VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Senin kaderin benim elimde istersem seni öldürürüm
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Senin kaderin benim elimde istersem seni öldürürüm

İspanya’nın Dostoyevski’si denir Miguel de Unomuno için. Onun henüz 1914’te yazdığı “Sis” romanının önsözünü yazan Victor Goti’yi önce Unomuno’nun dostu olarak, daha sonra da romanın kahramanı olarak görürüz. Ardından da Unomuno’yu romanın kahramanı Augusto Perez’i öldürmekle suçlarken... “Sis” yazar ve kahraman ilişkisi üzerinden varoluş kavramını sorgulayan bir başyapıt.

ETHEM BARAN


Suut Kemal Yetkin, İspanya’nın Dostoyevskisi dediği Miguel de Unamuno’nun “Sis” romanının 1948’de yapılan ilk baskısına yazdığı yazıda, “Sis”in bulanıklığını dağıtmaya yardım edecek şu sözü söyler: “Zamanın esrar perdesini delenler için Don Kişot’un, Cervantes’ten farkı yoktur”. Zaten Unamuno’ya göre, romanlar ve masallar tarihten daha gerçek ve kalıcıdır. Ayrıca insanın asıl gerçekliği olduğu şey değil, olmak istediği şeydir ve bu da sanatçının yaratışı ile ebedileşir.

1914’te yazılmış yeni roman“Sis”, Behçet Necatigil’in eşsiz çevirisiyle bu kez Can Yayınları’ndan çıktı. Elimizde, baştan sona neredeyse bütün satırlarının altı çizilerek okunan bir kitap var. Yani benim sevdiğim kitaplardan. Altını çizmeden okuduğum kitaplara pek içim ısınmaz benim. Satırlarının altını çizdiğimiz kitaplar daha çok kurmaca dışında kalanlardır ama “Sis” öyle değil; bunu kurmacanın içinde gerçekleştirerek kendine ayrı bir alan açan kitaplardan o…

“Sis”in en büyük başarısı ‘yeni’ olmayı çok erken bir tarihte gerçekleştirmesidir bana kalırsa. 1914 yılında böylesine ‘yeni’ bir eser yaratılması, günümüze kadar ‘yeni’ kalması, hatta yerini iyiden iyiye sağlamlaştırması şaşırtıcıdır. Daha önceki örneklerin bunda önemli katkıları vardır hiç kuşkusuz. Bu anlayışın ilk tohumları Cervantes’in “Don Quijote”unda atılmıştı. François Rebelais’nin “Gargantua”, “Laurence Sterne’ün Tristram Shandy” gibi eserleri mevcut yolların içinden yeni yollar açarak gelmişti önceden. Unamuno da bunu inkâr etmez zaten; Cervantes’i, Don Kişot’u, Sanço’yu sık sık misafir eder romanında.

Elimizde ‘yeni’ bir roman tuttuğumuzu daha en başta, kitabın önsözünde anlarız. Çünkü önsözü kaleme alan Victor Goti, romanın yazarı Miguel de Unamuno’nun dostu olduğunu, onun ricasıyla bu önsözü yazdığını belirttikten sonra roman kahramanı Augusto Perez’in de dostu olduğunu söyler. Bunu özellikle vurgulamasının nedeni Augusto’nun ölümünden Unamuno’yu sorumlu tutarak onu suçlamasıdır. İşin bir diğer ilginç yanı, -romanı okumaya başladığımızda anlarız ki- Victor Goti de romanın kahramanlarından biridir. Bununla da yetinmez Unamuno, en sonunda o da girer romana ve kahramanıyla tartışmaya başlar. “Augusto ile Victor, bu nivolesk konuşmayı yaptıkları sırada ben, ey aziz okuyucu, elinde tutmakta olduğun şu nivola’nın (Unamuno romanına nivola demeyi tercih eder) yazarı olan ben; kendi nivolesk şahıslarımın, benden yana çıktıklarını ve benim tutumumu haklı göstermeye çalıştıklarını görünce kıs kıs gülümsedim ve şöyle dedim içimden, ‘Bu zavallılar, ancak kendilerine yaptığım ve yaptırdığım şeyleri haklı göstermeye çabaladıklarının farkına varmaktan ne kadar uzaktalar! Kendini haklı çıkarmak için sebepler arayan biri de, aslına bakarsak, sadece Tanrı’yı haklı çıkarmaktan başka bir şey yapmaz. Bu nivolesk biçarelerin tanrısı da benim!”

