VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
22 Temmuz 2017 Cumartesi | Anasayfa > Biyografi > Selam olsun...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Selam olsun...

Değerli bir kitaplığı vardı Okay Gönensin’in ama kitaplarla ilişkisinin kişisel mülkiyet duygusuyla hiçbir alakası yoktu. Evine gelenlere, “kitaplara bak istersen” derdi. “Kitaplara” derdi, “kitaplarıma” değil. Sonra da baktı mı bakmadı mı diye hafızasına not ederdi, eminim...

AYTEKİN HATİPOĞLU


Henüz okula başlamadan, o zamanlar anaokulu filan yok, Hürriyet’i eline alıyor, annesini oturtuyor, sayfadaki bir yeri göstererek okumasını istiyordu. Annesi okuyor, o ezberliyor, sonra ezberlediği kelimeleri okudukları yerdeki kelimelerle eşleştiriyordu. Okumayı bu metotla öğrendi.

Bir zamanlar İstanbul’da, sayısı belki 100’ü bile bulmayacak kitapçılar ki çoğu esas olarak kırtasiyeci idi, kitap kiralardı. Video film furyasından çok önce. Çocukluğunda ve ilk gençliğinde birçok kitabı kiralayarak okudu; Agatha Christie’lerin hemen hepsini. Polisiye düşkünüydü, okudukça uzmanı oldu. Kendisi uzman olduğunu hiç söylememiştir. O söylemese de... Polisiyeci yazarları külliyatlarıyla ve biyografileriyle biliyor, kitaplarındaki kahramanları ve her serideki evrimleşmeleri analiz ediyorsan, ona uzmanlık denir. Ara sıra yazardı ama polisiyeler üzerine yazdığı yazıların sıkı takipçileri vardı, bana katılacaklardır...
St. Joseph’te orta kısımdayken “orta”ların kitaplığını bitirdi, “lise”nin kitaplığına girme iznini koparttı. Okuyordu.

Mülkiye’deki ilk yıllarında, Ankara’daki kitapçıya iki gün gecikmeyle gelen Le Monde’u yarım saat, kırk beş dakika ayakta okuyor, beleşten geçinmenin bedelini bel ağrısıyla ödüyor, hızlı solcu olduğu o sıra, sırf şu Monde’u parasıyla alabilmek için “zengin olma” hırsına kapılıyordu. Çünkü o ayakta okuyacağım diye eğilip bükülürken çok ünlü bir kişi geliyor, parasını veriyor, Monde’u kolunun altına sıkıştırıp gidiyordu...

Nasıl solcu oldunuz diye sorduğumda “Okuyarak herhalde,” demişti.

Okuyordu, okumayı seviyordu. Ve herkes sevsin istiyordu. Hangi dergi içindi hatırlayamıyorum, bir kitap yazısı yazmıştı; “Okumayı seven, okumak isteyen her yerde, her şartta okumanın yolunu bulur; ayakta okur, yürürken okur, koşarken okur!” diye yazmış, yetmemiş, aynı cümleyi tekrar yazmıştı. “Birini atayım, tekrar olmuş zannederler,” dedim, “Hayır, bırak, bir daha okusunlar!” dedi.

Okumayı çok seviyordu.

Okumayı seven kitabı sever.

Kitaplar sevildikleri için çoğalır, çoğaldıkça mekânları zorlamaya başlarlar. Çünkü birer nesnedirler. Nesne ama nasıl? Ruhu olan, adeta kanlı canlı nesneler. Kapakları mesela... Bazılarınınki düpedüz birer simadır. Göz göze geldiğinizde, derinlemesine büyür o sima, hayata gelir sanki. Bir sohbet olur aranızda belki. Kimi zaman yazarıyla konuşursunuz, kimi zaman kahramanlarıyla, içindeki hayatta kaybolur gidersiniz kimi zaman da. Her karşılaşmanızda ayrı bir şey yaşamanız da muhtemeldir. Onun için sevilir kitaplar.

