VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2015 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Savaş ve göç arasında
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Savaş ve göç arasında

Ertürk Akşun “Agafya”da okuru 1920’li yıllar İstanbul’una götürüyor, İngiliz savaş muhabiri Anton ile Agafya’nın göç ve savaş ortasında kalan zorlu aşklarını anlatıyor.

CEMRE NUR MELEKE


Kitabınızın adı “yüce aşk” anlamını taşıyan Agafya. Neden bu adı seçtiniz, kitabı yazma döneminde neler yaşadınız?

“Agafya”yı yazmaya başladığımda tarihi bir aşk romanı yazmak üzere çıkmamıştım yola. Beyaz Ruslar hakkında derinlikli bir araştırma yapıp, konuyla ilgili külliyat niteliğinde ve referans alınabilecek bir yapıt oluşturmak istiyordum. Hiçbir kitapta ya da incelemede karşımıza çıkmayacak günlük ya da mektup gibi özel el yazmaları, gazete küpürleri ve belgeler buldum. Elimdeki malzeme giderek güçlendikçe, kitap da romana dönüştü.

Tarih, hayatınızda önemli bir yere sahip. Agafya’da da Beyaz Rus göçünü, Rusya’nın 20’lerde yaşadıklarını, Beyaz Rusların Türk insanına etkisini konu edinmenizdeki etkenler neler, neden Rusya’yı seçtiniz?

Özel bir sebebi olmadığı halde Cumhuriyet dönemi ve 2. Meşrutiyet dönemiyle birlikte İttihat ve Terakki’ye karşı çok büyük ve özel bir merakım var. O dönemlerle ilgili kitaplar okurken Beyaz Ruslar’a rastladım. Beyaz Ruslar, Türk halkını eğlence hayatıyla tanıştırdılar. Kadına karşı toplumsal bakış açısını değiştirdiler. Beyaz Ruslar’ın yaşadığı pek çok anıyı derleyerek kurgu bir roman çıkardım ortaya.

Kendi başınızdan geçen olayları da kitabınıza yansıttınız mı?

Karakterlerimin çoğu o dönemde gerçekten yaşamış kişilerdir. Elbette bazı karakterlerim de hikayeyi geliştirip örgüsünü kurabilmem amacıyla kurgulanmıştır. Romanın içindeki erkek karakterlerin duygu dünyaları da çoğunlukla benden izler taşıyor, beni yansıtıyor. Yani hem Tegami hem de Anton’da benden izler var.

Agafya’da her aşkın bir savaş olduğundan ve savaşın da hayata benzediğinden bahsediyorsunuz. Bu insana ister istemez Dostoyevski tadını hatırlatıyor. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının, kitabınızda aşk ve savaş ikilemini işlemenizde ufak da olsa bir etkisi var mı?

Aşkın ve yaşamın gerçek yüzü savaş alanında ortaya çıkar. Sanırım bu sert önermeyi çok seviyorum. O yüzden 1 Ekim’de çıkacak olan yeni romanım “18 Saat” de rehin alınan kişilerin, ölüm korkusu altındayken, hayatı sorgulamalarını anlatıyor. Agafya’da dbüyük bir göç ve savaş ortasındaki insanların, hayata ve aşka bakışlarını anlatıyorum aslında.

Karakterleri farklı milletlerden seçmenizdeki etken nedir?

O dönemlerde sanıldığının aksine dünya daha küçük… Sürekli bir yer değiştirme ve savaşlar söz konusu… Bir bakıyorsunuz Celaleddin Afgani bizim ülkemizde, bizimkiler bir bakıyorsunuz İran’da darbe yapmaya gidiyor Kuşçubaşı Sami’yle veya o yıllara damgasını vurmuş Enver Paşa’yla… O dönemler’de bölgeye “Anadolu” denmiyordu dünya literatüründe, “Enverland” deniyordu. Enver Paşa’nın kaçarken izlediği yol haritasını izlemek bile yeterlidir dünyanın genel durumunu anlamak için.

Paylaş