VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Eylül 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Sevgiyi arayan kadın
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sevgiyi arayan kadın

Aşk ona gelmeyince o aşka gidiyor. Aşk uzağa gittikçe o arkasından gidiyor. Sonunda etrafının saygısını kaybediyor ve galiba kendine olan saygısını da kaybediyor. Ama ben hala biliyorum…



Hamdi Koç

Dokuz yüz yetmiş dokuz ya da seksen yazı olmalı, Faulkner’ın “Ses ve Öfke” adlı romanını karşıma dişli bir metin çıkacağını, bir kez okumayla nüfuz edilemeyeceğini bilerek, ve kendimi baştan teselli ederek okumaya başladım. O yaşıma, yani 17 filan, kadar beni derinden etkileyen birkaç büyük roman olmuştu ama bana insan ruhunun ölümcül çıkmazlarından birine dair sıkıntılı, hatta çözümsüz bir soru ödünç veren bir roman okumamıştım. Hakiki, kalbi ve hayati bir soru: Sevgi ihtiyacı ve ahlaki doğruluk.

Compson ailesinin tek kızı Candace (Caddy) bir okur olarak içimde açılan ilk büyük yaradır. Bir roman kahramanına, hele de Candace kadar kusurlu bir kadın kahramana aşık olunabileceğini o soruyla birlikte “Ses ve Öfke”yi okurken gördüm. Hikayenin acı bir yol çizeceği, kahramanları trajik sonların beklediği baştan hissedilen bir şeydi. Sevgisizliğin hüküm sürdüğü, kaybeden ve kaybolmaya mahkum bir aile… Herkesin kendi öfkesini dinlediği o ailenin sevgisizlik içinde savrulan kızı. Bir süre sonra bir tür kibar fahişe oluşu. Yalnızlığını anladığım, sevgi ararken kendini büyük bir düşüşe mahkum etmesini dehşet içinde izlediğim, ama masumiyet ve sevecenliğinden şüphe etmediğim bir genç kadın. Bir yara.

Düşüş, dedim ve diyorum, ahlaki çizgiler tuzağına düştüğümü bile bile. O yıllardan beri aklıma takılıp kalmış çıkmaz da bu. Tastamam bu. Sevgiyi ararken unutuşu bulmak, huzuru ararken savruluşu bulmak. Adının “orospu”ya çıkması. Tek akıllı kardeş Jason kendi bölümünü anlatmaya o ünlü cümleyle başlıyor: “Once a whore always a whore” (“İnsan bir kere yoldan çıkmayagörsün,” diye çevirmiş Rasih Güran, ama asıl anlamı daha sert; belki “insan orospuluk yapmaya bir kez başlamayagörsün,” diye çevirmek daha doğru olur, daha az şık olsa da.) Kastettiği Candace. Acı, değil mi. Vicdan sahibi bir okur olarak Candace’ı Jason’dan daha iyi tanıyorum ve ona ne büyük haksızlık ettiğini biliyorum. Ama hayat böyle. Kimse sevgiyi biraz dikkatsizce arayan bir kadın için bir türlü gönlüne göre birini bulamadı türünden bir teselli, bir anlayış, bir hoşgörü ifadesi kullanmaz da bir “düşüş” ifadesi kullanır.
Aşk ona gelmeyince o aşka gidiyor. Aşk uzağa gittikçe o arkasından gidiyor. Sonunda etrafının saygısını kaybediyor ve galiba kendine olan saygısını da kaybediyor. Ama ben hala biliyorum, Candace, özürlü kardeşine gösterdiği sevgiden belli, hala masum, hala sevgi dolu. Tüm ailenin en “insan” olanı. Ve belki o yüzden, en kolay kandırılanı.

Bir kadının kendine değer vermesiyle yerleşik ahlaka değer vermesi arasında nasıl bir ilişki var? Hayatını dikkatli yaşamak ve ruhunun ihtiyaçlarına cevap aramak aynı anda mümkün mü? Ne istediğini bilmek, hatta, ve ne yapıyor olduğunu bilmek her zaman mümkün mü? İçindeki fırtınayı susturup, acı dolu bir isteği içinde boğup oturup beklemek mümkün mü? Denemeye ve kaybetmeye değer mi, değmez mi?
En sonunda denek taşımız, elbette, o kadından “mutlu musun?” ya da “pişman mısın?” sorularına alacağımız karşılıktır. Romanda bunu yapma şansımız yok. Büyük roman size kolay kolay cevap vermeyecek romandır. Sonunda Candace görebildiğimiz kadarıyla mutlu değil. Hiç olmazsa benim on yedi yaşındaki gözlerime mutlu gelmedi. Ama o yaşımda ben de bilmiyordum bir kadının ya da hatta bir erkeğin- mutlu olmasının sadece kendi elinde olmadığını. Son romanım “Çıplak ve Yalnız”da arka kapak yazısı olan düşünce, “Hayatın adil davrandığı bir kadın veya erkeğe henüz rastlamadım. İstediğini almak kalbin kaderi değil” ta o yaşlarımdan, Candace için duyduğum kederden gelir. Onun romanda olduğu yaşları geçtim, o yaşları geçen birçok kadın da tanıdım, kendimi, hemcinslerimi ve kadınları ve hayatı tanıdığıma, güçlü bir fikir sahibi olduğuma inandığım anlar oldu. Doğru bir inanç değilmiş. Şimdi bildiğim, savunabileceğim tek birşey var: Artık kimseyi hayatı için, kayıpları için suçlayamam, hataları için hor göremem. Mutluluk hepimiz için büyük bir raslantı.

Paylaş