VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Selanikli Dönmelerle ilgili komplo teorisi sevenler bu kitabı okumasın
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Selanikli Dönmelerle ilgili komplo teorisi sevenler bu kitabı okumasın

Osmanlı resmi söyleminde “avdetiler”, günlük dilinde “dönmeler” ve son zamanlarda da “Sabetaycılar” olarak adlandırılan kesime Türkiye kamuoyunun yönelttiği ilgiyi “yoğun” olarak nitelemek, hadiseyi biraz hafifsemek olur. Hangi tuhaf etkenlerin bir araya gelmesi ve ittirmesiyledir bilinmez; kamuoyu bu konuyla hop oturdu, hop kalktı, konu üzerine yapılan “çalışmaları” yüz binler kapıştı. İşte böylesi bir konuda akademik olarak çalışmayı seçen Marc David Baer’in kitabının Sevinç Kayır tarafından yapılan çevirisiyle birlikte, Türkiye kamuoyu Dönmeler hakkında ciddi bir yapıtı nihayet Türkçe olarak eline almış bulunuyor.

Y.Hakan Erdem




Marc David Baer, konuyla ilgili literatürü gözden geçirmiş, Türkçe ve Yunanca gazeteleri taramış, Türkiye ve yurtdışında yaşayan bazı Dönme ailelerin özel arşivlerini kullanmış, onlarla mülâkatlar yapmış ve tabii ki bu kadarıyla yetinmemiş. Dönme topluluğunun tarihini incelerken, bugün Yunanistan’da olan 1906 tarihli bir tapu sicilini ve Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesiyle Türkiye’ye göç eden Dönmelerin mal varlığını listeleyen Muhtelit Mübadele Komisyonu Tasfiye Talepnameleri’ni incelemiş. Bununla birlikte, bu çalışmayı şekillendiren asıl kaynak grubunun arşiv belgeleri olduğunu söyleyemeyiz çünkü Baer, iki önemli istisna dışında Osmanlı arşiv belgelerine başvurmamış. Bu noktada bir de uyarı yapalım, Baer’in kitabını okumakla günümüz Türkiye’sindeki Sabetaycılar’ın “güvenilir” bir listesini edinerek “bizi aslında kimlerin yönettiğini deşifre etmeyi” düşünenler veya çok daha iyi niyetli olarak, bu kesimin bugünkü durumunu merak edenler, kitapta aradıklarını pek bulacak gibi değiller çünkü Baer, Dönmelerin 1850-1950 arasındaki tarihine yoğunlaşmış; kitap Ahmet Emin Yalman suikastı ile bitiyor. Söylemeye gerek bile yok ama, bunu söylemek, içevliliklerle kapalı toplum niteliğini koruyan, Yakubi, Karakaş ve Kapancı olmak üzere üç alt gruba bölünen, kendilerine ait inançları ve görenekleri bulunan, kendilerine ait okullar, camiler ve mezarlıklar gibi kurumlara sahip olan Dönmelerin tarihi hakkındaki bu çalışmanın ne ciddiyetini gölgeler, ne de akademik değerini düşürür.
Kitabın içeriğine gelince; Baer, Dönme dini ve kimliğini tartışırken, Hıristiyan ve Müslüman komşularının ve Hıristiyan misyonerlerin düşündüklerinin aksine, Dönmelerin, Yahudilikten farklı olduğunu, kendi başlarına bir cemaat olduklarını yani İspanya’daki “conversolar” gibi “gizli Yahudiler” olmadığını vurguluyor. Bu arada, topluluğa “Avdeti/ Dönme” adının, 1666 yılında Sabetay Sevi’nin önderliğinde gerçekleşen “ihtida” yani Müslümanlığa geçişten dolayı verilmediğini, bu adın Osmanlı toplumunda “İslam’dan dönenler” anlamında kullanıldığını öğreniyoruz (s.34). Bu saptamayı yaptıktan sonra, 19. yüzyıl Osmanlı devletinin, Dönmeleri, Müslüman olarak nitelemediğini görmek tabii ki şaşırtıcı olmuyor. Baer, 1891 tarihli bir Osmanlı belgesine dayanarak, Rabia adlı bir Dönme kızın, Manastırlı bir Müslüman’a âşık olarak evinden kaçması öyküsünü anlatırken, kızın Hacı Feyzullah Efendi adındaki sevgilisinin ona, İslam’ı kabul etmesini önerdiğini söylüyor. Belgede, Dönmelerin şimdiye kadar Müslümanlarla evlenmediklerinden ve Avdetilerin İslâm kisvesi altında yaşadıklarından bahsediliyor ve Rabia sanki bir Yahudi veya Hıristiyan’mış gibi “ihtida” kavramı kullanılıyormuş (s.52). Bu vakanın tek olmadığını ve Osmanlı Arşivlerinin daha dikkatli bir taranmasıyla benzer vakaların da ortaya çıkmasının muhtemel olduğunu hemen söylemeliyim. Örneğin, arşivdeki 5 belgelik bir grup, Selanik’li “Hunyos lâkaplı Avdetilerden” Karakaş Osman Efendi’nin kızı Nigar Hanım’ın evlenme ve ihtida öyküsünü anlatıyor. Her halükârda, İttihat ve Terakki kodamanlarının büyük bir kampanyayla, Müslümanlar ve Dönmeler arasındaki ilk evlilik olarak Osmanlı kamuoyuna sundukları Zekeriya-Sabiha [Sertel] evliliğinin fazla istisnai bir durum olmadığının anlaşılması için arşivlere gitmek gerek.
İttihat ve Terakki’nin neden böyle bir halkla ilişkiler çabasına giriştiği ise Türk milliyetçiliğinin Dönmeler üzerindeki talepleri ve Balkan Savaşları’nın yenilgisiyle başlayan ve Mübadele’de zirvesine ulaşan göçle bugünkü Türkiye sınırları içine gelen Dönme toplumunun kimlik arayışları ile açıklanabilir. Karakaşların Bektaşilerle, Yakubilerin Mevlevilerle ilişkisinden bahseden, genelde Dönmelerin tasavvufi gruplar ve Masonlar ile ilişkisini irdeleyen, 1908 devriminde Dönmelerin oynadığı rollere değinen Baer’e göre Dönmeler, “1923’ün öncesinde, Türk tarihçiliğinde yaygın görüşün iddia ettiği gibi, hoşgörüsüzlüğe karşı mücadele eden seküler bireyler olarak tanımlanamazlardı” çünkü sosyal olarak diğer gruplara açık değillerdi, diğer gruplarla kaynaşarak toplumsal sınırları yıkan “melezler” haline gelmemişlerdi (ss.106-107).
HALA HASSAS BİR KONU
Dönme topluluğu, taraflarını Karakaş Mehmed Rüşdü ve Yakubi Ahmet Emin Yalman’ın oluşturduğu bir tartışma yaşadıktan sonra Türkiye toplumunun geneline karışmaya karar vermiş, laik ulus-devlete, iki aşamalı bir süreçten geçerek kabul edilmişti. Yani önce samimi Müslüman olduklarını kanıtlamaları, bu kabul edildikten sonra da bu dini kimliği terk ederek seküler Türk kimliğini benimsemeleri gerekmişti (s.276). İşte, kitaptaki en vurucu ana teze de bu noktadan ulaşmak mümkün. Dönmelerin organize bir toplum olarak varlıklarının sona erdiğini, Selanik’ten Türkiye’ye göç ettikten sonra, üç yüzyıldan fazla varlıklarını sürdürdükleri dinlerinden ve kimliklerinden hızla vazgeçtiklerini vurgulayan Baer’e göre, grup İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük oranda çözüldü, Yahudilikten dönüşle başlayan bir tarihsel süreç, grubun seküler Türkler halini almasıyla sona erdi.
Konunun hassasiyetinin devam ettiği ise, her şeyden önce, “Dönmelerin Türkiye’de kaybolmayı reddettikleri başlıca yer düşmanlarının zihinleridir” (s.298) diyen Baer’in, “kamuoyunda Dönme kimliği alenen bilinenler dışında”, görüştüğü kişilerin “adını ve hatta yerini” belirtmemesinden anlaşılıyor. Kapalı bir topluluğun hem Osmanlı dönemi hem Osmanlı sonrasındaki tarihini, hem Selanik’te hem de Türkiye’de inceleyen bu kitap önemli bir çalışma olarak raflarımızdaki yerini alacaktır.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163