VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Temmuz 2010 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Seks ve aşkın insanların hayatını nasıl değiştirdiğini anlatmayı seviyorum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Seks ve aşkın insanların hayatını nasıl değiştirdiğini anlatmayı seviyorum

Akademik eğitimin aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatmadığını söyleyen Prof. Lee Siegel Türkçede!

Mine Akverdi

Güney Asya dinleri araştırmacısı, Hindistan tutkunu ve Sanskritçe uzmanı Amerikalı profesör Lee Siegel, Hindistan konulu pek çok akademik esere imza attıktan sonra, 1999 tarihli ilk romanı “Ölü Bir Dilde Aşk (Love In A Dead Language)” ile yazarlığa adım attı. Siegel’in çok iyi bildiği üç başlık olan; akademisyenler, Hindistan ve Kama Sutra üçgeninde anlattığı bu egzotik, erotik, eğlenceli ve sıra dışı hikâye çok satanlar listelerine girdi, New York Times tarafından Yılın En Kayda Değer Romanı seçildi ve Pulitzer Ödülü’ne aday gösterildi. Sonrasında dört romana daha imza atan Siegel’in ilk romanı “Ölü Bir Dilde Aşk” birkaç ay önce Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçede de yayınlandı.

- Yıllarca Hindistan üzerine araştırmalar yürütmüş bir akademisyen olarak Türkiye hakkında ilk izlenimleriniz neler?

Burası farklı kültürler, farklı dillerin bir arada olduğu karmakarışık bir yer ve buna gerçekten bayıldım. Batı kültüründen gelen biri olarak her iki ülkenin de son derece egzotik olduğunu söyleyebilirim. Yediğiniz yiyecekler, havada uçuşan sesler, binaların oluşturduğu şekiller... Hepsi çok farklı, çok heyecan verici. Bir de tıpkı Hindistan’da olduğu gibi İstanbul’da da tarihin o baş döndürücü muazzam gücünü hissediyorsunuz. Eğer Osmanlı Tarihi üzerine uzman bir akademisyen olsaydım, bu kitabı Hindistan değil Türkiye üzerine de yazabilirdim. Çünkü kitabın özü Hindistan değil, aslında kitap egzotik bir fanteziyle ilgili; hayallerin insanı nasıl aşık ettiği ve bir aşkın, bir fantazinin insanın hayatını nasıl alt üst ettiği ile ilgili.

- Kitabın kahramanı Prof. Leopold Roth, Hindistan üzerine araştırmalar yürüten bir akademisyen ve bu ülkeye âşık... Roth, Kamasutra üzerine verdiği derse giren Hint asıllı kız öğrenci Lalita Gupta’yı görünce Hindistan aşkı ve tutkusunu Lalita’da vücut buluyor. Lalita Gupta hepimizin hayatlarında aslında neyi temsil ediyor?

“Ölü Bir Dilde Aşk” Hindistan’a tutkun bir adamla ilgili. Adam diyor ki “Bütün hayatımı Hindistan’a adadım ama hiçbir zaman Hindistan’la o denli yakın olamadım. Mesela bunca yıldır bir Hintli kadınla bile hiç sevişmedim.” Bir süre sonra dersine giren Hint asıllı bir genç kız bir anda onun için Hindistan’ın sembolü haline geliyor. Hindistan’a olan aşkını bu kız üzerinden yaşamaya başlıyor. Öte yandan bu kız kendini Amerikalı olarak kabul ediyor, Amerikalı gibi yaşıyor, Hintli olmak ona hiçbir şey ifade etmiyor, hatta Hindistan’dan nefret ediyor. Ama profesör için kızın kim olduğunun bir önemi yok, Hindistan’a aşkının vücut bulmuş hali olan Lalita Gupta’ya deli gibi âşık oluyor. Birini, gerçekte kim olduğu için değil sembolize ettiği şeyler için sevebiliriz. Romandaki hikâye işte bununla ilgili... Lalita Gupta, tıpkı Nabakov’un genç, işveli, tatlı ve seksi Lolita’sı gibi, ulaşılmaz büyük aşkın, aklı baştan alan tutkunun sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim Lalita, yüzeysel bir figür olmaktan çıkıp gerçek bir insana dönüştüğünde Prof. Roth’un gözündeki o sembol de bozuluyor. Yani romanda asıl olarak “Aşk nedir?” sorusunun cevabını bulmaya çalışıyorum. Zira bir ülkeyi sevmek kolaydır ama bir insanı sevmek hiç de o kadar kolay değildir!

- Peki sizin Hindistan’a tutkunuz ilk nasıl başlamıştı?

