VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
16 Aralık 2010 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Savaşta ve barışta “Unutulmuş Düşler”
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Savaşta ve barışta “Unutulmuş Düşler”

Hayatla edebiyat ilişkisi zaman zaman içiçe geçmiştir. O noktada hangisinin daha önemli olduğunu seçemezsiniz.

Her zaman olmaz ama bu denkliği fark ettiğinizde ikisini de sakince seyretmenizi önerebilirim size...

Benzer bir durum geçen hafta Stefan Zwieg’la başıma geldi. “Unutulmuş Düşler”, son çıktılarıyla elimde, bir sabahın erken saatlerinde zihnimde akıyordu. Bir yandan da kitabın sesini duyuyordum: Sakın beni bırakma. Zweig karşıma ne zaman çıksa büyülerdi beni, bu yüzden bu sesi duymak çok normaldi! Kitaptaki ilk öyküyü okudum: “Bir Yankesiciyle Tanışmam.” Öykü zihnimin içine bütün renkleriyle yerleşmişti bile. Belli ki o gün Paris’te gezip
duracaktım!

Ardından günün hengâmesiyle birlikte bastıran “gerçek hayat” araya girdi ve yollara düştüm. İstanbul trafiği her zamanki gibiydi. Tekerlekler! Ama umurumda değildi: Öyküdeki anlatıcının bir Paris kafesinde gözlemleme şansını bulduğu insanları, sonrasında burun buruna geldiği yankesiciyi, zamansızlığın içerisinde gezinirken yaşadığı özgürlüğü hayal edip duruyordum. Öyküde yağmurdan sonra gelen, havaya sızan o olağanüstü hâli, nasıl da betimlemişti Zweig! Şaşkın ve mutluydum.
Kısa bir süre sonra kullandığım arabada bir tuhaflık sezdim; araba sola doğru çekiyordu. Arkamdaki arabanın uyarıları tekerleğimin patladığı yönündeydi. Bu sonun başlangıcıydı. Yani gerçekliğiyle canımı sıkmaya hazırlanan sıradan bir günün sonu. Günün kontağını orada kapattım. Detaylar arasında tekerleği değiştirmeye bile yeltenmemek, dosdoğru servise gitmek, parçalanan tekeri görüp hayretler içersinde kalmak sayılabilir ama asıl önemlisi bu arada bana sunulan açık davet ve benim bu davetle resmen baştan çıkmamdı! 2-3 saat boyunca bir kafede şimdiki zamandan çalarak Zweig’la yeniden buluşmaktı bu davetin adı. Gerçekle hayalin işbirliği, içiçe geçmişliği ya da dünyayla insan beyni arasındaki hezeyanlı gelgitti. Zweig’ın dilinden söyleyecek olursam:

“Bütün bunların hangilerinin benim ve hangilerinin bu dünyanın heyecanı olduğunu bilmiyordum. Dünyayla aramdaki duyumsamanın o incecik zarı parçalanmıştı.” (sf. 214)

Geri kalan öykülere daldığımda kitapla aynı adlı öykünün sonuna kadar gelmiştim bile: Unutulmuş Düşler. Hâlâ Paris’teki o kahvede oturuyordum. Dönemin yazarları önümden akıp geçiyor, ilk öyküdeki yankesicinin durduğu köşede bir kaybolup bir görünüyorlardı.

“Yıllar önce... Yanınıza almış olduğunuz bütün düşlerinizi gerçekleştirebildiniz mi? Onlara hâlâ inanıyor musunuz? Yoksa solup gittiler, yitirildiler mi? Zamanla yüreğinizden koparılıp bir kenara, çamurların içine mi atıldılar? Yaşamın hedeflerine doğru hızla giden binlerce otomobilin tekerlekleri mi geçti üzerlerinden? Acaba tüm ilkeleriniz, düşleriniz bugün de hâlâ geçerli mi?” (sf. 238)

