VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Sakalın muhteşem tarihi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sakalın muhteşem tarihi

Allan Peterkin’in kaleme aldığı “1001 Sakal, Sakalın Kültürel Tarihi” isimli kitap, erkeklerin yüzlerinde uzayan veya çıkar çıkmaz tıraş edilen sakal ve bıyığın dünya döndükçe nasıl uzayıp kesildiğini çok keyifli bir dil ve örneklerle anlatıyor. Kitapla ilgili olarak özetle şöyle diyebiliriz; “Ey, Türk erkeği bir diziden etkilenip sakal uzatan ne ilk, ne de son erkeksin!”

BARIŞ EMRAH

Erkekler neden yıllardır robotlar gibi tıraş oluyor, sonra da en küçük tatilde kendilerini serbest bırakıp orman adamına dönüşüyor? Eğer erkeklere niye sakal, bıyık ya da favori bıraktıklarını soracak olursanız hep aynı yanıtları alırsınız.
“Tıraş olmaktan nefret ediyorum.”
“Kelleşiyorum.”
“Çift çenem olmaya başladı.”
“Kendime şöyle bir şekil yapayım istedim.”
“Sakalın hem görünüşünü hem hissini seviyorum.”
“Bir değişiklik yapmak istedim.”
“Daha erkeksi görünüyor.”
“Daha olgun görünmek istedim.”
“Askerden yeni geldim ve şöyle bir rahatlamak istedim.”
“Ailemdeki erkekler hep sakal bırakır.”
“Ailemde benden başka sakal bırakan tek bir kişi bile yok.”
“Yüz hatlarımı ortaya çıkarıyor.”
“Yüzümdeki yara izini/akneyi/şişliği/yarık dudağı gizliyor.”
“Che Guevera/ Fidel Castro’ya (ya da solcu başka siyaset adamlarına) hayranım.”
“Erkeklerin/kadınların hoşuna gidiyor.”
“Doğal/tanrı vergisi.”
“Daha havalı/sert görünmek istiyorum.”
“Tatildeyim.”
“Yastayım.”
“Kadınların yapamadığı tek şey.”
“En beğendiğim film/pop yıldızına benzemek istiyorum.”
Hepsi iyi nedenler tabii, ne var ki bununla sınırlı olmasa gerek. Erkeklerin sakal bırakmasının altında yatan bilinçaltı sebepler nelerdir? Sakal, bıyık neden karanlıkla, sapkınlıkla ve şeytani şeylerle ilişkilendirilir? Tıraş olmanın törensel sembolizminin altında yatan nedir? Modern erkeklerin sakal ya da bıyığıyla ele verdiği şey nedir? Bu konformizm mi, isyan mı, yoksa ikisi arasında yarı gönüllü bir uzlaşma mı? Kadınlar sakaldan hoşlanır mı? Peki, hiç hoşlandılar mı? Yüzdeki kılların post-modern, post-feminist anlamları neler? Niçin reklamcılar giderek sakallı, bıyıklı modelleri tercih ediyor?

TARİH ÖNCESİNİN SAKALLARI
Erkeklerin yüzlerinde bıraktıkları kılların tarihinin aslında, bu kılların ortadan kaybolmasının ve bir şekilde tekrar keşfedilmesinin tarihidir de. Neandertallerin ortaya çıkışından beri, tarih öncesi çağ adamının (doğuştan tüysüz birkaç yerli kabilesi hariç) doğal olarak ve hiçbir törene gerek duymaksızın ergenlikte sakalı çıkmıştır. Zıtmış gibi görünse de aslında paralel bir kavram olan tıraşın tarihi de M.Ö. 2000’den biraz önce başlar. Her çağda yavaş yavaş ego duruma hâkim olmuştur. Birileri, genelde kral ya da bir din adamı, diğerlerine hangi durumda sakal bırakabileceklerini, sakallarına nasıl biçim vereceklerini ya da nasıl tıraş olacaklarını söylemiştir. Saç ve kılın, şeytanla ve şehvetle ilgili görüldüğü Hıristiyanlık dininin yayılmasıyla beraber, sakal ruhaniliğin, ait olunan sınıfın ve saygınlığın işareti olarak hürmet görmüştür. Zira kıl hayvani ve aşağı bir şey olarak görülüyordu, ama yine de sakalı bir statü sembolü olarak kabul ediyorlardı. Mesela kralların sakalları genelde kare şeklinde oluyor ve uzatılıyordu, ne kadar büyük olursa o kadar iyiydi, fakat aynı zamanda örülüyor, boyanıyor, altın tozuna, yağa ve parfüme bulanıyordu. Ucu yukarı doğru kıvrık sakal sadece tanrılar içindi, ancak firavunlar öldükten sonra tanrı olduklarından bu biçimi uygulayabiliyorlardı. M.Ö. 7. yüzyılda Asurluların da, aynen Mısırlılar gibi, hem sakal hem perukları vardı; bunları kına veya ziftle boyuyor, sık sık da altın tozuna buluyorlardı. Sakallarının üç tutam halinde tutturulmuş minik buklelerden oluştuğu göz önüne alınırsa, kaymak tabaka tuvaletiyle daha fazla uğraşıyordu.

