VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ağustos 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Şeytani bir melek: Arthur Rimbaud
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Şeytani bir melek: Arthur Rimbaud

Deneyimli biyografici Graham Robb’un, kaleme “Rimbaud” şair hakkında şimdiye kadar yazılmış en detaylı çalışma.

Mine Akverdi

Şeytani yaratıcılığının müthiş pırıltısını 16 yaşında bir delikanlıyken dünyaya yaymaya başlayan, herkesin aklını başından alıp 20’sinde de yazmayı bırakan Fransız şair Arthur Rimbaud (1864-1891) hakkında tartışmalar hiç bitmez. Bir sembolist miydi, sürrealist mi, bir Bolşevik mi, burjuva mı yoksa bir kaçak mıydı? Sapık mıydı, bir süperman ya da peygamber mi, bir Katolik miydi, Kabalist mi, ateist mi yoksa mistik mi? Sinsi bir şeytan mıydı, yoksa masum bir melek mi?
Şiddetli bir aşk yaşadığı Fransız şair Paul Verlaine, aşık bir adamın gözleriyle bakarken “o acımasız, soluk mavi gözlerinde ve sert kıvrımlı kırmızı dudaklarında bir tür tatlılık” görüyordu; Varleine’in karısı Mathilde ise, feci şekilde gururu kırılmış bir kadın olarak yıllar sonra aynı gözler için “mavi ve çok güzellerdi, ama o gözlerde sinsi bir bakış vardı, o zamanlar biz tüm hoşgörülülüğümüzle bunu utangaçlık olarak yorumlamıştık” sözlerini kullanıyordu. Rimbaud’un bilinen en meşhur fotoğrafını çekmiş ve onun ellerinde bizzat fiziksel işkence örmüş gazeteci, karikatürist ve fotoğrafçı Etienne Carjat ise onu “o küçük dalkavuk” diye tanımlıyordu. Fransız şair ve oyun yazarı Paul Claudel onun “kutsal bir ışıkla aydınlanmış meleksi bir zihne” sahip olduğunu söylüyordu; yazar ve eleştirmen Edmond de Goncourt ise “oğlancı bir katil” olduğunu... İngiliz şair ve romancı Malcolm Lowry, onun hakkında yazdığı bir şiirde taşıdığı tüm kimlikleri sıralıyordu: Şair, fabrika işçisi, öğretmen, dilenci, anahtarlık satıcısı, sirk çalışanı, taş ocağı ustabaşısı, tacir, silah kaçakçısı, yarı zamanlı Kur’an yorumcusu...
Öte yandan Verlaine ile yaşadığı ilişki eşcinsel kültürünün öncülerinden biri olarak görülmesini sağladı. Pek çok anarşist hareket ise onun sürrealizmini ilham kaynağı olarak gördü; pop kültüründe Rimbaud, Bob Dylan ve Jim Morrison gibi isimlerin enerjisini taşıyan bir figür oldu. Hem kişiliği, hem yaşadıkları, hem de eserlerindeki muamma, Arthur Rimbaud’yu şeytani bir melek olarak edebiyat tarihinde efsaneleştirdi. Öyle ki, bugün, ölümünün üzerinden 120 yıl geçmiş olsa bile hâlâ biyograficilerin, edebiyatçıların, eleştirmenlerin Rimbaud hakkında yazdıkları birbirinden farklı yazılar, onunla ilgili farklı bakışlar, tanımlamalar ve sıfatlar ve tartışmaların sonu gelmiyor. İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Graham Robb imzalı yepyeni bir başka Rimbaud biyografisi de yazılan onca biyografiye eklenen en son halka olarak şimdi karşımızda. Ancak çok önemli bir farkla. Eserlerinden çok yaşamına odaklanan önceki biyografilerin aksine, Robb’un yeni biyografi kitabı “Rimbaud”, ünlü şairin çok farklı yönlere uzanan macera dolu renkli hayatıyla eserlerini birbirinden ayırmadan, bütün olarak ele alıyor ve bizlere bütünlüklü bir Rimbaud portesi sunuyor.
20’SİNDE ŞİİRİ BIRAKTI
Nedir bu kadar tartışma yaratan adamın hikayesi?
Ekim 1854’te Fransa’nın Charleville kasabasında dünyaya gelen Jean Nicholas Arthur Rimbuad hayata Fransız burjuvazisinin soğuk ve kasvetli ortamı içinde adımını attı. Lion garnizonunda yüzbaşı olan babası, Rimbaud altı yaşındayken karısı ve dört çocuğunu terk edip gittikten sonra annesi tarafından yetiştirildi. Ancak sert, geçimsiz ve aşırı gelenekçi annesine inat aile, ahlak ve din kurallarına karşı çıkmaya başladı ve sinirli ve asi bir çocuk olarak pek çok kez evden kaçma girişiminde bulundu (çoğunda polis tarafından tekrar eve getirildi). 1870’te öğretmeni Georges Izambert, Rimbaud’nun edebiyat yeteneğini anlayıp, onu yazmaya teşvik etti. 1870-71’de Fransa-Prusya savaşıyla başgöseteren olaylar onun çocukluk yıllarından beri içinde taşıdığı isyancılık ve macera arzusunu daha belirgin bir hale getirdi. Savaş başladıktan sonra çok genç yaşta yazdığı şiirlerini alıp Paris’e kaçtı. Bunların arasında “Le Bal des Pendus (Asılmışlar Balosu)”, “Accroupissement (Çömelme)”, “Les Assis (Oturmuşlar)”, “Les Chercheuses de Poux (Bit Kıran Kadınlar)” da vardı. Ancak hemen sonra tekrar Charleville’e dönmek zorunda kaldı. İmparatorluğun çöküşünü alkışlayan Rimbaud, Devrim Hükümetini mutlulukla karşıladı.
KÖLE TİCARETİ YAPAN ŞAİR
Şiirlerinde sert bir dille III. Napoleon’a, burjuva sınıfına, ve katolik kilisesine saldırılarda bulunan Rimbaud, “Les Effares (Şaşkınlar)”da fakir çocuklara, “Le Dormeur du Val (Vadide Uyuyan Adam)”da ise savaşta ölenlere duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Bu süre boyunca tüm amacı Paris’e gidip oradaki sanat çevrelerinin içine girmek ve şiirlerini yayınlatmaktı.
Sonunda Eylül 1871’de bu amacını gerçekleşti; şiirlere hayran kalan ünlü şair Paul Verlaine, Rimbaud’u Paris’e davet etti. Paris’e geldiğinde yol boyunca yaşadığı macerayı sembolist bir şekilde anlatan “Le Bateau Ivre (Sarhoş Gemi)” adındaki uzun şiirini yazmaya başladığındaysa olanlar oldu. Henüz 16 yaşında bu gencecik adamın yazdığı 100 mısralık şiir, herkesi büyüleyerek 19. yüzyıl Fransız edebiyatının en büyük şiirlerinden biri ve eşsiz bir eser olarak tarihe geçti.
Öte yandan davranışlarının kabalığıyla herkesi hayrette bırakan, Verlaine ile yaşadığı aşk ilişkisi Paris’te birçok dedikodulara yol açan Rimbuod, 1872’de Verlaine ile birlikte Paris’i terk etme kararı aldı. Birlikte Belçika ve Almanya’da gezgin bir hayat yaşadılar. Bu süre boyunca Rimbaud, daha sonra “Tanrısal Esinler (Illumminations)” kitabında yayınlanacak şiirlerini yazdı. Sembolistlerin on iki yıl sonra tekrar keşfedecekleri serbest şiiri (özgür koşuk) 1872 sonunda yarattı. Bu şiirler “Vers Nouveaux et Chansons (Yeni Mısralar ve Şarkılar)” adı altında Illuminations’da yayınlandı. 1873’te Brüksel’de Verlaine’in aralarında çıkan bir kavga sırasında Rimbaud’yu tabancayla ateş ederek bileğinden yaralaması ve iki yıl hapse mahkum olması sonucunda iki şairin ilişkisi noktalandı.
Brüksel’de yaşanan bu dramdan sonra, 1873’te, Rimbaud bütün deliliklerini, taşkınlıklarını anlatan psikolojik bir otobiyografi niteliğindeki “Une Saison En Enfer (Cehennemde Bir Mevsim)” adlı şiir kitabını tamamladı. Ve iki yıl sonra, sadece 20 yaşındayken radikal bir şekilde edebiyata “elveda” diyerek şiir yazmaya son verdi. Bundan sonra yolculuklar ve egzotik maceralarla dolu hareketli yeni bir yaşama yelken açtı. Önce bir süre Avusturya, İtalya ve Almanya’da kaldı. 1877’de Hollanda ordusuna katılarak Cava’ya kadar uzandı, ama çok geçmeden ordudan kaçtı. Daha sonra Kıbrıs’a gidip bir inşaat firmasında çalışan Rimbaud, 1880’den itibaren Afrika’ya yerleşti. Aden, Somali ve Harrar’da ticaretle uğraşmaya başladı, önce kahve ve deri ticaretine başladı, ardından Şeva kralı ve Etyopya İmparatoru Menelik’e silah satarak hızlı yoldan zengin olma işine girişti. Bir rivayete göre kısa bir sürelliğine köle ticareti bile yaptı.
Bütün bunların yanında bir yandan da coğrafya dergisi ve Le Bosphore Egyptien dergilerinde Afrika gezileri yayınlandı. On yıl sonunda işleri çok iyi bir duruma gelen Rimbaud, dizinde çıkan bir tümörden dolayı tedavi olmak üzere Fransa’ya döndü. Ancak Marseille’de bir bacağı kesilen Rimbaud, hastalığı tüm vücuda yayılınca birkaç ay sonra 10 Kasım 1891’de Coception Hastanesinde öldü.

Yaşamı ve eserleri birbirinin yansıması

Daha önce Balzac ve Victor Hugo’nun biyografilerini de kaleme almış olan deneyimli biyografici Graham Robb, şair ve maceracı olarak iki ayrı hayat sürmüş olan Rimbaud’yu “hayatı ve eserleri” ayrımına düşmeden bir bütün olarak ele alabilmiş. Zira Robb’a göre Rimbaud’nun tüm yazdıkları, çocukluğunda yaşadığı, babasının kendilerini terk etmesi, annesinin baskısı gibi kişiliğini belirleyen büyük kırılmalardan, eşcinselliğine, kendi “kirliliğini” saklamak için benimsediği kabalığı ve zorbalığına ve şiir yazmayı bıraktıktan sonra kendine seçtiği hayata kadar tüm yaşadığı hayatı daha iyi anlayabilmemizin ipuçlarını taşıyan birer kimlik kartı olma özelliğini taşıyor. Nitekim şiir yazmayı bu denli erken bırakması da Robb’a göre keskin bir çizgi değil. ‘’Onun şiir yazmayı bırakması aslında uzun bir sürecin sonucunda gerçekleşmişti” diyor Robb. ‘’Roma bir günde kurulmadı... Rimbaud da yazmaya başladığı andan itibarın sürekli farklı yazım şekillerinden vazgeçiyordu.” Robb, Rimbaud’nun tüm gizemi ve çarpıcılığını ise şu tek cümleşyle özetliyor: “O, bugün tüm şöhretinin hâlâ üzerine kurulu olduğu mitleri reddeden ilk şairdi.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163