BENİM EVİM NEREDE?
Avusturyalı oyun yazarı, romancı, gazeteci ve biyografi yazarı Zweig’dı bu. Dünya üzerinde savaşları gören, o savaşların içinden bedeniyle olmasa bile kendi sesi ve ruhuyla çıkmayı başarabilmiş bir düşünürdü. Viyana ve Berlin üniversitelerinde felsefe öğrenimi görmüş, Rainer Maria Rilke’nin eserlerinin etkisi altında kalarak ilk şiirlerini yazmıştı. Çok sayıda dil bilirdi. Paul Verlaine ve Baudelaire’in şiirlerini Almancaya çevirmiş, dünyalar görmüştü.
1. Dünya Savaşı sırasında Viyana’da Savaş Arşivi’nde memur olarak çalıştı. Savaşın ardından Salzburg’a yerleşti ve Frederike Von Winternit ile evlendi. Yaklaşık yirmi yıl Salzburg’daki villa onun için bir yazı cenneti oldu. Birçok çağdaşını burada konuk etti. Pasifist kimliğiyle savaş yanlısı tutumlara karşı koymaya çalıştı. Ona göre insanların, kültürlerin ve ulusların birbirleriyle uzlaşmasına hümanizm aracılık edebilirdi ve hayatını bu görüşe adadı. 21. yüzyılda hâlâ bize ışık tutan bu görüş Yahudi kökenli bu yazarın bir biçimde sonu olacaktı! Bu kez başka bir dünya savaşı vardı karşısında. Son kaçınılmaz olandı. Bu sonu hazırlayan temel neden Hitler Almanyası cenderesi ve bu cenderenin yaşamı üzerinde yarattığı depremdi.

1930’lı yılların başında Naziler kitaplarını yaktı, Gestapo villasını basınca ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve Londra’ya yerleşti. 1937’de ilk karısı Frederike’den ayrıldı ve bu kez Portekiz’e yerleşti. Yanında kısa bir süre sonra ikinci karısı olacak ve trajik bir biçimde 1942 yılında Brezilya’daki yaşamlarına birlikte son verecekleri sekreteri Yahudi asıllı Lotte Altman vardı.

“Evim nerede?” diye dert yanmıştı bir mektubunda, dostlarına. Ve özlemini çektiği evine, Avusturya’ya bir daha geri dönmedi, dönemedi. Bir dostuyla yaptığı sohbette ise şöyle dillendirecekti içinde bulunduğu ruh halini:
“Bizlerin sevmiş olduğu dünya kesinlikle bir daha geri gelmeyecek. Oluşacak yeni dünyada da artık sözümüz geçmeyecek. Söylediklerimizi hiç kimse anlamayacak. Bizler artık bütün ülkelerde vatansız olacağız. Biz bugün bir hiçiz, yarın da bir hiç olacağız.”

O haklı karamsarlığına karşın çok üretken bir yazardı Zweig. Yazmak onun morfiniydi. Birçok konuda denemeler, lirik şiirler yazdı, özellikle biyografi alanında önemli eserler ortaya koydu. Biyografi alanındaki çalışmaları, dönemin birçok ünlü kişisinin hayatlarını gözler önüne serdi. Balzac, Dickens, Dostoyevski, Nietzsche, Marie Antoinette, Magellan bunlardan sadece birkaçıydı.
Bu biyografileri yazarken psikolojiye ve Freud’un çalışmalarına duyduğu ilginin temel olduğu söylenirdi. İnsan ruhunun bilinmezi hep ilgisini çekmişti ve bu bilinmez içinde kendini yitirmişti. Yazdıklarını bu kadar çekici kılan nedenlerden biri de buydu galiba: Yaşamın bütün renkleriyle insan düşleri eşliğinde yoğrulabileceği yerdeydi Zweig. Onu okurken, yazdıklarının yaşamın tekdüzeliğine son vermesinin nedeni de bu olabilirdi. Unutulmuş Düşleri, Zweig’ın en güzel öykülerini barındıran bu derlemeyi “unutmamak” için okumanızı salık veriyorum. Kitap Everest’ten çıktı. Çeviri gazeteci-yazar-çevirmen bir baba-oğula ait: Burhan Arpad ve Ahmet Arpad’a. İkisi de Stefan Zweig Cemiyeti üyesi.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163