YAŞLILAR, DELİLER...
18. yüzyılda sakal tamamen ortadan kaybolmuş gibiydi. Yalnızca yaşlılar, deliler ya da ne idüğü belirsiz insanlarda görülüyordu. Öte yandan bıyık, askeriye içinde her zaman sağlam olan yerini korumuştu. Örneğin Fransa’da askerler dudaklarının yanlarından aşağı inen bıyıklara (crowbar moustache) rağbet ediyorlardı, Macarlar da pala bıyıklara düşkündüler.
1786 yılında ise Fransız yazar Jacques Antoine Dulair sakalın geri dönüşünü öngörmüş ama o dönemde bu saçmalık derecesinde tuhaf bir fikir olarak değerlendirildi. Çünkü sakal artık pespayelik olarak görülüyor, insanın “gerçek yüzünü” gizlediği, dolayısıyla suçluları ve ahlaken düşük kişileri koruduğu düşünülüyordu. Pesimizmin favorili filozofu Arthur Schopenhauer, sakal bıyık tıraşının mutlak kanun haline getirilmesi gerektiğini söylüyordu.



MUHTEŞEM DÖNÜŞ
18. yüzyılın sonunda sakal ve bıyığın muhteşem geri dönüşü, Mösyö Dulair’in ne kadar haklı olduğunu ispatladı. Üstelik peruk kayboluyordu. Sakal hem Avrupa’da hem Amerika’da yaygınlaşmış hatta dönemin askeriye modasında sakalın uzun ve kıvrık olması makbul hale geliyordu. Öyle ki, bir acemi askerin henüz sakal bıyığı yeterince çıkmamışsa, gerçeği çıkana kadar boyayla bıyık yapması gerekir olmuştu. 19. yüzyıla gelindiğinde ise akla gelebilecek tüm şekilleriyle sakal bıyığın altın çağını yaşamaya başladı. Eskiden sadece boğa güreşçilerinin ve avamın bıraktığı favori, 19. yüzyıl İngiltere’sine girdi. Başlarda kısa ve makul ölçülerdeydi, çene çizgisini asla geçmiyordu. 1810’na gelindiğinde ise yanağı çapraz olarak kesmeye, yavaş yavaş kalınlaşıp uzamaya başladı. 1830 yılında ise artık çenenin altına inmişti.
Bıyık askeriye dışında bile revaçtaydı. İngiltere’de balmumu, tonik ve boyalardan oluşan bir bıyık mamulleri sektörü hızla gelişti. 1840 yılı itibariyle sakal ve bıyık, önde gelen politikacılar, yazarlar, en çok da Charles Dickens ve ABD’li meslektaşı Longfellow gibi kültürle bağlantılı kişiler tarafından bırakılınca daha bir kabul görmeye başladı.

