VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Aralık 2009 Pazar | Anasayfa > Haberler > Selim İleri"nin İstanbul"u
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Selim İleri""nin İstanbul""u

Selim İleri kitabında, İstanbul""u yanı başımıza getirirken soruyoruz: İstanbul hep başrolde de biz miyiz fonda olan?

Fügen Ünal Şen

İstanbul"da yaşamakla, İstanbul"u yaşamak arasında ne büyük fark vardır değil mi? Belki de tek ortak noktaları, ikisinin de kolay olmamasıdır. İkisini de başarmak için çaba gerekir… Şükür ki hırpalamaktan korkarak çevirdiğimiz kimi kitap sayfaları, İstanbul"u yaşama çabamızda rehberlik ederler bize. Selim İleri"nin Everest Yayınları"ndan çıkan son kitabı, "İstanbul, İlk Romanımda Leylak" bu rehber kitaplardan birisidir elbette.

İyi ki de öyledir. Zira daha ilk sayfalarda, o hissetmese de yazarın elinden tutup İstanbul"u adımlamaya, İstanbul"da, İstanbul"u yaşamaya başladım. Bugünün kimliksiz şehrini değil kuşkusuz, artık kartpostallarda, Türk Sineması"nın siyah beyaz filmlerinde kalan ya da ressamların fırçalarıyla ölümsüzleştirilmiş İstanbul"u.
An geldi Maslak"ta ayçiçeği tarlalarında koşturan şaşkın ve yaramaz bir çocuk oldum, an geldi hayli şiddetli soğuk algınlığına tutulup tavuklu çorba içtim, aman dikkat, tavuk suyuna çorba değil.

Sevgili okur, "Yitip giden bambaşka bir İstanbul olduğunu düşündüğünüz oluyor mu hiç?" diye soracaktım size, oysa "Yitip giden bambaşka bir İstanbul olmasından mutsuzluk duyduğunuz oluyor mu hiç?"diye değiştirdim cümlemi.

Soruyorum işte, "Dünkü İstanbul ile ilgili bir kitap okuduğunuzda, bir tablo gördüğünüzde ya da o hatıralarda kalan şehir bir filmin arka planından size biraz da kırgın baktığında canınız yanıyor mu?"

Sadelikler şehriydi İstanbul
Yanıtınız "evet" ise, bu kitabın her sayfası ayrı bir cümbüş ve aynı zamanda ayrı bir kahır olacaktır sizin için. Selim İleri"nin "İstanbul, İlk Romanımda Leylâk" adlı kitabının her satırı bana "Dünkü İstanbul"u getirdi.

Ve elbette ona duyduğum hasret kadar mahcubiyet de canımı acıttı.
"Dünkü İstanbul"u tanımlayan en yalın cümlelerden birisi hiç kuşkusuz İleri"nin kitabına da aldığı, ünlü ressam ve yazarlarımızdan Malik Aksel"e ait: "Dünkü İstanbul, hiç değilse, halk yaşayışında, sadelikler, incelikler, yüzyıllardan yüzyıllara akmış bir görgü şehridir."

Bir örnek mi istediniz, yine İleri"nin kitabından, onun kelimeleriyle vereyim: "Bu incelikler arasında, su bardağı misafire çıkarılacaksa, dantel örtülü bardak altı tabak anılır. İstanbul, nezaketi, terbiyesi ve dili ile övünürdü…"

Selim İleri, kitabında, "Çeyrek yüzyıldır İstanbul üzerine yazıyorum. Bu yazılar, çoğu kez, nostaljinin ardına takılmış yazılar sanıldı. Derdim başkaydı, hiç değilse elde kalanı korumak" diyor ya işte bu kitabı okumanın bence en beter yanı bu. Zira eğer İstanbul"u sevenlerden, onu ve onda yüreği titreyerek yaşayanlardansanız, bu şehrin taşının, çiçeğinin, denizinin, körfezinin, rüzgârının, tarihi dokusunun gönlünüzde özel bir yeri varsa; kitabı okurken canınız fena yanıyor. Örneğin ben, "İstanbul, İlk Romanımda Leylak"ı okurken öyle çok iç geçirip, hayıflandım ki, anlatamam. "Ah, cânım İstanbul, neredesin! Ne güzelmişsin…" diye diye bitirdim kitabı.

"İstanbul güz bozgununda"
"Sahi nerede bulabilirim o kimliği, dokusu değiştirilmemiş İstanbul"u?" diye soracak olursanız, hiç düşünmeden "İleri"nin satırlarında…" derim size. Yazar, kitabında çocukluğunun, gençliğinin anılarında kalan yitip gitmiş İstanbul"un yanı sıra filmlerde, tablolarda, kitaplarda saklı kalan şehri de anlatmış.
Örneğin, İstanbul bahçelerinde hiç mor, eflatun manolya görmedim ben, varmış. Arada beyaz çiçekli olanları görüp "Ne asildir bu ağaç" diyorum içimden ya, mor çiçeklisini hayal bile edemiyorum doğrusu. Maslak"ın gökdelenlerinin yerinde göz alabildiğince uzayıp giden ayçiçeği tarlaları olduğunu, hele hele İstanbul"un her bahçesinde leylâkların açtığını düşünemiyorum. Köşkleri, yalıları, deniz sefalarını, dut bahçelerini ise yazmıyorum buraya.

Aman dikkat sevgili okur, bu ikilinin ilişkisi yüreğinize hüznü yerleştirebilir zira her ikisi de neredeyse yok artık. Ne İstanbul eski İstanbul, ne leylâklar bahçelerde aynı saltanatı sürmekte…

Selim İleri, son kitabının bir yerinde, yirmi dört yaşındayken yazdığı ilk romanı Destan Gönüller"i de anıyor ve şimdi, altmış yaş aklıyla bize bir itirafta bulunuyor: "Destan Gönüller"i yazarken leylâkları eksik bırakmışım…"

Yazarın "İlk romanımda leylâklardan söz açmalıydım." itirafının arkasındaki öykü şu: "Kerime Nadir Hıçkırık"ta, bütün bir "leylâklar İstanbul"u anlatır. Romancı o güzelim leylâkların İstanbul"dan göçüp gideceğini hissetmişçesine, uzun uzadıya tasvir eder eflâtun İstanbul çiçeğini. İlk romanımı yazarken, leylâk, daha o zaman, İstanbul"da yaşama gücünü yitirmişti. Bahçeler, ahşap evler, köşkler İstanbul"undan apartman İstanbul"una paldır küldür geçiş, leylâk ağaççıklarının sonu olmuş."

İleri"nin ilk romanında nasıl leylâklar yoksa şimdi ve artık ve ne yazık ki sonsuza kadar İstanbul da yok. Yazarın tanımlamasıyla "İstanbul güz bozgununda…"
"Oyunlar; çiçekler ve istanbul"

Selim İleri"nin "İstanbul, İlk Romanımda Leylak" kitabı üç ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı "Takvimden Yapraklar." Bu sayfalarda İstanbul, yazarın anılarından fışkırıyor adeta. Peki sorarım size, İleri"nin çocukluğunun oyunları; yağ satarım, saklambaç, körebe, çember çevirmek, fış fış kayıkçı sadece yazarın çocukluğunun oyunları mıdır o anda? Elbette değil, her satıra kendi favori oyunlarımızı eklerken buluyoruz kendimizi. Bir başka sayfada rengârenk çiçekler arasındayım. O halde, gül, lâle, şebboy, erguvan, manolya ve elbette bir kez daha leylâkları anmamak olabilir mi?

Bir de eski takvimlerden günümüze akıp giden bilgiler var elbette, unutmamalı: Mart yarılandı mı kırlangıçların geldiğini, ayın sonlarına doğru Kozkavuran Fırtınası, ondan beş gün sonra da Çaylak Fırtınası olduğunu bilmek istemez misiniz? Ya Nisan"da İstanbul"un kimi günlerinin sisli olduğunu, eski İstanbul"da bahar ile ilkyazın başka başka zamanları anlattığını yüreğinizin bir köşesinde saklı tutmak?
İstanbul"da bahçelerin olduğu zamanları anlatan satırları okurken güler misiniz, ağlar mısınız bilemem: Baharda yapılacak bahçe işleri öyle çok ki, çimenler biçilecek, kalem aşıları yapılacak, muhabbetçiçeği, menekşe, nergis, kına, şebboy fideleri dikilecek.

İleri"nin kitabında sanki bir hayal şehrinden söz ediliyor gibi değil mi?
Çiçekler, oyunlar bir yana kitapta yazarın dostlarıyla kurduğu İstanbul sofralarında bu şehrin tatlarıyla da tanıştım. İtiraf ediyorum kılıç şişin tarifini hemen not aldım, portakal kabuğu şekerlemesini merak ettim örneğin. Chopin Lülesi, Mabeyn Pudingası bu şehrin özlenen tatlarındandır şimdi, ya üçgen bölmeli özel bakır tepsilerde satılan rengârenk macunlara ne demeli!

İleri, kitabının ikinci bölümüne "Okuduğum Kitapların İzinde…" adını vermiş. Yazar bu kez okura bir yandan Türk edebiyatının usta kalemlerinin eserlerini hatırlatıyor, bir yandan da o eserlerin fonundaki İstanbul"u dikkatimize sunuyor. Zira yazar, Kerime Nadir, Halid Ziya, Peyami Safa, Yahya Kemal, Reşat Nuri, Halide Edip gibi ustaların eserlerinden, satır aralarında anlatılan İstanbul"u çekip çıkarıyor. Çalıkuşu Feride de var o satırlarda, Belgin Doruk"la can bulan Küçükhanımefendi de. Muazzez Tahsin Berkand"ın unutulmaz eserinden çekilen film gönüllere nasıl da demir atmıştı değil mi? Ama ya filmin fonundaki İstanbul"u anmamak mümkün müdür?

Selim İleri"nin kelimeleriyle anlatırsak: "Romandaki dingin, huzur dolu İstanbul"a şaşıyorum. Tenha banliyö trenleri Yeşilköy"e doğru, ancak dolunca kalkan arabalı vapurlar, bağlık bahçelik Yakacık, dünya yolculuğuna çıkmış gibi gidilen Bakırköy, henüz "ü"sünü kaybetmemiş Kadıköy"ü."
Derken, Halid Ziya"nın eserlerinde betimlenen Batılı İstanbul"a dikkat kesiliveriyorum. Birkaç sayfa sonra İleri ile vapurdan vapura binip yazar dostlarının evlerini, dünyalarını dolaşıyoruz. İstanbul"da vapurla ulaşımın gözde olduğu zamanlardayım… Romancılarımızın yaşadıkları mekânların ayrıntıları zihnimize yerleşirken öyle çok şey öğreniyoruz ki: Hüseyin Rahmi dantel işlermiş örneğin, şair Edip Cansever"in Kapalıçarşı"da babadan kalma antikacı dükkânı varmış; bilmezdim.

Gelelim "İstanbul, İlk Romanımda Leylak"ın, "İstanbul"u İstanbul Yapanlar" adlı üçüncü bölümüne. Bu bölüm ayrı bir renk cümbüşü doğrusu. Karşımızda Türk ressamların tuvallere taşıdıkları İstanbul duruyor. Beylerbeyi"nde sokak, Karda Üsküdar, Çengelköy Vapur İskelesi… Hepsi ayrı bir vurgun… Selim İleri"nin de dikkat çektiği gibi, "Bugün ancak bu resimlerin aracılığıyla, bu resimlerin varlığı sayesinde bir dönemin duyuşunu, alımlayışını, renklerini, ruhunu yakalayabiliyoruz."
Sonraki satırlarda, İstanbul ressamı Zonaro"nın İstanbul günlerinden notlar. Zonaro ile birlikte şehrin 1900"lü yıllarına tanıklık ediyoruz.

Her satır şehrin zaman içinde nasıl talan edildiğini anlatırken İleri"nin bir satırı daha yakıyor içimizi: "Beyoğlu"na çıkanların loca ayırttıkları "suvare"ye gittikleri Şehir Tiyatrosu… Ne var, hepsi yerli yerinde diyeceksiniz. Evet ama köhnebahar gibi, bir güz bozgununda.

Kitabı bitirip sehpaya bıraktığımda ise şu soruya yanıt arıyorum: Selim İleri kitabında, kendi hayatından, sinemadan, edebiyattan, resimden, biyografilerden örnekler seçip fondaki İstanbul"u yanı başımıza getirmiş. Acaba İstanbul her daim başrolde de biz miyiz fonda olan?
Ne dersiniz?

İstanbul, İlk Romanımda Leylak
Selim İleri
Everest Yayınları
18 TL

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163