VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Mart 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Sanılanın aksine aşk temasına saplanıp kalmış değilim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sanılanın aksine aşk temasına saplanıp kalmış değilim

Son günlerde yeni kitabı “İz” ile gündemde olan Canan Tan, “hüzünlü aşk romancısı” olarak tanımlandığı genel yargının aksine bugünde dek, eserlerinde aşkın ikinci planda kaldığını savunuyor. Zaten yeni romanında da bu sefer aşkın değil, bir izin peşinde... Kitapta ana karakter olan Verda, bir taraftan babasının intiharı altında yatan sırrı aydınlatmaya çalışırken bir taraftan da geçmişini, bugününü ve geleceğini tekrar değerlendiriyor.

Fatma Kahraman

Edebiyata öyküyle başladınız. Aynı zamanda Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazarsınız. Romanlarınız ise özellikle kadın karakterlerin gözünden yazılmış hüzünlü aşk romanları... Son romanınız “İz”’e bakınca bir nevi gerilim romanıyla karşılaşıyoruz. Değişik türlerde yazmayı seviyor musunuz?

Edebiyat serüvenim şiirle başladı aslında. İlk ödülüm Ankara’da, Hisar Dergisi’nden aldığım bir şiir kupasıydı. Ama gerilerde bir yerde hep öykü vardı. Klasik öyküler, mizah öyküleri ve roman projeleri. Basılan ilk kitabım mizah öyküleri değil de klasik öyküler ya da roman olsaydı “öykücü” ya da “romancı” diye anılacaktım. Hangi sıfata eşlik ederse etsin, “kadın yazar” tanımlamasından hiç hoşlanmasam da uzun yıllar “Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk ve tek kadın yazar” olarak anıldım. Seçtiğim meslek (eczacılık) ve genç yaşta evlenip Diyarbakır’a gelin gidişim, edebiyat yolunda atacağım adımları geciktirmişti. İlk kitapla beraber ivme kazandı çalışmalarım. Mizah ve çocuk edebiyatı, ardından da klasik öyküler ve romanlar... Evet, değişik türlerde yazmayı seviyorum. Konularım da değişken.

Ama herkes sizi aşk romancısı olarak tanıyor?

Sanılanın aksine “aşk” temasına saplanıp kalmış değilim. “Piraye” Diyarbakır yıllarımın bana bir armağanı. “Eroinle Dans” eroin ve bağımlılık konusunda Türkiye’de yazılmış ilk ve tek roman. “En Son Yürekler Ölür” ise organ naklinde bir ilk. Salt aşk romanı diyebileceğim tek roman “Yüreğim Seni Çok Sevdi”. “İz” ise bambaşka bir çizgide. İnsana özgü tüm duyguları okura sunarken, heyecanı, merakı ve dozunda bir gerilimi de barındırıyor içinde. “İz”i yazarken kendi yazın tarzımın dışına çıkmak çabasıyla yola koyulmuş değilim. Kurgu, farklı bir kimlikle belirginleşince, anlatım şekli de, farklı bir yöne kaydı. Öncelik konu ve kişilerde ister istemez, anlayacağınız..

GERİLİM VE POLİSİYEYE İLGİ GİDEREK ARTIYOR

Son yıllarda gerilim, polisiye gibi türlere hem edebiyatta hem de sinemada ilgi arttı. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sizin için bu da bir belirleyici oldu mu?

Merakla beslenen sürükleyici konular her alanda, her zaman kabul görür. Son zamanlarda gerilim ve polisiye eğiliminin artığı bir gerçek... Ancak bu durumun benim için belirleyici olması asla söz konusu değil. Bu türde eser veren değerli ve deneyimli yazarlarımız var zaten. Yanı sıra, hiçbir edebiyatçının “moda tür” anlayışıyla bir şeyler üretmeye çalışacağını sanmıyorum.

Bir taraftan aile ilişkilerini ele alan bir roman “İz”. Ana karakter Verda’nın kocası ile olan ilişkisi, babasıyla olan ilişkisi, babasının annesinden ayrıldıktan sonra yaşadığı ilişkilerin geçmişten başlayarak sürülen bir “İz”i de var. Öyle değil mi?

“İz”, kariyerinin zirvesindeki ünlü avukat Vedat Karacan’ın beklenmedik intiharıyla başlıyor. Babasına hayran, hatta aşık Verda. Ne var ki, yıllar önce annesiyle babasının boşanmasıyla ayrı düşmüşler birbirlerinden. Ama içten içe hep sürmüş sevgileri... Tam bir kapalı kutu Vedat Karacan. Siyasi görüşlerini, inançlarını hatta tuttuğu takımı bile paylaşmamış yakın çevresiyle. Küçük yaşlardan beri iz sürmeye alışık Verda. Bu kez de babasının ölümü altında yatan sırrın izini sürecek. Geri dönüşlerle, keşkelerle, pişmanlıkla, özlemle...