ÜÇ ŞAİR, ÜÇ MUHALİF
Ancak daha sonra İngiltere’de üç güzide dilbaz muhalif -Yeats, Wilde ve Beardsley- orta sınıf sakalını kötülemeye başladı ve sanatsal bir karşı çıkış olarak sinekkaydı tıraşı tercih ettiler. 19’uncu yüzyılın sonuna gelindiğinde ise bıyığa yönelik hafif bir önyargı ortaya çıktı. Bıyık giderek hayvaniliğin işareti olarak görülmeye başlandı. Ama yine de 20. yüzyılın başında sakaldan daha fazla dayandı. Bunda da hiç şüphe yok ki 1895’den sonra Gillette tıraş bıçağının keşfi ve en süreğen hijyen hareketinin ortaya çıkışı etkili oldu. Ancak hikaye bitmemiş sadece yön değiştirmişti.
Tıraş bıçağının keşfi çok önemliydi çünkü150 yıl öncesine kadar bir erkeğin sakal ve bıyığına yön veren sadece bir piskoposun tıraş olunmasını söylemesi aksi takdirde sizi aforozla tehdit etmesi değildi. Çünkü 19’uncu yüzyıla kadar sakal kestirmek kolay bir iş değildi. Öncelikle güvendiğiniz birini bulmanız yahut hastalık kapabileceğiniz veya soyulabileceğiniz bir berber dükkânında saatlerce sıra beklemeniz gerekiyordu.

ORTALAMA 20 BİN TIRAŞ
Ama bugün erkeklerin yüzde doksanı günde bir kez tıraş olur. 14 yaşında tıraş olmaya başlayan bir erkek tıraş olmaya yaşamının beş ayını verir. Ya da 80 yaşına kadar 9 metre sakal keser. Bir başka şekilde söyleyecek olursak, bir erkek yaşamı boyunca yaklaşık 20 bin kere tıraş olur. Erkeklerin yüzde 60’ı jilet, yüzde 20’si ise elektrikli tıraş makinesi kullanmaktadır.
Bugün Jilet ve tıraş bıçakları 1,1 milyar dolarlık bir endüstri oluşturmakta. 80 yaşında bir erkek, muhtemelen ömrünün 2.965 saatini tıraş olmaya ayırmıştır. Yani bugün, sebep ne olursa olsun tıraş çokuluslu devasa bir endüstridir, zekice ve güçlü bir pazarlama ile bizi sürekli olarak “tertemiz” olmaya teşvik eder. Bu yüzden sakalın tarihi aynı zamanda tıraşın tarihidir.
Yani dinlere, kültürlere hatta ideolojilere göre değişen, şekillenen sakal asla ve asla biyolojik bir olay değildir. Sadece ikonların varlığı bile sakal ve bıyığa bir “uzuv” gibi bakmamızı engelliyor.
Öyle ya, “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin etkisiyle Türkiye’deki erkeklerin hızla sakal bırakması başka nasıl açıklanır? Üstelik bu öyle bir moda ki, tıraşlı, takım elbiseli görünmeye özen gösteren beyaz yakalılar arasında hızla yayıldı. Ne de olsa, bu kez erkeklere model olan Kanuni’yi canlandıran Halit Ergenç ve Şehzade Mustafa’yı canlandıran Mehmet Günsur’dü.



Devrimci sakallar

Fidel Castro (d. 1926).
Şimdi sakalları ağarmış olan Kübalı komünist devrimci;
1959’dan beri devletin başı. Söylentiye göre ABD hükümeti kendine olan güvenini sarsmak ve ikonografik görüntüsünün altını oymak amacıyla sakalına yönelik komplolar tasarlamıştır.


Che Guevera (1928 - 1967):
Küba’da komünist gerilla ve kahraman. Bolivya’da öldürülmüştür. Yamalı sakalı belki de en devrimci ve en fazla hayranlık duyulan sakaldır.

Friedrick Engels (1820 - 1893):
Karl Marx’ın kitaplarının ortak yazarı ve ölümünden sonra editörü. Sakalı da aynen düşünceleri gibi gür, ağır ve değişmezdir.

Vladimir Lenin (1870 - 1924):
Rus Komünist Partisi’nin kurucusu ve 1917’de
çarı deviren Bolşevik Devrimi’nin lideri.

Karl Marx (1818 - 1883):
Avrupa sosyalizminin entelektüel babası. Komünist Manifesto ile Kapital’in yazarı. İngiltere’de yaşamış sakallı sürgün.

Lev Troçki (1879 - 1940):
1917 Ekim Devrimi’ni hazırlayanlardan Stalin karşıtı komünist teoriysen. Stalin Lenin’in yerini aldığında Meksika’ya sürüldü. Bir dönem Frida Kahlo’nun sevgilisi oldu.

1001 Sakal1001 Sakal

Allan Peterkin

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam