VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Şeytana karşı savaşımı bu romanla kazandım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şeytana karşı savaşımı bu romanla kazandım

Nermin Bezmen 2007 tarihli romanı “Sırça Tuzak”ın devamı niteliğindeki “Şeytanın İflası”nda dev bir sanayi imparatorluğunun sahibi olan bir ailenin iç çekişmelerine, para ve güç için şeytanla işbirliği yapanların yakıcı hırslarına ve ince hesaplarına ayna tutuyor. Bezmen, ruhunu şeytana satanların giderek arttığı bir zamanda, bu romanla yeryüzündeki şeytanlara karşı açtığı savaşı kalemiyle kazandığını söylüyor.

Mine Akverdi

“Şeytanın İflası” 2007 tarihli “Sırça Tuzak”ın devamı. Ancak araya giren dört yılda hayatınızda çok şey değişti. Bu dört yıl hikayeyi nasıl etkiledi?
“Sırça Tuzak” 2007’de okurla buluştuğunda, devamı zaten kurgu olarak hazırdı ve yazılmak üzereydi. Ancak eşimin ölümü ile birlikte ruh halim bana arka arkaya iki farklı kitap yazdırdı. Bu dört senede, daha çok insanın ruhunu şeytana satışını görmüş olmak, zaman zaman yazarken bana ağırlık verdi. Diğer taraftan yazmak, bu konuda hissettiğim çaresizlik duygusuna terapi oldu. Zira, kalemimin silahım olduğunu bilmek bana, şeytana karşı meydan savaşı kazandığım hissini yaşattı.
Romanda bir aile içerisindeki gizli ve ince hesaplar, kıskançlıklar, sahte ilişkiler, entrikalar var... Güç ve para insanı şeytanlaştıracak, bir aileyi bile dağıtacak kadar tehlikeli şeyler mi? Çevrenizde böyle çok örnek var mı?
Para, müsait olan insanı en çabuk ve en tehlikeli yönde değiştiren olgu. Ruhen zafiyeti olan insanlar bu tuzağa çok daha kolay düşüyorlar ve parayı güçle beraber elde ettikleri takdirde, şeytanın yeryüzündeki elçileri oluveriyorlar. Ama aile varlığının maddi manevi içini boşaltmak, kendisinden başka herkesi batırmak için hırstan daha başka şeyler de gerek. Romanımdaki kahraman Selçuk tüm karakter düşkünlük ve düşüklüklerine sahip, hırsın yanı sıra, kıskançlık, haset, yalan, megalomani, iftira, narsisim, entrika, hırsızlık da var. Anlattığım hikayenin örneklerini, az veya çok benzerliklerle yaşamış çok insan biliyorum. Ailenin çok köklü, çok varlıklı olması da gerekmiyor böyle dramlar yaşanması için. Kimisi daha küçük rakamlar, kimisi daha büyük servetler için şeytanlaşıyor. Miktar ne olursa olsun, tarif aynı: ‘Hırsızlık.’
Romanın şeytanla işbirliği yapan Selçuk ve tıpkı sizin önsözde de yazdığınız gibi ‘hayatına giren kötülükleri duygularıyla yoğurup yaratılarla geri gönderen’ Anberin öne çıkıyor. İki zıt karakter ama ortak yönleri de var...
Selçuk şeytan, ama Anberin melek değil. Tüm pozitif enerjisine ve duygu hallerine rağmen, şeytanın yaşattıklarına kayıtsız kalamıyor. Kızıyor, nefret duyuyor, ancak hesaplaşmanın er, geç geleceği günü bekleyerek sakinleşiyor. İkisi de hırslı. Ama Selçuk hırslarını kendisinden başkaları için yıkıcı olmaya adarken, Anberin ise yaratıcı ve yapıcı olmak için aracı yapıyor. Anberin, maddi, manevi tüm sıkıntılara, yoksunluklara karşı dimdik ayakları üzerinde durabilen, gururundan, inandıklarından taviz vermeyen, sevdikleri için bu hayatı cennet yapmak üzere çabalayan bir karakter.
Anberin ile aranızda bir paralellik var mı?
Yaşamışlığımın kitaplarımın satırları arasına girmesi kadar tabii bir şey olamaz. Her romanımdaki kadın kahramanlarımda ben biraz varımdır. Onların da hepsi biraz bende kalırlar. Bu bakımdan, Anberin hem biraz ben’im, hem biraz değilim. Ben de hayatımda kötülüğün farklı dereceleri ve evreleriyle karşılaştım. Acımı, kızgınlıklarımı yaşayışım ve duruşum konusunda Anberin’den çok farklı sayılmam. Kıskançlık gibi nefreti de çok yorucu bulurum. Enerjimi aşağıya çekecek her duygudan, her insandan ve her ilişkiden uzak durmaya çalışırım. Kelimelerle hesaplaşmayı tercih ederim.
Hırslı, kötü ve keskin karakterleri yazmak zevkli olmalı...
Keskin ve baskın karakterleri yaratmak ve yaşatmak tabii ki çok keyifli. Onlar çalışma masamda oturuyor da, satranç oynuyormuşuz duygusuyla yazıyorum. Yer yer onların beni alt etmesine izin veriyorum ama o esnada “şah mat” diyeceğim hamleyi hazırlıyorum. Karakterlerimin içinde en fazla Selçuk’u hissederek yazmaya çalıştım. Çünkü öyküyü yönlendiren karakter o.
Romanda inançlı, namazında niyazında görünüp içten içe sinsi ve kötücül planlar yapan varlıklı kimselere bir örnek olarak karşımıza çıkıyor Selçuk. Bu gibi örneklerin günlük hayatımızda, özellikle Türkiye’de son dönemde çoğaldığını düşünüyor musunuz?
Ben Selçuk Vardar karakterini yarattığım yıllarda, amaçları doğrultusunda dini nasıl istismar edebileceğini kurgulamıştım. Ama aradan geçen beş sene, Türkiye’de buna ne kadar müsait insan olduğunu gösterdi. Demek, aslında içimizde mebzul miktarda vâr olan bir tiplemeymiş. Yine de Selçuk’un eline su dökebilecek azdır.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam