VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2018 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Sahnede can bulan şiir: Lorca
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sahnede can bulan şiir: Lorca

Pablo Neruda’nın “Ne mükemmel bir şair! Ondaki kadar yürekliliğe ve dehaya, heyecanlı bir kalp ve duru bir sese bir daha hiç rastlamadım” dediği İspanyol yazar Federico Garcia Lorca’nın oyunları 4 cilt olarak yayımlandı.

LEVENT TÜLEK



Afife Tiyatro Ödülleri jürisinde üçüncü yılıma girerken izlediğim tiyatro oyunlarının sayısı iki yüze yaklaştı. Hem yerli hem de yabancı tiyatro metinlerinin yoğun bir şekilde sahneye konulduğu ülkemizde ne yazık ki gitgide nitelikli, evrensel, sanatsal ve estetiksel yapıtların azaldığını görmekteyim. Genel anlamda bunu sinemada, müzikte ve diğer popüler sanatlarda da örnekleyebiliriz. Yaşadığımız çağ her ürünü çok çabuk tüketip bir ötekini iştahla bekleme çağı maalesef. Klasikten moderne evrensel ve etkili sanat yapıtlarına çok sık rastlayamıyoruz. Bir Shakespeare, bir Çehov, bir Beckett veya Brecht gördüğümüzde koşa koşa kar, yağmur demeden izlemeye koyuluyoruz. Tiyatral zevki, keyfi ve tatmini garanti gördüğümüz bu eserler bize (prodüksiyon anlamında zayıf da olsalar) biraz olsun unuttuğumuz tatları anımsatıyor. İşte tam da bu anda Alfa Yayınları’nın efsanevi İspanyol şair, yazar, ressam, müzisyen Federico Garcia Lorca’nın tiyatro eserlerinin tamamını yayınlaması bana “Aa, Lorca niye hiç oynanmıyor artık?” sorusunu da sormama neden oldu bir anda.

Dört kitaptan oluşan bu şahane çalışma, büyük yazarın çok bilinen “Kanlı Düğün”, “Yerma”, “Bernarda Alba’nın Evi” gibi oyunlarının yanı sıra hiç bilinmeyen veya neredeyse hiç oynanmamış eserlerinin de bir külliyatı. Doğrusunu söylemek gerekirse elime geçtiğinde “heyecanlanmadım” desem yalan olur. Hem edebiyat hem de tiyatro yazını lezzetini sonuna kadar veren bu metinler hem bir oyuncu hem bir yazar, hem de bir okuyucu olarak çok memnun etti beni.

Daha 19 yaşındayken babasına yazdığı mektupta: “Size yüreğimin en derinlerinden beni burada bırakmanız için yalvarıyorum. Buradan ayrıldığımda yayımlanmış kitaplarım ve temizlenmiş vicdanımla, saf sanatı savunmuş olmaktan gurur duyarak geri döneceğim: saf sanat, gerçek sanat. Beni değiştiremezsiniz. Ben bir şair ve sanatçı olarak doğdum, diğerlerinin yakışıklı, kör ya da kusurlu doğması gibi. Kanatlarımı almayın benden, çünkü emin olabilirsiniz ki ben bu kanatları kullanmayı biliyorum” diyen 20’nci yüzyılın bu büyük şairini ve yazarını bu kitaplar sayesinde bir kez daha anımsamış oldum. Lorca her şeyden önce bir şairdi. Duygusu, algısı, coşkusu, cesareti ve yaşama azminin sebebi şiirdi diyebiliriz. Onun yazdığı her metinde bu şiirin sıcaklığını takip edebilirsiniz. Tiyatro oyunlarının bu kadar lezzetli, coşkulu, dramatik, ateşli ve tutkulu oluşunun baş nedenlerinden bir budur. Bir yanıyla da yaşadığı coğrafyanın sıcaklığı, ikliminin kavuruculuğu, siyasetinin hırçınlığı ve kültürünün köklülüğü bağlamında hem şiirinin hem de yazınının bu denli etkileyici olmasının en önemli faktörüydü.