9-10 yaşlarındaydım, bir okul ödevi olarak Hindistan hakkında bilgiler topluyordum. O zaman 8 yaşlarında bir Hintli kızın resmini görmüştüm, üzerinde renkli giysiler ve parıltılı takılar vardı ve kız evlendiriliyordu. Bu beni son derece şaşırtmıştı. “Hindistan’da yaşıyor olsaydım ben de evli olurdum” diye düşünmüştüm, bu fikir hoşuma gitmişti. Çocukluğumun geçtiği 1950’lerde Hindistan gazete ve dergilerin de gündemindeydi. Yılan oynatıcıları, Gandhi ve Tac Mahal ile ilgili pek çok şeyi o zamanlar sık sık gördük, okuduk, öğrendik. Hepsi, içimdeki Hindistan tutkusunu büyüttü. Ama akademik olarak Hindistan üzerinde uzmanlaşma kararımın altında yatan sebep Hindistan’ın 3000 yıldan bu yana hiç değişmeyen büyüleyici bir kültüre sahip olmasıydı. Hindistan’da insanlar 3000 yıl önce nasıl giyiniyorlarsa bugün de öyle giyiniyorlar...

AKADEMİK EĞİTİM VE AŞK
- “Ölü Bir Dilde Aşk” sizin ilk romanınızdı. Bir akademisyen olarak romanı da sanki akademik bir kitapmış gibi dipnotlar, referanslar, göndermelerle kurgulamışsınız. Akademik yazın ile edebi yazının buluştuğu bir kitap diyebilir miyiz?

- Bu çok güzel bir tanımlama. Yazdığım akademik kitaplar bilimsel araştırmalara dayansa da anlatım olarak giderek romana benzemeye başlamıştı. Roman yazmaya karar verdiğimde de tam tersini yapmak istedim. Tamamen kurgu bir kitap yazacaktım ama sanki gerçek bir akademik çalışmaymış gibi aslında var olmayan kaynakçalar gösterecek, dipnotlara, referanslara yer verecektim.

- Roman, akademik dünya üzerine bir taşlama niteliği de taşıyor değil mi? Akademisyenlerin sıkıcı muhabbetleri, sürekli teoriyi konuşup ve iş pratiğe gelince altüst olmaları kitapta öne çıkıyor...

- Evet kesinlikle bir taşlama. Ama bu dünyayı ve insanlarını taşlamaktan çok, akademik yazım şeklinin bir parodisini yapmak istedim. Yoksa akademik dünyanın benim için mükemmel bir şans olduğuna inanıyorum. Ancak akademik dünya konusunda şunu da söylemeliyim: Entelektüel düşünce, akademik eğitim, aniliz etme yeteneği gibi şeyler bir felsefe kitabını anlamanızı sağlayabilir ama birine âşık olmanın nasıl bir şey olduğunu ya da bir insanı anlamanızı sağlamaz. Leo Roth örneğindeki gibi, çok önemli, çok bilgili bir profesör aşık olunca pekala aptallaşabilir...

- “Ölü Bir Dilde Aşk”ın merkezindeki bir diğer konu da Kamasutra. Baş kahraman Leo Roth Sansktritçe’den Kamasutra kitabını çevirirken hayatı da onun etrafında şekilleniyor.

- Hintlilerin efsanevi seks kitabı Kamasutra’dan alıntılar kitabın büyük bir bölümünü oluşturuyor. Bunlar orijinal Kama Sutra’dan alıntılar mı gerçekten?

- Bu kitabı yazmadan önce Hindistan’daki Penguin Books benden Kamasutra’nın Sanstkirtçeden yeni bir çevirisini yapmamı istemişti. Başladım ama çok sıkıcı olduğuna karar verip bıraktım. Sonra Kamasutra’dan bölümleri üzerinde biraz oynayarak, biraz değiştirerek romanıma taşımaya karar verdim.

- Seks hakkında yazmayı seviyorsunuz galiba... Cazibesi nedir?

- Sadece seks değil, daha çok onun hakkında yazmak ilgimi çekiyor. Seks ve aşkın insanların hayatlarını nasıl değiştirdiği, nasıl yönlendirdiği, herkeste ne derece farklı etkiler yarattığını anlatmak benim için cazibeli bir şey. Bir de insanların aptallıkları, zaafları, hatalarını yazmayı seviyorum ve aşk ile seks çoğunlukla insanların aklını başından alıp onları aptallıklara, hatalara, yıkımlara sürüklüyor.

HENRY MILLER’IN ETKİSİ
- Seks hakkında yazma sebeplerinizden birinin de şahsen tanıdığınız ünlü yazar Henry Miller olduğu doğru mu?