Kitapları seviyordu. Zengin olmadı ama zengin bir kitaplığı oldu. Bir aralar, altı aydan fazla bir zaman, “kitaplara ne çare bulacağız” diye kafa patlattığımızı hatırlıyorum. Sonunda çareyi yine kendisi buldu. Kitapların bir güzel katalogu yapıldı. Birden fazla olanlar vs. bildik, tanıdık sahaflara verildi. Biraz yer açıldı.

Hiçbir kitap atılmadı.

Kitaplıkta kalanlar nizam intizam içinde raflarına yerleştirildi; böylece arandıklarında bulunmaları da kolaylaştı. Ama... Biricik dostlarından ayrı düştüler.

Değerli bir kitaplığı vardı, müzayede kataloglarını, tabiri amiyane ile “kitap piyasası”nı takip ederdi ama ne bir bibliyomandı o, ne de kelimenin tam anlamıyla bir koleksiyoner. Kitaplarla ilişkisinin kişisel mülkiyet duygusuyla hiçbir alakası yoktu. Evine gelenlere, “kitaplara bak istersen” derdi. “Kitaplara” derdi, “kitaplarıma” değil. Sonra da baktı mı bakmadı mı diye hafızasına not ederdi, eminim...

Bugün kitap eklerini okuma alışkanlığı edinmiş olanlara söylemek istediğim bir şey var. Belki bir daha bu fırsatı bulamam: Birçok kitap eki gibi, okuduğunuz VatanKitap’ın da manevi bânîsi, fikir babası, danışmanı, gazeteci Okay Gönensin’dir. Kitaplarla birlikte yaşadığı Gümüşsuyu’ndaki evinde, 13 Temmuz 2017 Perşembe günü sabaha karşı aramızdan ayrıldı.

Hamleci ve girişimci bir mesleki karakteri vardı Okay Gönensin’in. Cumhuriyet’te Yazı İşleri Müdürü olduğu dönemden başlayarak, Cumhuriyet Kitap için, kitap kulübü için harcadığı çabaların, kitap yayıncılığı alanının bugünkü hale gelmesinde büyük katkıları olmuştur. Bir yandan gazete yönetimini kitap eki konusunda ikna etmeye çalışırken diğer yandan da yayıncıları eke ilan vermeleri için ikna etmeye nasıl çabaladığını anlatırdı yeri geldikçe. Daha sonra çalıştığı bütün gazetelerin kitap eki, dergilerin kitap sayfaları, onun da bu eklere ve sayfalara katkısı oldu.

Bugün galiba bütün gazetelerin kitap eki var. Hepsi de ilan alabiliyor. Memleketin bütün vilayetlerinde kitap fuarları açılıyor.
Yani Okay Gönensin, savaşımını kısmen kazanmış sayılır. Kısmen çünkü o kadar yazı yazdı ama bir tek erkân-ı devleti kitapta KDV’yi kaldırmaya ikna edemedi.

İşin uzmanı olan bir arkadaşımı arayıp sordum; “Biz yayıncılığın girdilerine yüzde 18 KDV ödüyor, kitabın fiyatına yüzde 8 KDV koyabiliyoruz” dedi. “Aradaki yüzde 10 ne oluyor, diğer vergilere mahsup edebiliyor musunuz?” dedim, “Hayır” dedi...

Bu KDV meselesinin yayıncıların az veya çok kazanmasıyla alakası yok, okumayı sevenlerin kitabı daha ucuza edinebilmesiyle alakası var. İkimiz de isteriz ki o yüzde 10, okumayı sevmenin cezası olarak okumayı sevenlerin cebinden çıkmasın. Çünkü okumayı seven boğazından keser, o kitabı alır. Okay Bey’in bu mücadelesine duyduğum saygı dolayısıyla bir boyun borcumdur, onun için durumu buraya tekraren de olsa not ediyorum...
Okay Bey. İster istemez de olsa beni boşluğa terk ettiniz. Hatıranızı saygıyla kucaklıyorum. Hiç bırakmayacağım.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163