VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > Rüyası bölünen çocukların hikayesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Rüyası bölünen çocukların hikayesi

Yazar Yavuz Ekinci, yeni romanı “Rüyası Bölünenler”i yazma serüvenini anlattı.


HonorÈ de Balzac ”İnsanlık Komedyası”nın önsözünde “Fransız toplumu tarihçi, bense onun yalnızca yazmanı olacaktım.” der. Çocukluğum etrafı dağlarla çevrili Mişrita’da geçti. Haber dinleme ve izleme hastalığım o günlerde başladı. TRT ve Türkiye’de yayın yapan basına olan inancımızı çoktan yitirmiştik. Askerlerin vurup sakat bıraktığı köylüyü televizyonlar ‘terörist’ olarak haberlerde veriyordu. Türkiye’deki basın ne söylese şüpheyle bakıyorduk. O yüzden herkesin küçük bir radyosu olurdu ve bu radyodan BBC’nin Türkçe haberlerini dinlerdik. O günlerde kıt kanaat Türkçemle dinlediğim haberleri dedeme ve amcalarıma tercüme etmeye çalışırdım. Yıllar sonra Kürtçe kanallar açıldı. İşte bu kanalların açılmasıyla birlikte Kürtler bir anda “uydu çağına” geçti ve evlerin damını çanak antenler süslemeye başladı.

1990 yıllında benden dört yaş büyük komşumuzun oğlu Şahin dağa çıktı. Annesi Halise, Şahin eve döner umuduyla pencerenin önüne oturup onun yolunu gözledi. Oğlunun eve döneceği günü kederle bekledi. Oğlunun yolunu gözleyen anne pencerenin önünde öldü.

“BEN DE BABAMI GÖRECEM”

2008 yılında çalıştığım okulda Azad adında bir öğrencim vardı. Azad derste sürekli başını masaya koyup uyuyordu. Kısa bir araştırmadan sonra öğrendim ki bu öğrencim okul saatlerinin dışında bir yerde çalışmıyordu. Ama yinede her derste mutlaka uyuyordu. Sorduğumda da bir şey söylemiyordu. Sadece susup gözlerini kaçırıyordu. Sanki anlatamadığı bir şey vardı. Onun bu sürekli uymasını anlamak için ders çıkışında onunla birlikte evlerine gittim. Çocuğun dedesi beni odaya aldı. Duvarda gerillaya katılan, gözleri Azad’ın gözlerine benzeyen bir gencin fotoğrafları asılıydı. Bu gibi anı fotoğrafların asılı olduğu duvarlara aşinaydım. Üstünde dantel bulunan televizyon açıktı. Yaşlı adam televizyonun sesini biraz kıstı. Onun dışında benimle konuşurken de diğer gözü televizyondaydı. Okulda uyuklayan öğrencim televizyonun karşısına oturdu ve pür dikkatle televizyonu izlemeye koyuldu. Bir oturum programıydı ve katılımcılar çok teknik bir Kürtçeyle konuşuyorlardı. Kürtlerin haklarından, sömürgecilikten, mücadeleden...

Kimi yerlerini ben bile anlamıyordum. Oysa iki satır ödev yazmayan ve hiç derse katılmayıp uyuklayan Azad gözünü kırpmadan televizyona izliyordu. Bir çizgi film veya animasyon film olsaydı anlardım ama bu tartışma programını neden izlediğine anlam veremedim. “Azad bu kadar televizyon izleme gözlerin bozulur” dedim. Azad yüzüme bile bakmadan “Ben de babamı görecem” dedi. Yaşlı adam evdeki sırrı öğretmene söylediği için torununa öfkeyle bakıp “Kalk git diğer odada ödevini yap” diye gürledi. Azad kalkmadı duymamış gibi televizyonu izlemeye devam etti. Aileye verdiğim güven ve Kürtçe konuştuğum için yaşlı adam televizyon izleme olayının nedenini televizyonun sesini kıstıktan sonra anlattı. Oğlu üç yıl önce gerillaya katılmış. Oğlu dağa çıktığında torunu yani öğrencim Azad, dört yaşındaymış. O günden sonra oğlundan doğru dürüst hiçbir haber alamamış. Beş altı ay önce yine televizyon izlerken art arda giden gerillalar arasında oğlunu görmüş ve hemen aileye haber vermiş.

Aile odaya koşup gelinceye kadar görüntüler kayıp gitmiş. Odaya en son diğer odada ders çalışan torunu gelmiş. Herkeste büyük bir mutluluk. Ben onlara oğlumu anlatırken Azad bende “babamı görecem” diyerek televizyonun başına oturdu. O günden sonra gece geç saatlere kadar böylece televizyon izliyor” dedi.

BEKLEYECEK PENCERE YOK

Köyler yakılıp yıkıldı. Pencerenin önüne kurulup oğullarının ve kızlarının yolunu gözleyen anneler, babalar şehrin karanlık mahallelerine sığındı. Artık önünde bekleyecek bir pencere bile yoktu.

Bu iki olay aklımdan hiç çıkmadı. Pencerenin önüne kurulan yaşlı kadının ve televizyonun başına oturan dede ve torunun görüntüsü gelip gözbebeğime yapıştı. O görüntüleri söküp atmak için çok uğraştım ama gitmiyordu. Üzerinden yıllar devrildi fakat görüntüler hep canlı kaldı.
Günün birinde bu iki olayın duygusunu, ruhunu, hislerini yanıma alarak odama, karanlığıma ve ruhuma kapanıp “Rüyası Bölünenler”i yazdım. Yusuf’la dağa çıktım, Yakup’la oğlumu görürüm umuduyla televizyonun karşısına kuruldum ve İsmail’le o zorlu yolculuğu yaptım. Her şey bittiğinde geriye sadece rastlantılar kaldı. Balzac’ın dediği gibi ‘Rastlantı, dünyanın en büyük romancısıdır.’

Rüyası BölünenlerRüyası Bölünenler

Yavuz Ekinci

Detay için tıklayın

Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
15 Şubat 2017 Yıl : 12
Sayı : 156