VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > Sansürün küçüğü büyüğü olmaz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sansürün küçüğü büyüğü olmaz

33'üncü TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur Konuğu Atilla Dorsay. Türk sinemasının ünlü eleştirmeni, sinemamızın 100'üncü yılını da kutladığımız bu yılı, kaleme aldığı Hayatımızı Değiştiren Filmler kitabıyla anıyor. Kitabında 2005-2015 yıllarında çekilen 525 filmi değerlendiren Dorsay'la Türk Sineması'nı ve yeni kitabını konuştuk.

İPEK CEYLAN ÜNALAN


Hayatımızı Değiştiren Filmler” serisinin üçüncü cildini tamamladınız. Nasıl bir seçki hazırladınız?

Son yıllarda düzenli biçimde topladığım eleştirilerimin yabancı filmler için olanlarını, 1985 yılından itibaren “Hayatımızı Değiştiren Filmler” adıyla derliyorum. İlk cilt 1985-1995 arasını kapsıyordu. İkincisi 1995-2005 arasını. 2015’e eriştiğimiz şu günlerde, son on yılı da derlemek kaçınılmaz olmuştu. Bu nedenle “Hayatımızı Değiştiren Filmler” serisinin üçüncü cildini tamamladım. 525 filme Dünya Sinema Tarihi ‘nin 10 yılına baktım. Güzel bir on yılmış. Hani diyorlar ya sinemada her şey yapıldı her şey denendi her şey monotonlaştı diye, öyle değil işte. Bilimkurgusuyla, aksiyonlarıyla, yaratıcı sinema örnekleriyle çok güzel filmler yapılıyor. Son on yılda da öyle iyi işlerin ortaya çıkarıldığını görüyoruz ki sinema tarihine baktığımızda gelinen noktanın yüksekliği göze fazlasıyla çarpıyor. Bunun yanı sıra bir nehir söyleşi kitabı hazırlığındayım. “Renkli Sinemaskop Bir Hayat: Atilla Dorsay” adlı söyleşi kitabında yaşamım, sinema yolculuğum, çalışmalarımla ilgili pek çok şeyi okurlarla paylaşacağım.

Türk Sineması bu yıl 100’üncü yaşında. Geçmişten bugüne baktığınızda Türk Sineması’nın geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk Sineması’nın şu anda çok iyi bir noktada olduğu kanaatindeyim. Çünkü Türkiye’de sinema sektörü toplam hâsılatın yüzde ellisini aşan bir ülke haline geldi. Tabi Amerika’nın dışında.
Sinemasını çok seven ve gurur duyan Fransa’da bile hâsılat yüzde elliyi geçmiyor. Bu açıdan bakıldığında sinema endüstrisini ayakta tutmak için bu başlı başına yeterli.
Bunun yanı sıra iki temel nokta daha var. İlki kitle filmleridir ki ulusal sinemanın ayakta durmak için şarttır. Bunun yanı sıra yaratıcı yönetmenler kuşağı geldi. Yeşilçam’da yok muydu, elbette vardı, Metin Erksan, Atıf Yılmaz bir Ömer Kavur vardı ama böyle gümbür gümbür ulaşamamıştılar izleyicilere. Yeşilçam içe dönük bir sinemaydı. Türkiye’de öyleydi, içe dönük bir ülkeydi. Bugün Türkiye de sinemamız da dışa açıldı. Her yerden ödül topluyoruz malum.

Peki günümüz sinemasında kimleri başarılı buluyorsunuz?

Cem Yılmaz’ın, Yılmaz Erdoğan’ın, Ata Demirer’in filmlerini iyi buluyorum. Otantik bir komedi anlayışı peşinde bu filmler. Hatta çoğu zaman eleştirsem de Şahan Gökbakar’ın “Recep İvedik” tiplemesi bile bir hayli ilginç ve özgün bir tiplemedir. İlk başlarda küfürlü diyaloglarla gündeme gelen “Recep İvedik” filmi senaryosunu ilerleterek durum komedisi unsurlarına yöneldi.

Durum komedisi denen ve komedinin özü olan şeye yer veriliyor. Bu yüzden Şahan Gökbakar’ın gelişmesini takdir ediyorum. Aynı şekilde Ata Demirer’in filmleri de karakter komedisinin güzel örneği. Gayet orijinal komedi bölümleri var. Ama aynı şeyi Cem Yılmaz’ın yeni filmi “Pek Yakında” için söyleyemeyeceğim; çünkü hiç beğenmedim.

“PEK YAKINDA” YEŞİLÇAM PARODİSİ GİBİ
“Pek Yakında”yı neden beğenmediniz?


Aradığım hiçbir şeyi bulamadım da ondan. Bir kere hiç gülemedim. Başlangıçtaki ve sonlardaki birkaç orijinal esprinin dışında bildiğimiz hatta beklediğimiz Cem Yılmaz mizahı yoktu. Daha çok bir Yeşilçam parodisi ya da övgüsü gibiydi. Yeşilçam’ımsı bir havası vardı neredeyse hepimizin gözlerinden yaşlar getirecekti. Ne ağladım ne de gülebildim. Beğenemedim. Benim kendime göre ölçütüm şudur; Perdeye bağlanmak. İşin özü de aslında izleyiciyi perdeye bağlamaktır. Burnu havada olan bir yazar değilim, pek çok türü izlerim ayırt etmem. Bir izleyici olarak film beni bağlayamadığında o filmin ne kadar olumsuz yanı varsa hepsi birden gözüme çarpıyor. Yani afakî bir temele dayandırmadan “bu filmi beğenmedim” demem. Eleştirimde de detaylı olarak yazdım nedenleriyle...

Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Derviş Zaim, Nuri Bilge Ceylan ve Semih Kaplanoğlu 2000’li yıllara damgasını vuran filmlerin yönetmenleri olarak göze çarpıyor. Kitabınızda da bu yönetmenlerin filmlerinin yer aldığı görüyoruz. Bu kuşak hakkında düşüncelerinizi alsam?

Bu kuşak Türk Sineması için büyük bir şans. Kadın yönetmenlerin arasında başı çeken ve riskli konulara el atan Yeşim Ustaoğlu’nu da katmak isterim. Biraz öncede belirtmiştim, kendi senaryolarını kendileri yazıyorlar, toplumun nabzını tutuyorlar, gerçekliği olan konuları seçiyorlar. Sınıfsal mücadelenin, gelir dağılımındaki eşitsizliğin üzerine gidebiliyorlar. Evrensel bir dil arayışı peşindeler ve bunun içinde kişisel olmayı başarıyorlar. Mesela Nuri Bilge örneğini vereyim, “Kış Uykusu” gibi bir filmi 500 bin kişi izledi. Bu Nuri Bilge filmleri için bir rekordur. Şunu düşünmek gerekir; Kapadokya bölgesinde çekilmiş, üç saat yirmi dakika süren ve tamamen bizim yerli motiflerimizle örülü, diyaloga dayalı bir film nasıl oluyor da dünyaca ünlü sinemacılar tarafından böylesine beğenilip Altın Palmiye alabiliyor? Ben bu soruyu kendime sorduğumda cevabını hemen bulabildim, cevabı çok açık ve net; film izleyiciyi “perdeye bağlıyor”. Bakın Cem Yılmaz’ın “Pek Yakında”sında perdeye katiyen bağlanamadım fakat Nuri Bilge’nin 200 dakikalık filminde perdeye bağlandım. İşte sinema böyle bir şeydir. Tarzınız, filmin ritmi, konuşmanın çokluğu ya da azlığı, komedi olup olmadığı önemli değildir. Öyle inandırıcı bir hikâye, öyle sağlam karakterler ve öyle psikolojik bir gerilim yaratacaksınız ki seyirci perdeye bağlanacak.

“Kış Uykusu”nda perdeye bir daldım bir daha da kalkamadım... Türkiye artık kendi insanını, kendi sorunlarını, ülkesini dünyaya ihraç ediyor, kabul ettiriyor ve hatta ödülleri topluyor. “Kış Uykusu” filminin Türk Sineması’nda bir dönüm noktası olduğuna inanıyorum. Türkiye sinemada işte böylesine gururlandırıcı bir noktaya geldi.

Paylaş