Gelenekselin ve mitlerin peşinde
Gençliğimizde hem tiyatroya, hem de şiire büyük ilgi duyduğumuz yıllarda Lorca’nın bu yoldaki inanılmaz trajedik mücadelesini bir ders gibi okur, yazdıklarını, düşüncelerini takip ederdik. “Şiir okunmak içindir; kitaba girdi mi ölür,” diyordu örneğin bir yazısında. Oturur bunu tartışır, onun dünyasına merakımız bir kat daha artardı. Onun İspanya İç Savaşı’ndaki mücadelesi ve öldürülmesi tüm yaşamının, yazdıklarının ve tiyatro oyunlarının da özeti olan bir grande finale’siydi sanki. Yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşadığı, mücadele ettiği, düşündüğü, yazdığı her şey çağının çok ilerisindeydi. Gelenekseli ve mitlerin peşinden giderek, onların ışığında yepyeni, modern, çarpıcı ve ilerici bir edebiyatın yaratıcısı olması onun efsaneleşmesinin en önemli nedeni idi. Müzik ve şiir alanındaki eğilimleriyle ruhsal dürtülerini halk ve Çingene müziği geleneklerinde ortaya koyabiliyordu. 1922’de yazdığı Poema del Cante Jondo (1931; Cante Jondo Şiiri) ve 1924-27 arasında yazdığı Romancero Gitano (1928; Çingene Türküleri, 1969) adlı yapıtları bu çözülüşü dile getiriyordu. “Çingene Türküleri”nde yer alan 18 şiirde, geleneksel bir edebi biçim olan İspanyol baladının eski büyüsünü çarpıcı yeni imgelerle birleştirdi.

Lorca tiyatro türündeki ilk başarısını 1927’de Barselona’da Salvador Dali’nin dekorlarıyla sahnelenen Mariana Pineda’nın şiirsel ve romantik manzum oyunuyla elde etti. Desenleri de ilk kez aynı yıl, aynı kentte sergilendi. 1928’de Çingene Türküleri’nin yayımlanması Lorca’ya uluslararası bir ün kazandırdıysa da mutluluk getirmedi. Kendi deyişiyle “Çingene severliği”nin efsaneleşmesinden duyduğu rahatsızlık ve “yaşamımın en acılı dönemlerinden biri” olarak nitelendirdiği duygusal bir bunalımın verdiği acıyla 1929-30 yıllarında ABD ve Küba’da biraz huzur ve yeni bir esin kaynağı aramaya çıktı. Ancak bu süreç İspanya’ya dönmesi ve acı bir şekilde öldürülmesi ile son buldu. Cesedi bir toplu mezara gömüldü.

Şilili büyük şair Pablo Neruda belki de Lorca ile ilgili en vurucu sözleri söylemiştir. “Ne mükemmel bir şair! Ondaki kadar yürekliliğe ve dehaya, heyecanlı bir kalp ve duru bir sese bir daha hiç rastlamadım. Federico Garcia Lorca, eli açık bir sihirbazdı, bir neşe kaynağı idi. İçinde taşıdığı yaşama sevinci ile bir yıldız gibi parladı. Saf ve komik, başarılı müzisyen, mükemmel bir pandomimci, çekingen ve batıl inançlı, pırıl pırıl ve iyi yürekli. Lorca’da İspanya’nın bir çağını yaşamak mümkündü. Halkçı gelişme çağını. Gelip geçmiş o İspanya’yı aydınlatan biri. Güzel kokular saçan bir yasemin demeti…”

Federico Garcia Lorca’nın oyunlarını tekrar okuduğumda onu sahnede yeniden görmek için dayanılmaz bir istek duydum. Umarım ödenekli ya da özel tiyatrolar bu külliyatı görür ve oradan kendilerine oyunlar seçerler. Çünkü Lorca’nın herkese, her çağda anlatacak bir derdi var. Hem de en coşkulu ve en hüzünlü müzikle. Lorca’nın tiyatro oyunları sahnelenmenin dışında adeta bir şiir gibi ya da bir öykü gibi akıp gidiyor. Çağa tanık olmak için Lorca’nın tiyatro külliyatını edinin derim.

Paylaş