Varoluş mücadelesi
“Sis”te okuyucuyu peşinden sürükleyecek, gerilimi yüksek bir olay örgüsü yok. Bunun önemli olmadığını kahramanı Augusto Perez’i kurgunun merkezine oturtarak gösteriyor Unamuno. Augusto, yaşadığını kendine, bize ve yaratıcısı olan yazara, (aynı zamanda bir roman kahramanı da olan Unamuno’ya) kanıtlamak için var gücüyle çırpınıyor. Bugün hâlâ ondan söz ediyor, onun hakkında yazıp çiziyorsak bu savaşı kazanmış demek ki. Evet, yazarına karşı da varoluş mücadelesi verir Augusto. Çünkü yazarı ona, “senin kaderin benim elimde” der, “istersem seni öldürürüm”. Augusto ise kendi varlık nedeninin aynı zamanda yazarının da varlık nedeni olduğunu söyleyerek birinin yaşamasının diğerinin de yaşamasına bağlı olduğunu haykırır.
Yarattıkları yoksa ya da gerçek değilse, bir başka deyişle gerçeklik kazanmamışsa yazar da yoktur. Yazarın varlığı yarattıklarının varlığına bağlıdır. Yarattığı kahramanlar gün gelir yaratıcısından hesap sorarsa yazar ne yapacaktır? Kahramanı, kendisini yazan yaratıcısını -nasılsa kitabın sonunda öldürüleceğini bildiği için- öldürmek isterse…

Yazar, yarattıklarıyla var oluyorsa, yarattıkları öldüğünde -buna okuyucular da dahil- yazar da ölmekte ve tıpkı kahramanları gibi o da hayali bir varlığa mı dönüşmektedir?
Bir roman kahramanı, yazarının gördüğü bir rüya, hayalinin bir ürünü olabilir, peki, ya okurun zihninde? Orada gerçeklik kazanmaz mı, kazanarak gerçek hayata “yükselmez mi?” Gerçekte doğmamış yani hayal ürünü varlıklar aslında var olmadıklarına göre yok da olamazlar. O halde ölümsüzdürler. Bir hayal yaratığı bir düşüncenin ürünüyse, ölümsüz olan düşüncelerdir. Yazarlar ölmüş de olsalar yaşamalarını kitaplarında sürdürürler, hem de kahramanlarıyla birlikte.
Bir insanın gözlerine baktığımızda, orada kendimizin küçük bir suretini görürüz. Unamuno’nun kahramanlarının birbirlerine yaptıkları da bu. Augusto en yakın dert ortağı köpeği Orpheus’a, âşık olduğu Eugenia için, “Karşılıklı, birbirimizi mi yarattık yoksa: O beni, ben de onu?” diye sorar. Öyle ya, yazar, Augusto’yu ve kızı birbirleri için, hikâye öyle gerektirdiği için yaratmadı mı?

Sanatın kurtarıcı tarafı
“Sis” , bir yazarlık dersi niteliğinde. Unamuno satır aralarında çok şeyler söylüyor. Bir yazarın, gördüklerini olduğu gibi anlatmasının hiçbir şey ifade etmediğini, okuyucunun yazının içinde kendini görmesi ve kendi içinden doğru kendine ulaşması gerektiğini imliyor. İşte o yüzden okur, okuduğu metni kendi zihninde yeniden yazar.

Sanatın kurtarıcı tarafı bize varlığımızı unutturması mı, varlığımızdan şüpheye düşürmesi midir sorusunu tartışır Sis’in kahramanları. Bir aşk hikâyesini odağına alan roman, kahramanının kendi varoluşunu kanıtlama çabasıyla kendini yaratan yazarla giriştiği amansız bir savaşa doğru evriliyor sonunda. “Benimle tartışacak biri yoksa, kendi içimde bunu yaratırım,” sözü önem kazanıyor bu noktada. Augusto, bir yerde, “Biliyor musun Victor, zaman zaman, birisi beni yaratmaya çalışıyor sanki,” diyerek yazarına bir selam göndermeyi ihmal etmez.

Aşkı da sorgular Augusto bu romanda. Âşık olunca, önceden birçoklarına böldüğümüz sevgiyi tek varlık üzerinde toplayıp diğerlerini görünmez mi kılarız? Augusto, sokakta gördüğü her kadının peşine düşer neredeyse. Yaratıcının gücünün en iyi şekliyle kadın güzelliğinde göründüğünü düşünür. Yeryüzünün kadınlar sayesinde ne kadar güzel göründüğünü fark eder. Ama Eugenia görmeyi öğreterek aynı zamanda kör etmiştir onu.
“Sis”i araladığınızda eliniz bir mücevher kutusuna değecektir; içi pırıl pırıl cümlelerle dolu bir mücevher kutusuna: “Bir söz, derin olduğu ölçüde boştur. Dipsiz bir kuyudan daha büyük bir derinlik olamaz.”


Paylaş