VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Ekim 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Sezgileriyle yaşamış bir dâhinin hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Sezgileriyle yaşamış bir dâhinin hikâyesi

Steve Jobs, yedi yıl önce A. Einstein ve B. Franklin biyogragilerinin yazarı, arkadaşı Walter Isaacson’ı arayıp “Biraz yürüyelim mi?” der. Bu çarpıcı bir tekliftir çünkü Jobs, önemli işlerini uzun yürüyüşlerinde konuşmaktadır. İşte bu yürüyüşünde arkadaşına biyografisini yazmasını teklif eder. Onun yanıtı ise “emekli olmadan olmaz” der. Ancak daha sonra 2009’da iki arkadaş kitap için buluşurlar. Böylece 24 Ekim’de tüm dünyayla birlikte Türkiye’de de yayımlanacak olan “Steve Jobs” kitabının yazımı başlar. iPhone 4S’e uygulanan güvenlik önlemlerinin benzerinin uygulandığı bu kitapla ilgili olarak şu anda kimse bilgi edinemiyor. Yayıncısı ve çevirmeninin kitap hakkında konuşması yasak... Kitapla ilgili tek bilgi Times dergisinin yeni sayısında çıkan ve kitabın yazarı Walter Isaacson’ın kaleme aldığı makale... Apple""ın kurucusu Steve Jobs""un beklenen biyografisi 24 Ekim""e çıkıyor. Sır gibi saklanan biyografinin hikayesini Jobs""un arkadaşaı, kitabın yazarı Walter Isaacson kaleme aldı.

Walter Isaacson

Steve Jobs, yedi yıl önce A. Einstein ve B. Franklin biyogragilerinin yazarı, arkadaşı Walter Isaacson’ı arayıp “Biraz yürüyelim mi?” der. Bu çarpıcı bir tekliftir çünkü Jobs, önemli işlerini uzun yürüyüşlerinde konuşmaktadır. İşte bu yürüyüşünde arkadaşına biyografisini yazmasını teklif eder. Onun yanıtı ise “emekli olmadan olmaz” der. Ancak daha sonra 2009’da iki arkadaş kitap için buluşurlar.

Böylece 24 Ekim’de tüm dünyayla birlikte Türkiye’de de yayımlanacak olan “Steve Jobs” kitabının yazımı başlar. iPhone 4S’e uygulanan güvenlik önlemlerinin benzerinin uygulandığı bu kitapla ilgili olarak şu anda kimse bilgi edinemiyor. Yayıncısı ve çevirmeninin kitap hakkında konuşması yasak... Kitapla ilgili tek bilgi Times dergisinin yeni sayısında çıkan ve kitabın yazarı Walter Isaacson’ın kaleme aldığı makale:


Steve Jobs, efsanesi dijital devrimin yaratılış öyküsüdür aslında: Evinin garajında başlayan ve Dünya’nın en değerli şirketi hâline gelen bir markanın destanı. Jobs geleceği şekillendirecek fikri, sanatı ve teknolojiyi harmanlamakta gerçek bir ustaydı. Grafiksel arayüzlerin gücünü, Xerox’un yapamadığı bir şekilde anladıktan sonra Mac’i yarattı. Tüm gücü ve köklü geleneğine rağmen Sony’nin başaramadığı binlerce şarkıyı cebinde taşıma fikrini iPod’la gerçeğe dönüştürdü. Bazı liderler büyük resmi görmekteki başarılarıyla iz bırakırlar, bazıları ise ayrıntıları doğru yöneterek... Jobs büyük bir sabırla her ikisini de başardı.

TARİH ONU EDISON VE FORD İLE BİRLİKTE ANACAK
Sonuçta altı alanda devrim niteliğinde yeniliklere imza attı: Kişisel bilgisayar, animasyon film, müzik, telefon, tablet bilgisayar ve dijital yayıncılık. Hatta yedinci bir kalem de eklenebilir: Perakende satış mağazaları. Jobs bu mağazaları hayalle gerçeği birleştirerek baştan dizayn etti. Bütün bu süreç boyunca yalnızca dönüştürücü etkisi olan ürünler üretmekle kalmadı, aynı zamanda ikinci denemesinde yaratıcı tasarımcılar ve dâhi mühendislerle dolu bir şirket de kurdu.

İşte Jobs çağımızın en büyük yöneticisi haline böyle geldi ve içinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli figürleri arasında yerini aldı. Tarih onu Edison ve Ford ile beraber anacak.

Çağdaşlarından farklı olarak, tümüyle yenilikçi bir anlayışla, hayal ile gerçeği birleştirdi. Onunla çalışmayı ilham verici yaptığı kadar zorlaştırıcı hâle de getiren büyük bir hırsla dünyanın en değerli şirketlerinden birini kurdu. Dahası tasarım, kusursuzluk ve hayal gücü sınırlarını zorlayarak bundan yıllar sonra bile tek örnek gösterilecek olan sanat ve teknolojinin gücünü arkasına almış bir yapıyı meydana getirdi.

2004 yılının baharında bir gün beni aradı. Time ve CNN’de çalıştığım dönemlerde daha sık görüşsek de artık farklı işler yapıyordum ve görüşme sıklığımız azalmıştı. Yakın zamanda katıldığım Aspen Enstitüsü’nden söz ettik ve Colorado’da düzenleyeceğimiz yaz kampında bir konuşma yapması için onu davet ettim. Gelmekten mutluluk duyacağını ama sahnede olmak istemediğini söyledi. Tek istediği benimle bir yürüyüşe çıkmak ve konuşmaktı.

Bu istek bana biraz tuhaf görünmüştü. O zamanlar ciddi konuşmalarını uzun yürüyüşlerde yapmayı sevdiğini bilmiyordum. Sonunda benden onun biyografisini yazmamı istediğini öğrendim. Yakın zamanda Benjamin Franklin’in biyografisini yayınlamıştım ve Albert Einstein’in hayatı üzerinde çalışıyordum, teklifini duyduğumda biraz da şakayla karışık kendisini bu ikilinin bir devamı olarak görüp görmediğini merak ettiğimi söyledim. Hâlâ kariyerinin zirvesine ulaşmadığını düşünüyordum, inişler ve çıkışlar yaşıyordu. Sonunda yanıtım, “Henüz değil.” oldu. “Sen emekli olana kadar bekleyeceğim.”
Sonradan kanser tedavisinin başlangıçında ilk ameliyatından önce beni aramaya karar verdiğini anladım. Verdiği savaşta onu izlerken duygusal göz alıcı bir romantizmle gerilimi nasıl birleştirebildiğini gördüm. Büyük bir savaşçı olduğunu o gün anladım, dahası karakteri ile yarattığı ürünler arasında müthiş benzerlikler vardı. Tutku, kusursuzluk, şeytani arzular, sanat, gözüpeklik ve kontrol takıntısı iş anlayışına olduğu gibi sirayet etmişti. Böylece bir yaratıcılık fenomeni olarak onun hikâyesini yazmaya karar verdim.

Jobs’un kişiliği ile yarattığı ürünleri birbirine bağlayan yaklaşımın ilk ayağı yoğun ve tutkulu hâli... Lisede bile bu özelliği öne çıkıyordu. Jobs hayatı boyunca çeşitli yemek rejimleri ve alışkanlıklar geliştirdi, çoğu zaman yalnızca meyve ve sebze yiyordu, bu da onu formda tutuyordu. Kendiyle, bedeniyle deneyler yapıyordu, söz gelimi insanlara gözlerini kırpmadan bakmayı öğrenmiş, uzun ve kesintisiz konuşmalar arasına ani etkili sessizlikler yaymayı alışkanlık hâline getirmişti.

YA KAHRAMAN YA BAŞ BELASI!
Bu yoğunluk hâli dünyayı farklı bir şekilde anlamasını da beraberinde getirdi. Meslektaşları ya birer kahraman ya da işe yaramaz baş belalarıydı, mutlaka birinden biriydin, aynı gün içerisinde ikisi de olabiliyordun. Aynı durum ürünler, fikirler ve hatta yemekler için de geçerliydi: Ya “dünyanın görüp görebileceği en iyi şey” olurdu fikir ya da toptan çöpe atılması gereken gerçek bir saçmalık. Sıradan biri için tadı tamamen aynı olan iki avakadoyu yerken birini “yeryüzünde yetiştirilmiş en iyi avakado” olarak isimlendirebilir, diğerine ise “yenilmez” damgasını vurup çöpe atabilirdi.

