VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Temmuz 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Saramago’nun ölümsüzler ülkesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Saramago’nun ölümsüzler ülkesi

Bu kez gerçeküstüyü, gerçek olana “ölüm” temasıyla bağlıyor Saramago ve ölümsüzlüğe kavuşan isimsiz bir ülke halkının yaşadığı değişikliklere ve sonsuz yaşamın çıkmazına dokunarak ölüme nefis bir güzelleme sunuyor.

Tekin Budakoğlu
tekinbudakoglu@hotmail.com

Ölümün ve kimilerine göre ölümün sonrasındaki belirsizliğin yarattığı korkutucu etkinin yanında sonsuz yaşam, ölümsüzlük, insanoğlunun kimi zaman simyacılar gibi açıkça arayış içinde olduğu kimi zaman da tatlı bir hayal olarak düşlerinde yaşattığı kadim tutkudur.
Romanlarında çoğunlukla devletlerin, siyasi oluşumların, iktidarların, dinlerin, varlığından beslendikleri “insan”ı yeri geldiğinde nasıl yok sayabildiklerini; geleneklerin boğuculuğunu, toplumun ve onun dayattığı kuralların yapaylığını irdeleyen José Saramago da “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş”ta, bu kez insan olmanın önündeki bütün engelleri, üstelik ilk anda akla uzak gelen “ölüm” teması üzerinden eleştiriyor.

İnsanın bu ölümsüzlük isteğinden yola çıkıyor Saramago ve o pek sevdiği ve neredeyse her romanında kullandığı isimsiz ülkesini bu kez ölümden arındırılmış bir yer olarak kurguluyor. İsimsiz olması sayesinde evrenselliğini ve imgesel gücünü koruyan ülkede, yılın ilk gününden itibaren ölüm bütün faaliyetlerini durdurur ve ağır hastalar, son nefesini vermek üzere olanlar, Araf’ta sıkışıp kalanlar dâhil hiç kimse ölmez.
Ölümün el ayak çektiği bir ülke, kuşku yok ki yalnızca bir ütopya olabilir. Halk da bu ütopyanın gerçekleşmesinden hoşnut, günlük sıkıntılardan, dünyaya sıkı sıkıya bağlı olmak zorunluluğundan kurtulmuş olmanın sevinciyle, kendilerine karşılıksız olarak bahşedilen bu hediyeyi büyük bir mutlulukla kabul eder. Saramago’nun devlet ve dine karşı ilk eleştirileri de bu noktada belirginleşiyor.

DOĞAL OLAN ÖLMEKTİR
Şüphesiz ölüm, bireysel olarak düşünüldüğünde herkesin kendisini bulmasından korktuğu, mümkün olduğunca ertelenmeye çalıştığı bir olgudur; oysa ölümlerin durduğunu öğrenen sağlık bakanının “doğal olan ölmektir ve ölümler ancak doğal gidişatın dışına çıktığında ve artış kaydettiğinde endişe verebilir…” sözleri, devletin ölümü bile bireyselliğin büsbütün uzağında, kitlesel düşündüğünü ve aslında bireyin, yani insanın devletin gözünde bir hiç olduğunu gösterir.
Halkına, sonsuz yaşamın bahşedildiği açıklamasını yapsa da kimsenin ölmeyecek olmasının devletin canlı dinamiklerinin tamamına zarar vereceğini düşünen başbakanın kardinalle yaptığı telefon konuşması ise bir röportajında “Din ölümden beslenir” diyen Saramago’nun dinin de devlet kadar insana yabancı olduğunu gözler önüne sermesi ve Hıristiyanlıkla ciddi bir hesaplaşması olarak okunmalı: Başbakan televizyondaki konuşmasında, Tanrı’nın ölümsüzlük konusunda kendi ülkesini seçtiği için duyduğu sevinci dile getirince bu sözlerden hoşnut olmayan kardinal hemen başbakanı arayarak onun dine, dinin temel ilkelerine hakaret ettiğini söyler ve bu yoruma şaşıran başbakana da şu açıklamayı yapar: “… ölüm ortadan kalktığında, diriliş de olmayacaktır, diriliş umudu ortadan kalktığında da kilise yok olur.”

Ölümlerle yalnızca devletin sürekliliği açısından ilgilenen başbakan ile ölümlerin olmamasını derin bir kaos ortamı olarak adlandıran kardinal, sürece verecekleri tepkide uzlaşmış gibidirler: Başbakan, ölümsüzlüğün devam etmesi durumunda devletin zor da olsa varlığını sürdüreceğini vurgular, kardinalin aynı soruya verdiği cevap ise tüyler ürperticidir: “Kilise sonsuza uzanan yanıtlar vermeye o kadar alışıktır ki, sayın başbakan, başka türlü yanıtlara yönelebileceğine hiç ihtimal vermiyorum. (…) Zaten kiliseden şunu ya da bunu açıklaması istenmemiştir hiçbir zaman, balistiğin yanı sıra uzmanlaştığımız bir diğer konu da inanç sayesinde meraklı ruhları etkisiz hâle getirmektir.”

Her satırda ölümsüzlük aracılığıyla yaşamı sorgular Saramago. İnsanların ölümsüzlük karşısında aldıkları tavır, kurumların ve devletin ve siyasetin yaklaşımı, okuru, aslında ölümle son bulan yaşamın çok da övülesi bir olgu olmadığı ihtimalini de düşünmeye zorlar. Kaldı ki bitimsiz hayatın sancıları da ülkede yavaş yavaş baş göstermektedir, devlet ve din kadar sosyal hayatı oluşturan unsurlar da işlememe noktasına gelir: Öncelikle işleri bozulan cenaze levazımatçıları, daha sonra huzurevleri, sigortacılar, hastaneler, yine ölümden beslenen felsefeciler, ölüme duyulan özlemi dile getirirler. Ülke, herkesin yaşlandığı ama kimsenin ölmediği ve gençlerin de yaşlılarla ilgilenerek yaşlanacağı bir huzurevine dönüşme tehlikesine girince, bu kez ölüm cazip gelmeye, ütopya ağır ağır distopyaya dönüşmeye başlar. Öyle ki başbakana sunulan bir değerlendirme raporu şu cümlelerle son bulur: “… ölüm
bunları yaşamaktan evladır.”

EFLATUN ZARFLI MEKTUP
Bu noktadan sonra yaşanılan ülke cehenneme benzetilmeye başlanır, önceleri bu ülkedeki ölümsüzlüğü kıskanan diğer ülkeler şimdi ucuz kurtulduklarını düşünür ve artık ülkede aleni bir biçimde ölüm istekleri dile gelir: Roma-Katolik kilisesi, ölümün tekrar geri gelmesi için ülke çapında dua kampanyalarına bile girişir.
Ülkenin sınırları geçilir geçilmez tekrar ölünebildiği ortaya çıkınca ölümü bekleyen umutsuz, çaresiz insanlar kendi istekleriyle sınır boylarına taşınır ve kısa zamanda bu ölüm hattını kontrol eden bir mafya oluşumu ortaya çıkar. Devlet, her ne kadar insanlarının ölmesini istemiyormuş gibi açıklamalar yapsa da kralın mafyayı ‘hayır kurumu’ olarak nitelemesi Saramago’nun devletin ikiyüzlülüğüne yaptığı en dikkat çekici vurgulardan biri
olarak görünüyor.

Saramago’nun eleştirileri kimi zaman kara mizahın zirvesine, hatta devlet, kurum ve örgütlerle inceden inceye eğlenmeye kadar varıyor: Ölümsüzlük yüzünden girişilen savaş hazırlıkları, darbe girişimi, rejim sorunu ve insanların evlerine bayraklar asması, onun nükteli dilinin ve özellikle siyaseti hedef alan kara mizahının belirgin yansımaları.
Ölüm-ölümsüzlük arasına sıkışıp kalan ülke halkına sekiz ay sonra yepyeni bir haber de gelir: Televizyon genel müdürüne ulaşan mektupta ölüm, kendisinden bu kadar korkulmasına ve sürekli dışlanmasına karşılık insanların sonsuz yaşamın nasıl olacağını görmelerini istediği için ölümleri durdurduğunu ancak gece yarısından itibaren ölümlerin ülke genelinde tekrar başlayacağını açıklar ve yalnızca birkaç dakika içinde altmış binin üzerinde insan bir anda ölür. Böylece ölüm korkusu ülkede tekrar kendini hissettirir: Korku bir salgın halini alınca devlet, ölümün robot resimlerini çizdirerek onu yakalamaya bile çalışır.

Ölüm, bir yandan da çalışma şeklini değiştirmiştir: Artık herkes, vasiyetini yazabilmesi, sevdikleriyle vedalaşabilmesi, son arzusunu yerine getirebilmesi için ölümünden kısa bir süre önce, eflatun zarf içinde, bizzat ölümün kendisinden şöyle bir mektup almaktadır: “Sayın bayım, yaşamınızın, sekiz günün ardından son bulacağını üzülerek bildiririm, bu kararı geri döndürmenin ya da kalan süreyi uzatmanın imkânı bulunmamaktadır, kalan sürenizi olabildiğince iyi değerlendiriniz, sadık hizmetkârınız, ölüm.”
Artık doğal denge yerine dönmüştür, günü gelen herkes önce eflatun zarflı mektubunu alır ve orada belirtildiği sürede de ölür. Satır arasında, ölümün neden gerekli olduğunu, bütün insanlığı göz önüne alarak, ölümün ağzından açıklar Saramago: “Oysaki dünyayı anlayamadılar ve ne yaparlarsa yapsınlar anlayamayacaklar, çünkü yaşamlarındaki her şey geçici, eğreti ve çaresiz bir şekilde yok olup gidiyor, insanlar, tanrılar, her şey yok oluyor, hatta ben bile, mektupla ya da alışıldık yöntemlerle öldüreceğim kimse kalmadığında ben de yok olacağım, diye düşündü ölüm.”

Eflatun zarflardan biri, ölüm ne kadar gönderirse göndersin geri gelir: Yeryüzünde, ölümün isteğine rağmen ilk kez bir ölüm gecikmiştir. Bu kişiyi ve onun neden ölmediğini anlamaya çalışır ölüm. Ölmeyen adam elli yaşında bir viyolonselcidir. Ölüm onu tanımak için kılık değiştirerek yanına sokulur, bir yandan da aslında yaşamı tanımaya başlamıştır. Ölüm, viyolonselcinin yanındayken, ertesi gün yine ölümler durur. Fakat bu kez, bambaşka bir sebeple.




Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163