VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Şubat 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Sahafların dünyasına yolculuk
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sahafların dünyasına yolculuk

Eski kitap tutkusu bir kez sarmaya görsün içinizi. Artık kurtuluş yoktur. Sahaflar çarşısını gezmekten yorulmaz, eski kitapların içinde eşelenmekten bıkmazsınız.

ÖNER CİRAVOĞLU

Bazen koleksiyon yapmak üzere gezinir, bazen de araştırdığınız bir konuda kaynak arayışına girersiniz. Gezintiler, engin bir denizde kulaç atmak gibidir. Her bulduğunuz belge önünüzde ufuklar açar, kendinizi tutkulu bir serüvenin içinde bulursunuz. Yıl 1971. Bir rüzgâr beni Trabzon’dan İstanbul’a sürüklemiş. Kendimi hemşerilerimin yoğunlaştığı Fındıkzade’de buluyorum. Buradan gezilecek yerler keşfetme uğraşım Beyazıt’ta son buluyor. Serde kitap okuma merakı var. Sahaflar Çarşısı her gün tur attığım bir gezi alanı oluyor. Ele geçirdiğim şöyle ucuzundan bir kitapla meydandaki çınarın etrafını çeviren küçücük çay ocağının içindeki alçak sandalyede demli çayımı yudumluyorum. Saatler geçiyor böyle. Bir kitabı bitirip öbürüne başlıyorum. Burada müdavim olan dostlarla tanışıyorum. Bana kitapçılığın meraklı yönlerini de gösteriyorlar. Sahafların tarihsel kişilerinden söz açıyorlar. İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Süheyl Ünver, Gölpınarlı vd. Şaşmaz uğrak yerim Elif Kitabevi. Sahibi Arslan Kaynardağ, erişilmez bir bilgelikle yön veriyor okumalarıma. Ayrıca kitap yayıncılığı da yapıyor Arslan Ağabey.
Sanırım tüm kitap tutkunlarının benzer bir öyküsü vardır.
İşte sahaflık mesleğinin ülkemizdeki doğuşunu, serpilip gelişmesini hep merak eder dururdum. Bu konuda ayrıntılı bir kitap olarak karşıma çıkan “Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar” adlı kitabı görünce aradığımı bulmuş oldum. Gerçi Necip Asım’ın “Yazıksız” adlı kitabı bu konuda bir ilktir. Ancak İsmail E. Erünsal’ın çalışması Necip Asım’dan apayrı bir yordamla eğilmektedir konuya. Necip Asım üstadımız genellemeler ve saptamalarla kitap merakına, kitapçılığın evrensel tarihine özel bir bakışı sunmaktadır. Oysa Erünsal, Osmanlı coğrafyası içinde konunun toplumsal ve ekonomik boyutlarını zengin bir malzeme ile değerlendirmektedir. Bir yandan İstanbul’da ve diğer büyük kentlerdeki sahafların kayıtlarına ulaşırken, öte yandan bu sahaflardaki mezatların çetelesini de vermektedir. Gönül ister ki cumhuriyet dönemine ilişkin de böyle bir çalışma yapılabilsin.
Şimdi denilecektir ki, Osmanlılarda sahaflık nedir ki... Binlerce el yazması Kuran, binlerce Arapça metin, divanlar, mevlitler, halk hikayesi vs. Basma kitapların sayısı ise sınırlı. İbrahim Müteferrika’dan bu yana düşe kalka yürümüş basma eserler. Olsun o dönemin ruh dünyası, yazılı kaynaklara verilen önem, buram buram tüten söz sanatlarının başarılı uygulanışı kültür tarihimiz açısından değerlidir. O dönemlerdeki belagat, aruz vezninin kullanım olanakları edebiyat duyarlığının günümüze taşıdığı bir var oluş, bir geleneksel yastık gibidir.
Örneğin Fazıl Hüsnü Dağlarca... İlk elden tanığıyım, kendi şiirini geliştirebilmek için gençliğinde defterler dolusu aruz kalıplarıyla şiir yazmıştır. Hemen her şair adayına da bu yöntemi önermekteydi.
Matbaacılığımızda basılmış ilk Türkçe eser “Vankulu Lügatı”dır. Bu saptamayı yaşı şimdi 90’ı aşan eski Derleme müdürlerimizden M. Türker Acaroğlu yapmıştır. Kitap nadir bir eserdir.

