VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2016 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Sessizin payından edebiyata düşenler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sessizin payından edebiyata düşenler

Ayşe Kulin’den Jale Sancak’a, Adnan Binyazar’dan Erendiz Atasü‘ye, Zeynep Altıok’tan Feride Çiçekoğlu’na yirmi beş yazar, vahşice öldürülen ve kadına şiddetin sembolü haline gelen Özgecan Aslan’ın anısına “Canımı Yakma!”da bir araya geldi.

OYLUM YILMAZ



Ben her gün öldürülüyorum… Karanlığın içinden bir el çıkıp dayıyor bıçağı boğazıma. Öldürmek için karanlıkları, titreşen gölgeleri beklemiyor ama. Işıklarda, aydınlıklarda, caddelerde, yol kenarlarında, açıktan açığa, göstere göstere öldürüyor o el her gün beni. İçindeki karanlığı ben sanıyor, o karanlık benim bedenimdedir, sanıyor...

Ben her gün işkence görüyorum… Bir sözüm, bir düşüncem, bir hareketimle hak ediyorum bunu. Gördüğüm işkenceyle, alkışlara mazhar oluyorum. Ardımdan kahkahalar patlıyor...

Ben her gün aşağılanıyorum... Fallus’un kutsal diyarında, eksikliğimle tüm boşlukları dolduruyorum. Eril düzenin işlemeyen her yerinde varlığım derin bir soluk aldırmakla görevlendirilmiş. Varlığıma kahrediyorum, onlarsa şükrediyor...

Ben her gün tacize ve tecavüze uğruyorum... Elleri üzerimde, gözleri üzerimde, sözleri üzerimde. Sözün iktidarında, o iktidar için kapışmadığım her an, onlar gibi olmadığım her an, sessizliğe gömülüyorum. Sessizin payı, hep benim...
Yok, kadın değilim ben. Ben erkek olmayan herkesim! Çocuk, yaşlı, engelli, gay, lezbiyen, trans birey, biseksüel ya da kadın, fark etmiyorum. İnsan bedene hapsolmuş saf duygu ve akılsa eğer; ben, onun gözünde sadece bir bedenden ibaretim, insan değilim. Varlığım insanlığı değilliyor. Özgecan Aslan’ım, N.Ç‘yim, Güldünya’yım, Sevgi’yim, Rabia’yım… Adım değişiyor, ruhum değil.

YÜREĞİMİZE KAZINANLAR
Çalışmanın ismi, “Canımı Yakma”. Canımı yakma diyince, kadına uygulanan şiddetin bitmediğini elbette biliyoruz hepimiz. Eril şiddet, bilakis ona yakarıp yalvardıkça güçleniyor. Ama söze ortak olmak önemli, sözü alıp değiştirmek. İşte 25 yazarın bir araya gelip toplumu bir alev gibi saran şiddet üzerine kalem oynatmaları, öyküler yazmaları tam da bu yüzden önemli. Ayşe Kulin’den Jale Sancak’a, Adnan Binyazar’dan Erendiz Atasü‘ye, Çiler İlhan’dan Feride Çiçekoğlu’na, Mehmet Zaman Saçlıoğlu’ndan M.Sadık Aslankara’ya edebiyatımızın önemli isimleri, vahşice öldürülen Özgecan Aslan’ın anısına bir araya geliyorlar “Canımı Yakma”da. Özgecan Aslan, Türkiye’de hızını alamadan büyüyen şiddet ortamının simge isimlerinden biri. Bu isimleri ne yazık ki, çoğaltmak mümkün. Neredeyse her gün biri ekleniyor vahşet listesine ve hepsinin ismi yüreğimize kazınıyor hazin hikâyeleriyle birlikte.

Bu vahşet nereden geliyor? Onu durdurmak mümkün mü? Canımı Yakma’da yer alan hikâyelerde bu iki kahredici soru dönüp duruyor. Kopkoyu bir karanlık ve kötülük var hepsinin içinde ama yine kahredici biçimde hepsi bizim hikâyelerimiz, öylesine tanıdık, öylesine içten, içimizden! Hiç biri şaşırtmıyor, hiçbiri bu kadar da olmaz dedirtmiyor. Zaten çoğu gerçek olayların, hafızalarımızda tazeliğini koruyan cinayetlerin edebiyata dökülmüş halleri. Kitabın sunuşunda Zeynep Oral, artık şaşıramadığımız rakamları bize verirken, bu içten olma durumunu da özetler gibi: “Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, dünyanın her yerinde vardı. Ama kimi ülkelerde daha da çok vardı. Bu kez bilimsel bir araştırma, inceleme değil, önce yazarlarımızın bu konudaki duyarlılığını bir araya getirmek istedik.

Özgecan cinayeti ilk değil ama gidişata bakıldığında son olmayacağı da ortada.
2015 yılında, Özgecan’dan sonra 303 kadın daha öldürüldü. Sırf kadın oldukları için öldürüldüler. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre (Ocak 2016) 303 kadından yüzde 78 gibi büyük bir oranı kendi hayatlarına dair karar almak istemeleri sonucunda öldürüldüler. Aynı rapor, 2013’te 237 kadın; 2014’te 294 kadın cinayeti işlendiğini belirtiyor. Sayı her yıl daha da çoğalıyor…“
Şaşırmıyoruz, evet bu doğru ama, “Canımı Yakma” gibi çalışmaların varlığı bile, toplumsal olarak, gün be gün tırmanan şiddetin farkında ve korkusunda olduğumuzu gösteriyor kanımca.
Edebiyat elbette bir görev alanı değil. Toplumsal sorumlulukları üzerine almak zorunda da değil. Ama bireyin ruhuna odaklanan yazı, kötülükle, şiddetle herkesten, her şeyden daha çok, daha etkileyici biçimde baş edebiliyor. “Canımı Yakma”da yer alan öyküler de, bunun iyi birer örneği. Bambaşka edebi anlayışa, biçeme, estetiğe, dile sahip kalemler, bambaşka yakıcılıkta şiddeti dile getiriyorlar.

Sınıflar arasında, kültürler arasında, farklı coğrafyalarda gezip duruyorlar. Kâh bir plazanın ceo’lara ayrılmış en üst katında, kâh bir mezrada, kâh İstanbul İşgali sırasında, kâh tam da bugün burada, kadınlar dövülüyor, aşağılanıyor, tecavüze uğruyor, öldürülüyorlar. Son, hiç değişmiyor.

Ben, diye başladım yazıya. Söz konusu ben’in bu tırmanışı kaygıyla izleyen, toplumsal cinsiyeti fark etmez, tüm insanlar olduğunu düşünüyorum. Cinsiyeti yüzünden öldürülen her kişi, bu duyarlığa sahip herkesin aynı anda ölmesine sebep oluyor. Birer birer değil, hep beraber ölüyoruz. Ve her zaman olduğu gibi yine birbirimizden, toplumun yürütücüsü sanatçılardan, edebiyatçılardan, aydınlardan medet umuyoruz!


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam