VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2010 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Ruhaltı Edebiyatı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ruhaltı Edebiyatı

Sınırsızlığın en sağlam kanıtlarından biri de Bahadır Baruter’in“Ruhaltı” adlı kitabıdır...

Hakan Günday

Kitap, dünya üzerinde sadece Baruter’in yazabildiği bir dilin sonsuz sayıdaki harfleriyle resmedilmiş 32 öykü içerir. Dolayısıyla “Ruhaltı”, bir resimli edebiyat örneğidir. Yazılı edebiyattan farkı, sadece ressamın yazabildiği bir dil kullanılmış olsa da, kitaba göz atanların tümü tarafından okunabilmesidir. Belki de, resim, mağara duvarlarını tuval olarak kullandığından beri insanlığın gerçek anadili olduğu için böyledir. Ve ressamlar, o anadili konuşabilen nadir insanlar olarak bize, varlığından bile haberdar olmadığımız cümlelerle öyküler anlatanlardır.

Ancak resimli edebiyatta kullanılan evrensel dilin de, ressam kadar lehçesi vardır. Bu lehçeler, ressamların var olan her şeyi süzdükten sonra geriye bıraktıklarıdır. Bahadır Baruter, insanları, hayvanları ve şeyleri, “Ruhaltı”nda çizdiği gibi görürken bir başka ressam kendi lehçesini yaratır. Örneğin, Baruter’in lehçesinde insanların dört parmağı varken, yer çekimi neredeyse hiç yoktur. Peki böylesi bir lehçeyi tek bir harfini bile kaçırmadan okuyabilmek mümkün müdür? Belki evet, belki hayır. Ancak en azından başka ressamların yıllar önce ortaya koymuş olduğu yazım kılavuzlarından yararlanılabilir:

Öncelikle, Escher’in 1960 tarihli İnişe Çıkış adlı resmi, “Ruhaltı”na dalıp bir süre de olsa orada nefessiz kalabilmek için incelenebilir. Sonsuza kadar çıkılabilen ve birbirine 90 derecelik açılarla bağlı dört merdiven resminin ki 1958 yılında, psikolog Lionel Penrose tarafından düşünülmüş bir “imkânsız nesne” uygulamasıdır- Baruter lehçesinin özünü oluşturduğu söylenebilir. Öykülerini kendi yarattığı “imkânsız nesneler” sayesinde anlatan Baruter, resimli edebiyatta sonsuzluğu işlemiş ve böylesine “imkânsız” bir kavramı okuyanların hayal perdelerine getirebilmiştir. Şu an üzerinde gözlerinizi kaydırdığınız cümlede “sonsuzluk” sadece bir kelimeyken, “Ruhaltı”nda bir duyguya dönüşmekte ve sayfalarından tüterek, kendisine
bakan gözler tarafından koklanarak
hissedilmektedir.

CAM KÜREDEN YANSIYANLAR
Yine Escher’in, bir cam küredeki, biçimini kaybetmiş yansımasına bakarak çizdiği otoportresi de “Ruhaltı”nın tercümesinde anahtar bir kelime olabilir. Baruter, “Ruhaltı”nda benzer bir denemeye yer vermiş ve söz konusu teknikle bir öykü anlatmıştır. Kitabın geneline yayılmış olan bu biçimini kaybetmiş insan, hayvan ve şeylerin varlığı, belki de Baruter’in, -Escher gibi- sadece kendini değil, bütün dünyayı cam küreden yansıdığı haliyle izlemesinden kaynaklanmaktadır. Buna en iyi örnek de 31. öyküdeki İstiklâl Caddesi’nin resmedildiği başyapıttır. Baruter, içinden İstanbul geçen caddeyi, elindeki cam küreye bakarak, görünmeyeni gören bir
büyücü gibi izlemiş ve resmetmiştir.

“Ruhaltı”nda kullanılan lehçeye ilişkin bir diğer yazım kılavuzu da Salvador Dali resmidir. Buradan da, ruhaltıyla gerçeküstünün aynı yer olduğu anlaşılabilir. Gerçeğin üstüne çıkan, ruhun altına iner. Ve bu iniş-çıkış, Escher’in sonsuz merdivenlerinde olduğu gibi gözler yorulana kadar devam eder.

Ancak bir dakika... Bir dakika, burada duralım. Bu metinde, gerektiğinden fazla yazılmış ve gerektiğinden fazla çekilmiş bir fiil var: anlamak. Oysa konumuz, resimli edebiyat. Oysa konumuz, sanat. Ve eğer sanatta bir şeyin önemi azsa, o da anlamak. Neden-sonuç ilişkileri içinde algılanan bu dünyada, mantıktan bağımsız tek topraktır, sanat. Ve orada önce duygular hüküm sürer. Önce ve neredeyse sadece duygular. Dolayısıyla, hangi lehçenin nereden geldiğinden çok, bıraktığı melodiden bahsetmek gerekir.

Dolayısıyla Ruhaltı, bir klasik müzik konseridir. Dolayısıyla klasik müzikten etkilenmek için orkestradaki her enstrümanın adını bilmeye gerek yoktur. Dolayısıyla Baruter lehçesinin her harfi tanınmasa da, Ruhaltı okunurken duygu doğrulur. Dolayısıyla yeterli olan da budur. Dolayısıyla...

Yok, daha fazla yazmaya gerek yok. Çünkü resimli edebiyatı yazarak anlatmak, bir gökkuşağını siyah-beyaz filme çekip izletmekten farksız. Ama yine de son bir iki cümle kurulabilir:

Bir resim virtüözünün eserine, kulaklarınızı tıkayıp gömülmek ve duygudan ibaret kalmak istiyorsanız Bahadır Baruter’in “Ruhalkı”nı önünüze açın. Yok, eğer bir şeyleri anlamak istiyorsanız, en yakınınızdaki prospektüse uzanın.

Paylaş