- “Yengeç Dönencesi” kitabı çıktığında lise çağındaydım. O zamanlar, yazdıkları son derece radikaldi, özgürdü, şok ediciydi. Kitap yasaklanmıştı ama ben gizlice edinmiştim, başka bir kitabın arasına saklayarak okuyordum. Çok tehlikeli, aykırı ve heyecanlıydı; sanki elimde bir silah vardı. Sonraki yıllarda annem ve babamın çok iyi arkadaşı oldu; benim de arkadaşımdı. Sonradan büyük aşkla evlendiği Japon kız Hoki Tokuda ile de onu ben tanıştırmıştım. Aslında Hoki benim kız arkadaşım gibi bir şeydi ama gitti onunla evlendi. Korkunç bir kızdı! O zamanlar ben 20’li yaşlarımdaydım, Henry Miller ise 70’lerindeydi. Henry Miller o kıza aşkından sefil olmuştu... Henry Miller’in hem kendisi hem de yazdıklarının üzerimde muazzam bir etkisi oldu. Seks üzerine yazmak konusunda bana ilham verdi.

- Kitapta seks ile din arasında bağlantılar kurmanız da dikkat çekiyor. Sizce nasıl bir bağlantı var ikisi arasında?

- Bu soruyu Mevlana aracılığıyla açıklayabilirim. Mevlana’nın şiirlerine bir bakın; bu şiirlerde bir adamın bir kadına aşkı mı vardır, bir adamın bir başka adama aşkı mı vardır, yoksa bir adamın Tanrıya aşkı mı? Erotik dil bir noktada dini dille kesişir. Bu bana çok ilginç geliyor. Cinsel deneyim, erotik deneyim, aşki deneyim ile dini deneyim arasında bir benzerlik vardır. Aşk ve seks buluştuğunda ortaya çıkan enerji biyolojik bir histen öte çok daha etkili ve güçlü bir duyguyu ortaya çıkarır. Ve bu biraz daha derinleştiğinde dine dönüşür. Bu kadar yoğun, güçlü ve saf bir duyguyu duyduğumuzda bunun ilahi bir şey olduğunu düşünürüz çünkü. Bence cinsellik içeren aşk ile Tanrısal aşk arasında çok ince bir çizgi var!

***

KAMA SUTRA DOYURMAYI DEĞİL LEZZETİ HEDEFLEYEN BİR YEMEK KİTABI GİBİ

-Kama Sutra’yı çoğumuz seksin ve erotizmin kitabı olarak biliyoruz. Kitabı hatmetmiş bir uzman olarak Kamasutra’yı tam olarak nasıl tanımlarsınız?

- Tahminen 3. yüzyılda Vatsyayana’nın kaleme aldığı Kamasutra kitabı yedi ayrı bölümden oluşur. Kur yapmaktan cinsel pozisyonlara, öpme ve ısırma şekillerinden sadakate, sevgiyili nasıl elinde tutacağından genç erkeklerin nasıl bir playboy hayatı yaşayacaklarına kadar aşk, seks, yaşam tarzı ve cinsel haz konularında bir sürü farklı şey anlatlıyor. Ama Kama Sutra’nın asıl büyük özelliği içeriği değil hakkında yaratılan efsanesi... Doğrusunu söylemek gerekirse o kadar da iyi bir kitap değil. Kamasutra aşk ve seks açısından bakıldığında daha çok bir dilbilgisi kitabı gibi. Mesela olabilecek bütün cinsel pozisyonları sıralıyor, kolunu nereye dolayacağını, bacağını nasıl kaldıracağını bir bir anlatıyor, “8 tür öpüşme vardır” deyip isimlerini sıralıyor. Kısacası Kama Sutra’ya akademik bir kitap diyebiliriz. Vatsyayana’nın, kitabın sonunda “Bu arada ben hiçbir kadınla seks yapmadım, tamamen bakirim. Ben bir bilim adamıyım, aşk ve seks üzerine çok daha kapsamlı çalışmalardan özetleri bu kitapta topladım” diye not düşmesi de bunu gösteriyor. Kama Sutra’nın yarattığı seks kültürünü en güzel şöyle anlatabilirim: Biz temelde acıkınca yeriz, yaşamak için yeriz. Ama bir noktada zevk almak için yemeye de başlıyoruz. Bir yemek yaptığımızda onu türlü malzemelerle süsleyip farklı tariflerle pişirerek daha lezzetli ve daha çok zevk verecek hale getiriyoruz. İşte Kamasutra kitabı da bir anlamda tokluğu değil lezzeti ve zevk almayı hedefleyen bir yemek kitabı gibi.

Paylaş