MUTLU KEŞİFLER
Bu eserin hangi tarihte ne kadar ücretle alıcı bulduğu, günümüzdeki nadirlik niteliği elbette beni pek ilgilendirdi. Eski yazıyı derinlemesine sökebilsem ben de koşmak isterdim bu yapıtın peşinden. Bunun gibi daha binlerce kitap geçmiş sahaf dükkanlarından. Bazen köşede çöpe atılmayı bekleyen bir risalede yüzyılların nadir yapıtını keşfedersiniz. Dünyalar sizin olur. Bazen de sizde mevcut olan bir nadir kitabın yenisine rastlayınca onu da satın alırsınız. Buna sahaflar arasında “çifte gitmek” denir. Günün birinde birine ödünç verir de eser geri gelmezse, yedeği vardır nasıl olsa. İşte bu gibi meraklar, avuntular sahaf gezginlerinin günlük yaşamlarındaki sık rastlanan renkleri ortaya çıkarır.
İsmail Erünsal kitabını aslında akademik bir çalışma bölümlemesiyle oluşturmuştur. Grafikler, listeler, kısaltmalar, ithaf ve teşekkür gibi başlangıç sayfalarını tarihsel bir özet izlemektedir. Ortaçağda sahaflar, İstanbul ve diğer büyük kentlerdeki kitap ticareti, çarşılar vs.
Sahaf dükkânları arasında en önemli yeri kuşkusuz İstanbul almaktadır. Ancak Bursa, Edirne gibi payitaht olmuş kentlerde de azımsanmayacak sahaf vardır. Bir de şehzadeler kenti Trabzon’u anmak gerekir. Kendi çocukluğumdan biliyorum. Trabzon’daki Çarşı Camisi’nin şadırvanının önünden her geçtiğimde buralarda yerlere açılan kitap sergilerini hayal etmişimdir. Bu hayalimi körükleyen en önemli kaynak İsmail Erünsal’ın da belirttiği gibi Hamamizade İhsan’ın “Trabzon’da İlk Kitapçı Kitabi Hamdi Efendi ve Yayınları” (1947) adlı çalışmasıdır.

RAHLE-İ TEDRİS
Sahaflık araştırmalarının sosyolojik yararları da görülmektedir. Bunlara en iyi örneklerden birini yine Hamamizade İhsan vermektedir. Tanzimat’tan sonra medrese kitaplarını satışında neredeyse bir patlama yaşanmış. Hamamizade şöyle açıklıyor: “Bu derme çatma dükkânların hepsi de bazen yazma- din kitapları, Arapça kitaplar, medrese ve halk kitapları satarlardı. Medrese kitapları başlıca şu sebepten sürümlüydü: Çünkü medreselerin sarf, nahiv ve mantık derslerinin her birinden ikişer sene imtihan verenler askerlikten kurtulurlardı.” Yazarın böylesi saptamaları kitap boyunca sürmektedir. Neredeyse 600 sayfayı bulan yapıtın, alanında yapılmış ilk kapsamlı çalışma olduğuna kuşku yok. Ben de kendimi bu vadide acizane, kitapta da adı geçen ve şimdi aramızda olmayan esprileriyle ünlü İ. Gündağ Kayaoğlu’nun “rahle-i tedris”inde bulunmuş bir heveskâr sayarım. Bu hevesin yakın tanıkları arasında değerli araştırmacı M. Sabri Koz’u, Dr. Mustafa Duman’ı, Alpay Kabacalı’yı, ekonomi yazarı Abdurrahman Yıldırım’ı sayabilirim. Yoğun bir biçimde Yapı Kredi Yayınları için Dr. Cüneyt Akalın’ın önayak olmasıyla ve Enis Batur’un desteğiyle “Bir Tutkudur Trabzon” kitabını hazırladığımız dönemde sahaf sahaf gezip kaynak derlediğim günleri de anımsamamak elde değil.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163