VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Rus halkının yüzü ve nefesi: Tolstoy
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Rus halkının yüzü ve nefesi: Tolstoy

“Savaş ve Barış” ve “Anna Karenina”nın yaratıcısı, dünyanın belki de gelmiş geçmiş en iyi romancısı Lev Tolstoy’un Rosamund Bartlett imzalı biyografisi, büyük Rus yazarın sadece bir edebiyatçı değil Rus toplumunu şekillendiren etkili bir düşünsel figür olarak da portresini ortaya koyuyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ



Tolstoy muntazam patikalarda yürümekten hoşlanmazdı. Yetmişine dayanmışken bile vahşi doğada dolaşmayı tercih ederdi; bahçe çitlerini aşmayı göz alarak, karların içine dala çıka, gözü nereyi keserse oraya yürürdü...”

Nitekim tam olarak böyle yaşadı ve böyle öldü.
1910 yılı Kasım’ında soğuk bir kış sabahı, Rus edebiyatının büyük yazarı, 82 yaşındaki Lev Tolstoy, karısı Sofya’ya bir veda mektubu bırakıp evden çıktı ve bir trene binip gözünün kestiği yöne doğru alıp başını gitti. Ancak yolculuk fazla uzun sürmedi, yolda rahatsızlanan Tolstoy, tıpkı yarattığı efsanevi roman kahramanı Anna Karanina gibi bir tren istasyonunda, yol üzerindeki küçük bir durak olan Astapovo istasyonunda ölümle buluştu. Ölümü tüm dünyayı sarstı, çünkü öldüğü tarihte Çar’dan bile daha fazla saygı duyulan Rusya’nın en büyük kişisiydi. Zira o, Rus toplumu için edebi bir figürden çok daha fazlasıydı. Avusturyalı yazar Stefan Zweig onun kendi toplmu için ne anlama geldiğini şu sözlerle tanımlıyordu: “Kendi yüzü yoktu; onun yüzü Rus halkının yüzüydü, bütün Rusya onda nefes alıp yaşıyordu.”

‘Tövbekar soylu’dan ‘deli derviş’e
Rus kültür tarihi üzerine araştırmalarıyla tanınan Rosamond Bartlett’in Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan yeni belgelerden de yararlanarak 2010’da yayımladığı, Türkçeye ise yeni çevrilen “Tolstoy - Bir Rus Hayatı” adlı biyografi, işte tam bu konuya parmak basıyor. Ünlü Rus yazarın hayat hikâyesinin ve edebi eserlerinin yanında Rus halkıyla nasıl özdeşleştiğine ve onlara nasıl etki ettiğine odaklanıyor.

Bartlett kitabının giriş kısmında şöyle yazıyor: “(Tolstoy) duygusal ve fiziksel deneyimlerin en küçük ayrıntılarını hissedebilecek keskin bir algılama yetisine sahipti. Okurken nefesimizi kesen o büyük metinlerde, sürekli değişen insan davranışlarını gözlemleyip betimlemesine yarayan eşsiz yeteneği işte buradan geliyordu. Yarattığı karakterlerin bilinçleri, önce özel sonra evrenseldir. Tolstoy bir başka açıdan da aşırı duyarlıydı; değişik zamanlarda ‘tövbekâr soylu’dan ‘deli dervişe’ kadar bir sürü Rus ilk örnekte kendisini var edecekti. Tolstoy gibi bir yazarı yalnızca Rusya yetiştirebilir, ama aynı zamanda da bir Tolstoy, hem çar hem de bir köylü tarafından sevilebilirdi.” Ve Bartlett ekliyor: “Huzurlu aristokrat yuvasında doğduğu andan seksen iki yaşında orayı sonsuza değin terkettiği zamana kadar, Tolstoy derinlemesine bir Rus hayatı yaşadı. Daha otuzlu yaşlarında yazdığı ulusal destanı ‘Savaş ve Barış’ yayımlandığında ülkesiyle özdeş tutulmaya başlanmıştı.”
Tam bir Rus hayatı yaşayabilmesinin ve hem çar hem de bir köylü tarafından sevilebilmesinin sırrı ise şüphesiz 82 yıllık ömründe birbirinden farklı bir çok hayat yaşamasıydı.

9 Eylül 1828 tarihinde aristokrat bir ailenin çocuğu olarak Yasnaya Polyana’da dünyaya gelen Tolstoy, ayrıcalıklı sınıfın hayatını yaşamış, özel öğretmenlerce eğitilmiş, hizmetinde toprak köleleri olmuştu. Bir dönem elindeki mirası eğlence ve kumara da harcayan Tolstoy, borçlanıp mülklerini satılınca bu kez Rus soylusunun bir başka kimliğine bürünüp subay oldu. Ancak bir sonraki aşamada farklı bir yol seçti: Yazarlık. Bartlett’e göre “İçindeki gizli anarşizmin işaretleri tam bu aşamada görülmeye başladı. Edebiyat kardeşliklerinden hiçbirine ait olmayı istemiyordu, zaten çok geçmeden hırçın mizacı ve tuhaf görüşleri yüzünden diğer yazar arkadaşlarına yabancılaştı.”

Hükümetlerine karşı eleştirel duruş sergileyen entelijansiyanın bir üyesi haline gelen Tolstoy’un “Rus köylüsü karşısında hissettiği derin suçluluk duygusu, onu tövbekâr bir soylu yapmakla kalmadı, ahlak dışı toprak köleliği kurumunun suç ortağı olduğu için utandırdı.” Artık bir köylü gibi giyinen ve bir köylü gibi yaşamaya girişen Tolstoy, köylüleri Rusya’nın en iyi sınıfı, ülkenin geleceği olarak görmeye başladı, toprak köleliği kesin olarak kaldırıldığı dönemde de, çocuklara okuma yazma öğretmek için köylerde okullar kurdu. Bartllett’e göre bir yıl sonra evlenen Tolstoy’un, “sadık karısı Sofya (“Sonya”) Bers’de bulduğu duygusal istikrar onu Rusya’nın Homeros’u yapacaktı: ‘Savaş ve Barış’ hayatının en mutlu anında yazıldı...”

Tolstoy için bir sonraki dönüşüm süreci de ikinci büyük romanı “Anna Karenina”yı yazdığı dönemde gerçekleşti. ”Anna Karenina”yı 1873-1877 yılları arasında kendini hayli zorlayarak, tefrika halinde yayınlayan Tolstoy, bu dönemde ölüm fikriyle uğraşıp hayatın anlamını sorgulamaya girişti. Önce bu anlamı din inancında bulup hacı oldu, ardından parasını ve bütün özel mülkünü dağıttı.

“Tolstoy aşırı sofuluktan aşırı nihilizme gitti” diyor Bartlett. 1870’lerin sonunda manevi yolculuğunu, “İtiraflarım” adlı eserde anlatan Tolstoy artık Rusya’da Hıristiyan öğretisinin de öncülerinden biri haline gelmiş, tüm devlet kurumlarındaki ahlaksızlıklara karşı sesini yükselten bir ‘deli-derviş’ olmuştu. Zamanla, müritlerini çoğunlukla kendi gibi para ve mülkten vazgeçen kaymak tabakanın oluşturduğu yeni bir tarikat inancının liderine dönüştü.

1890’larda Hristiyanlık, Ortodoks Kilisesi ve Rus hükümetine dair görüşlerini ifade ettiği, ilgi uyandırdığı kadar tepki de çekip yasaklanan bir dizi kitapçık kaleme alan Tolstoy, son romanı “Diriliş”te Aşai Rabbani ayinini sert bir şekilde alaya alınca Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edildi. O artık hiçbir etiket taşımadan sadece Lev Tolstoy olarak vardı; tüm Rus halkının Tolstoy’u. Ülkeyi kasıp kavuran kıtlık sırasında yardım girişimine öncülük ettiğinde, Rusya’nın en büyük ahlaki otoritesi olarak rolü sarsılmaz bir hale gelmişti. Bu durum, Moskova’daki evinin kapısında dinmek bilmez bir ziyaretçi seliyle sonuçlandı. Kısacası toplumun gözünde o artık bir ermişti. Hatta Bartlett’e bakılırsa “Hayatının son on yılında, Rusya’daki herkeste gerçek Çar’ın o olduğu duygusu hakimdi.”

Rosamond Bartlett’in Tolstoy biyografisi, ünlü yazarın ilginç hayat hikayesi, inişli çıkışlı evliliği, dizginlenemeyen kişiliği, müthiş yazarlığı ve aristokrattan köylüye, dervişten deliye, yazardan peygambere uzanan toplumsal rolleriyle çarpıcı bir Tolstoy portresi koyuyor önümüze. 19. yüzyıl Rus siyasi, toplumsal ve edebi hayatı ve okumalara doyamadığımız romanlarının satır aralarına açılan pencereler da cabası.


“Meşhur bir kocanın karısı olmaktan bıktım!”

Tolstoy ve karısı Sonya’nın ilişkileri hep inişli çıkışlı olmuş. İşte kitaptan Sonya’nın hayatına da ışık tutacak birkaç alıntı...
Hayatının son on yılında binlerce ziyaretçiyi kabul eden Tolstoy neredeyse kimseyi geri çevirmemesiyle ünlüydü. Çok geçmeden “Yasnaya Polyana’nın İhtiyarı” olarak bilinmeye başlamıştı. Yaşarken 50 bini aşkın mektup aldı ki bunlardan dokuz bini yurtdışından gönderilmişti. Tolstoycu hareketin perde arkasındaki figür olan Vladimir Çertkov’un bulduğu sekreterlerin yardımıyla, bu mektupları elinden geldiğince yanıtlamaya çalıştı. (Toplu Eserleri’nde basılmış sekiz bin beş yüz mektup vardır ve çok daha fazlasını yazmış olmalıdır.)

Tolstoy’un güvenilir dostu ve son dönem yazdıklarının baş yayıncısı haline gelecek Çertkov, seçkin aristokrat bir ailenin oğluydu. Tolstoy’un ailesi çoğu kez ihmal edildiğini düşündü. Bazıları epey azgın sekiz çocuğun neredeyse hem annesi hem babası olarak işin ceremesini çeken karısı Sonya’ydı. Kocasının ilk dönemlerde yazdığı kitapların basılması gibi -onun bu karlı girişimi Tolstoy’a acı verse de- ailenin geçimine katkı yapan oldukça zorlu bir işi de yüklenmişti. Tolstoy ailesinin üyesi olmak hiç de kolay değildi. Sonya 1892’de kocasına şöyle yazıyordu: “Tanya Moskova’da birisine ‘meşhur bir babanın kızı olmaktan öylesine bıktım ki’ demiş. Doğrusu ben de meşhur bir kocanın karısı olmaktan bıktım!”
(…)

Sonya kocasının son yılında paranoyak ve histerik biri haline geldiği için affedilebilir. Birçok konuda affedilebilir, ne de olsa kocası ona çok kötü davranmıştır. Zira Tolstoy’un güçlü yanları aynı zamanda zayıflıklarıydı ve kadın cinsine karşı genel tavrı hayranlık uyandırmıyordu. Sonya, o ve kızları gibi vejetaryen olmadı, ne de parasını ve özel mülklerini dağıttı; sadece alışkın olduğu konforlu hayat tarzını sürdürmek istedi. Kocasının istediği çocukları doğurmaya, onun, eserlerini temize çeken yardımcısı olmaya devam etmek için meraklarından vazgeçebilen özverili, yetenekli bir kadındı. Uzun yıllar boyunca, egosu ailesinin ihtiyaçlarını görmeyecek kadar onu körleştirmiş bir adama destek oldu. Ayrıca değişim zamanının geldiğine karar verip karısından da, hiç itiraz etmeden onun isteğine boyun eğerek ruhani, çileci bir yaşam sürmesini beklemesi, Tolstoy’un adaletsizliğiydi. Ne ki Sonya’nın da hataları oldu, esnemez tutumu, kendisinin de Çertkov kadar kontrol takıntılı olduğunu görmesini engelledi.
…)

Tolstoy defnedilirken bütün ulusun dikkati Yasnaya Polyana’daydı, başlangıçta dul eşi hep meşguldü. Aile ve dostlar ayrıldıkça Sonya matemiyle başbaşa kaldı. Yasnaya Polyana bir anda bomboş kalmıştı. Sonya artık altmış altı yaşında bir dul olduğu fikrine alışmak zorundaydı, keder ve suçluluk duygusundan dolayı çok acı çekiyordu: Son yılları yalnızlık ve kendini suçlama yıllarıydı. Onun hakkında insanların yazacağı- sahiden de yazmaya başlamışlardı bile- şeylerden korkuyor, aynı zamanda, başrol oyuncusu olduğu dramanın perdesi şimdi kapandığı için kendini son derece gereksiz hissediyordu. Bazılarına göre, sonunda sanki kocasının arzulamış olduğu manevi dönüşümden geçmiş gibi uysal, yumuşak başlı biri olmuştu, diğerlerine bakılırsa, bu travmadan daha iyi biri olarak çıkmış tek kişiydi.


(Tolstoy/ Rosamund Bartlett / Çev. Zafer Avşar / Everest Yayınları)

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159