Bu izi sürerken Verda tekne turuna çıkıyor ve bu turda hayatıyla ilgili yapacağı değişiklikleri düşünüyor. Buradaki su ve ardında “iz” bırakmadan giden tekne bilinçaltının sembolü olabilir mi? “İz” için alt metni geniş bir okuma gerektiriyor denilebilir mi?

Dar bir patika, kimi zaman pırıl pırıl, kimi zaman bulanık bir su yolu üzerinde iz sürebiliyor Verda. Soyut’la somut’un iç içe geçtiği, bilinçaltıyla ruhsal çalkantıların birbirinden rol çaldığı bir öyküde, alt metnin “geniş okuma” gerektirmesi doğal değil mi?

“Piraye”nin dizi olarak uyarlanması söz konusu olmuştu. Eğer “İz” için herhangi bir uyarlama teklif edilse kabul eder misiniz?

Özüne dokunulmadan görselliğe taşınabilirse neden olmasın? Ancak “İz”in uzunca bir süre “roman” kimliğini doyasıya yaşamasından yanayım.

“İz” ile başlayan gerilim ve psikoloji türünde yazmaya devam edecek misiniz? Yeni bir kitap yazıyor musunuz şu an?

Yeni yazacağım kitabın türünü şimdiden kestirmem güç. Bunun için uzunca bir hazırlık ve tasarım dönemine ihtiyaç var. Yürekte ve beyinde birikenler dinlendirilecek, yeterli olgunluğa eriştiklerinden emin olununca yazılmaya başlanacak. Şu anda bir değil, birkaç öykü var kafamda. Hangisinin öne geçip satırlara döküleceğini ben de bilmiyorum henüz...

KARAKTER ROMANIN KURGUSU İÇİNDE ŞEKİLLENİR

Verda orta yaşlı bir avukat. Piraye diş doktoru. “Yüreğim Seni Çok Sevdi”de Aslı Amerika’da master yapmış bir akademisyen, “En Son Yürkeler Ölür”de Nehir pazarlama şefi, “Eroin’le Dans”ta Eylül psikoloji öğrencisi...Tüm ana karakterler üniversite mezunu, iyi eğitim görmüş ve başarılı kadınlar. Neden? Okuyucuya bir mesaj içeriyor mu bu seçimler?

Karakterlerin kişisel özellikleri, romanın kurgusu içinde şekillenir. İyi eğitim görmüş kadınlar, konuyla bütünleştikleri için oradalar. Ancak bu durum, bir sonraki çalışmamda okuma yazma bilmeyen bir Anadolu kadınını ya da ilginç bir erkek karakterini yazmayacağım anlamına gelmiyor.

Kitaplarınızı yazarken tanıdık mekanlar mı seçmeye çalışıyorsunuz? İstanbul, Bursa, Diyarbakır daha önce bulunduğunuz yerler. “Eroin’le Dans” romanında çok ayrıntılı şekilde Boğaziçi Üniversitesi betimleniyordu.
Boğaziçi Üniversitesi’ni seçme amacınız neydi ?

Romanlarımdaki karakterler birebir yaşayan kişiler değiller. Ancak mekanlar, genellikle gezilen görülen yerlerdir. “Piraye”de Diyarbakır, “Yüreğim Seni Çok Sevdi”de Bursa, Trilye ve Amerika ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Görmediğim, bir şeyler yaşamadığım yerleri yazmam. Boğaziçi Üniversitesi’ne gelince... Konu eroin ve bağımlılık olunca, Boğaziçililer arasında isyan edenler oldu, “Neden bizim okulumuz?” diye. Yanıtım az ve öz: Kızım ve oğlum Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Ve ben o okulun her yanını, manzarasını, kantinlerini, Kuzey ve Güney Yerleşkelerini, dersliklerini çok iyi tanıyorum. Başka bir okul yerine, tüm ayrıntılarıyla aşinası olduğum bu okulu anlatmam, daha akılcı değil mi?

Peki karakterler tanıdığınız karakterler mi?

Piraye, Aslı, Eylül, Dünya, Nehir, Verda, Haşim, Murat, Deniz ve diğerleriÖ Kısmen tanıdığım, gözlemlediğim ya da kurguladığım “sentez kişiler” hepsi. Sizlerden, benden, çevremizdeki karakterlerden izler taşıyabiliyorlar.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163