VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Sevdiğin insanı en iyi sen anlamalısın
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sevdiğin insanı en iyi sen anlamalısın

Yeni kitabı “Kalemkâr”da edebiyatla harmanlanan yasak bir aşkın çıkmazlarını anlatan Selahattin Nehir, “Önce hayat denen şeye, sonra okuduklarının güzelliğine, ardından yazma cesaretine ve nihayetinde de yazdıklarına şaşırma durumudur yazarlık” diyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN




"Kalemkâr”da sanal alemde tanışan bir çiftin edebiyat üzerine kurulu tutkulu aşklarının hikâyesini anlatıyorsunuz. Aşkı besleyen ve büyüten edebiyat olabilir mi bu kitapta?
Evet. Kalemkâr’da belirttiğiniz aşk hikâyesinin yanı sıra Eda’nın hayatından kesitlerle; acımasız bellek, yarım bırakmaya mahkûm insan, dijital yeni dünyada yakınlık/uzaklık ve renklerin gücü gibi konulara da değiniyorum. Bu kitapta konu edinilen aşkı besleyen, büyüten ve kendine has kılan motif edebiyat. Kitaptaki kadın ve erkeğin aşk hikâyesinde başrol, hep kelimelerin, kitapların, edebiyatın ve bunların doğurabileceği uçsuz bucaksız zenginlikteki imgelemin...

Kitap aforizmalarda dolu. Aşkı yazarken insan daha üretken oluyor diyebilir miyiz?
Yazdığım her romanda seçtiğim tema ne olursa olsun üretken olmaya çabalıyorum . Aşk temasını ilk kez bu kadar güçlü kullandım. “Kalemkâr”daki aşk hikâyesi; kitaplar, kelimeler ve renkler gibi müthiş bir malzemeyle akmaya başlayınca, beni de şaşırtacak genişlikte yeni alanlar açıldı zihnimde. Okurları da olumlu yönde şaşırtacağını düşündüğüm bu durum metni daha güçlü kılıyor bence. Zaten, kendi tecrübelerimle gördüğüm kadarıyla yazarlık; önce hayat denen şeye, sonra okuduklarının güzelliğine ve ardından da yazma cesaretine ve yazdıklarına şaşırma durumu... Edebiyatın büyüklüğüne şaşırıp duran okurdur, yazar...

Kitaptaki aşk çok tutkulu, hatta herkesin hayalini kurduğu duyguları barındırıyor. Akın’ın Eda’ya olan aşkını anlattığı sayfalarda “gerçek aşk”a duyulan özlem de var...
Doğru, çok tutkulu bir aşk bu. Hayali kurulabilecek nitelikte bir aşk, bu yorumunuza da katılıyorum. Zaten metin ilerledikçe “hayal” dediğimiz şeyin “gerçeklik” tarafından sürekli kuşatıldığını ve yok edilmeye çalışıldığını da hissediyorsunuz... Gerçek aşka olan özlem, biraz da, hayali kurulan duyguların (her aşk hikâyesi insanlara önce hayaller kurdurur) gerçekleşmesindeki zorluklardan kaynaklanmıyor mu zaten?

Kitabın en dikkat çekici cümlesi “Bir insanın hayallerini biliyorsanız, onu nerede bulacağınızı da bilirsiniz!” Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bu cümleyi seviyorum, ilişkilerde bencilliğin, maddiyatın ve insanların birbirlerini anlayamaması gibi sorunların aşılabileceği hâli işaret ediyor gibi geliyor bana. Sevdiğin insanı en iyi sen anlamalısın, tutkularını ve hayallerini en iyi sen bilmelisin, hatta yardım edip desteklemelisin. Aksi durumda âşık olmanın anlamı ne? “Kalemkâr”daki kahramanlarımız aslında bunu beceriyor.


Paylaş