarına rağmen hayata tutunan ve asla pes etmeyen bir kadın figürüne odaklanırken Gezi Parkı olaylarına da yer veriyor.

HANDAN ÖZSOY


Handan... Anlamı gülen, neşeli, sevinçli demek. Handan adlı şarkı ve kitaplar bana ismimin hep özel olduğunu hissettirmiştir. Türk edebiyatına damga vurmuş Halide Edip Adıvar’ın romanı mesela. Şimdi bu roman yine usta bir yazarın Ayşe Kulin’in yeni romanına ilham verdi. Üstelik bu romanın adı da “Handan”.

Ayşe Kulin, önceki üç romanı, “Gizli Anların Yolculuğu”, “Bora’nın Kitabı” ve “Dönüş”ten de tanıdığımız Handan karakterini merkeze koymuş bu romanda. Diğer kitaplardan bağımsız bir roman bu. Zira “Handan”, günümüz Türkiye’sinde tek başına olsa da, dolu dolu yaşamak isteyen bir kadının portresini çiziyor.

Roman yetmişlerde doğmuş, İzmirli bir burjuva ailesinin sevilen, akıllı, uçarı kızı Handan’ın hikayesi. Mimarlık okumak için geldiği İstanbul’da gençlik aşkı Nedim’e veda eden, kendinden yirmi yaş büyük hocası Haşim’le evlenerek büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Handan’ın hayatla hesaplaşma yolculuğu bu.
Handan, hamileliğini son evresinde kendini hastanede bulur. Dış-gebelik geçirmiş, karnındaki bebeği kaybetmiş, bununla birlikte anne olma şansı da kalmamıştır. Bencil kocası onu boşar ve Handan, yirmili yaşlarında hayata yeniden başlamak zorunda kalır.

Handan, boşandıktan sonra kendini işine verir. Zamanla bir yayınevine ortak olur; ortağı İlhami’yle gizli, yoğun bir ilişki yaşar. İlhami’den de ayrılmak zorunda kalan Handan, yaşadığı skandallar yüzünden, Amerika’ya, kardeşi Kayhan’ın yanına gider. Orada başka bir trajedi beklemektedir onu. Kayhan kanserdir, bir iki aylık ömrü kalmıştır. Kayhan’ın Handan’dan tek bir isteği vardır: Kızı Defne’ye sahip çıkması.
Uyuşturucu bağımlısı annesi yıllar önce onları terketmiş, babası ise kanser olmuş Defne’nin, Katmandu’daki hippi abisi dışında kimsesi yoktur. Hayatında bir çocuğun eksikliğini duyan Handan, Kayhan’a söz verir ve kardeşi öldükten sonra Defne’yi yanına alıp İstanbul’a döner. Ne var ki, İstanbul’da Taksim’de bir otele yerleşmeleri, Gezi günlerine denk gelecektir.

Defne iflah olmaz bir doğayı koruma gönüllüsüdür... Handan ve Defne, kendilerini rastlantılar sonucu Gezi Parkı protestolarının içinde bulur. Sonunda Defne gözaltına alınır ve mahkeme gününü bekler. Elinden beklemekten başka bir şey gelmeyen Handan ise, bir kıyı kasabasına gider. Bir iki gün kafa dinlemeye ihtiyacı vardır.

Hayatıyla hesaplaşmak üzere çıktığı bu yolculukta Halide edip’in romanının baş karakteri, adaşı Handan ona eşlik edecektir. Aşk ve hayat yorgunu bu iki kadın o günün Osmanlısı ile bugünün Türkiye’sini karşılaştırarak birbirlerine içlerini döker.

İşte biz okurlar, Handan’ın içindekileri, yaşadıklarını dökerek, arınmasına ve dönüşmüş, güçlenmiş olarak hayata yeniden başlamasına tanık oluyoruz.

Handan akıllı, cüretkâr, cinselliğine sonuna kadar sahip çıkıyor, ayrıca siyasi açıdan da bir angajmanı, Türk kadının durumu hakkında sözü olan biri... Kadınlığı sadece annelikle özdeşleştirmiyor ve her şeyden önemlisi, dolu dolu yaşamak ve sevmek istiyor. Onca badireye rağmen yine de ayakta kalarak gösteriyor bu isteğini. Yani asla, asla pes etmiyor...

align=right>

YALNIZ KADINA DAİR
Handan, büyük şehirde yaşayan günümüz modern kadınının orta yaş serüvenini anlatıyor. Başkarakter sadece adaşım değil, aynı zamanda benim hayatımdan izler de taşıyor. Kitapta yakın Türkiye tarihi de var. Handan karakterini sizden dinleyelim mi? Nasıl ortaya çıktı Handan’ın romanı?


Bir arkadaşımın yalnız başına yaşayan bir kadına dair bir roman yazmamı arzu etmesiyle ortaya çıktı. Ben, yalnız yaşayan kahramanıma bir boyut daha katmak istedim ki bu Halide Edib’in “Handan”ıydı. Bir başka boyutu da, Gezi olaylarına ışık tutmasıdır. Romanlar yaşadığımız dönemlerin aynasıdır çünkü.

Halide Edip Adıvar’a özel bir ilginiz olduğu anlaşılıyor. Kitapta yazarın külliyatına yer veriyor,onun gerek edebiyat gerekse milli mücadele yıllarındaki etkisine sıkça yer yeriyorsunuz. 1900’lerin başında kadın cinselliği ve psikolojinin anlatan ilk romanın yazarı. Ayşe Kulin’den dinleyelim mi Halide Edip’i?

Elbette Halide Edib Adıvar gibi bir ustayı daha önceden tanıyordum. Ama onu tüm yanlarıyla inceleme imkanını bu romanı yazarken buldum. Bir kere daha hayran oldum. Zaten araştırmalı roman yazmanın (Benim “Handan” romanım için bunu söylemeyeyiz elbette) en güzel yanı, yazara bambaşka pencereler açmasıdır. Halide Edip’i incelerken inandım ki, ustamın, özellikle kadınların hem yasal hem de ruhsal özgürlükleri için verdiği çaba, benim romanımda kendine mutlaka bir yer bulmalıydı.

Halide Edip’in “Handan”ı ile sizinki arasında bir asırlık bir fark var. Ama aşkları ve zaaflarıyla benzerlikler gösteren, kendi dönemlerine göre sıra dışı iki karakter söz konusu. Handan’ın yeniden ayağa kalkıp yol almasında ona yol arkadaşlığı yapan diğer Handan’ın yolları nasıl kesişti?

Bir bezmişlik ve yorgunluk gecesinde, bir otel odasında unutulmuş “Handan” romanının okunmasıyla, tesadüfen kesişti. Tüm tesadüfler önceden mi hazırlanmıştır, yoksa gerçekten tesadüf müdürler bu bende hala bir soru işareti.

HER KADIN ANNEDİR

Annelik üzerine de sorgulamalar var kitapta. Handan anne olamayacağını öğrendiği andan itibaren kariyer odaklı yaşamaya karar veriyor ve başarılı bir iş kadını oluyor. Gelir geçer ilişkiler, aşklar yaşamayı tercih ediyor. Kadınlığı sadece annelikle özdeşleştirmiyor ve dolu dolu yaşamak istiyor. Anne olamamak bir kadının yaşamını neden kökten değiştirebiliyor?

Annelik doğamızda var, çocuk doğursak da doğurmasak da bu içgüdüyü taşıyoruz. Handan, anne olamadığı için, çocuklarına ayıracağı zamanı işine verdi, biraz da hırslı bir kadın olduğu için, işinde iyi yerlere geldi ama, gönlünde uyuttuğu annelik içgüdüsü, bir toprak altı suyu gibi, zamanı gelince, kendini belli etti. Bence çocuklu, çocuksuz, her kadın annedir.

Bu toprakların kadını Halide Edip’in Handan’ının dediği gibi gerçekten anneliği kadar mı özgür?

Bu toprakların kadınının özgürleşebilmesi için, her kişinin en azından temel eğitim almış anaların, çağdaş eğitim almış babaların tornasından geçmesi gerekiyor. Belki fazla klişe ama, kafaların, tutumların değişmesi için bir kere daha çağdaş eğitim, bin kere daha yine çağdaş eğitim.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163