Jobs kendisini bir sanatçı olarak görürdü, tasarıma karşı tutkuyla dolu bir sanatçı. 1980’li yıllarda orjinal Macintosh üzerinde çalışırken, tasarımın “daha dost görünümlü” olması gerektiği konusunda ısrar ediyordu, o dönemde bu kavram mühendisler için son derece yabancıydı. Jobs çözümü Mac’in logosunu insan suretini çağrıştırır bir biçime sokmakta buldu, böylece insan yüzü Mac’de kullanılır oldu.
Sezgisel olarak iyi bir tasarımın nasıl olması gerektiğini hissedebiliyordu. Jobs ve Jony Ive 1998 yılında ilk iMac’i yaptıklarında, Ive cihazın üstünde bir kulp olması gerektiğini savundu. Kullanışlı olmasından çok eğlenceli ve güzel çağrışımları olan bir eklemeydi bu. Şüphesiz kullanıcılar kulpundan tutup bilgisayarlarını taşımayacaklardı, ama böyle bir ekleme bilgisayara dokunabileceğinizi ve onun sizin hizmetinizde olduğunu gösterecekti. Mühendisler böyle bir eklemenin ek maliyete yol açacağını savunarak karşı çıktılar, ancak Jobs fikri onayladı.

Kusursuzluğa âşık olması Apple’in ürettiği her ürünün son kontrolü konusunda da fazlasıyla hissedildi. Birçok hacker ve uzman kullanıcı bilgisayarlarını kendilerine özel hâle getirmekten ve modifiye etmekten hoşlanıyordu. Jobs’a göre bu problemli bir durumdu. Ortağı Steve Wozniak, Jobs’a karşı çıktı. Apple II’ye sekiz giriş eklemek istiyordu, böylece kullanıcılar daha küçük devre kartları ve periferallar ekleyebileceklerdi. Jobs isteksiz de olsa kabullendi ancak birkaç yıl sonra Macintosh’u yarattığında kendi sistemini uyguladı. Ekstra giriş yoktu ve kullanıcıların makineyi açıp modifiye etmesini engellemek için özel vidalar kullandı.

KONTROL TUTKUSU KISA VADEDE MICROSOFT’A YARADI
Jobs’un kontrol tutkusu yaptığı her şeyde kendini gösterdi. Apple yazılımının başka bir şirketin yaptığı donanımın parçası olması fikrine dayanamıyordu, aynı şekilde kusursuz Apple cihazlarında da başka yazılımlar olmamalıydı. Böylece basitlikten doğan bir fikirle yazılım ve donanımı bir bütün hâline getirdi. Johannes Kepler’in de söylediği gibi “doğa basitlik ve tekliği sever.” Steve Jobs da böyleydi.

Bu durum Jobs’u Macintosh sistemini başka bir şirketin donanımında kullanamama ısrarı noktasına getirdi. Microsoft tersi bir tutum izledi, Windows yazılım sisteminin fark gözetmeksizin her donanımda kullanılması için girişimlerde bulundu. Bu yaklaşım kusursuz çalışan sistemler yaratmadı belki ama Microsoft’u dünyanın en büyük işletim sistemi hâline dönüştürdü. Apple’ın pazardaki payı %5’e gerilerken, Microsoft yaklaşımı sayesinde kişisel bilgisayar kullanımı alanında lider oldu.

Yine de uzun vadede Jobs’un modelinin de avantajlı yanları olduğu görüldü. 2000’li yılların başında bilgisayarın taşınabilir cihazlara bağlanması ve alışverişi önem ve değer kazandı. Jobs’un modeliyle iPod için Apple iTunes yazılımı kullanılmalıydı ve iTunes Store’dan içerik sağlanabiliyordu. Devamında iPhone ve iPad’de olduğu gibi kullanıcı bu kendine özel durumdan ve kusursuzluktan memnun kaldı ve kendini özel hissetti.
Jobs’a göre yaklaşımı doğru olduğu için bu kadar iyiydi. “Kontrol delisi olduğumuz için böyle yöntemler izlemiyoruz” diyordu, “Böyle yapıyoruz çünkü kusursuz ürünler yaratmak istiyoruz, çünkü kullanıcımıza önem veriyoruz ve çünkü yaptığımız şeyin ve sunduğumuz deneyimin tüm sorumluluğunu baştan sona alıyoruz.” Jobs aynı zamanda bir hizmet de yaptığını düşünüyordu. “Kullanıcılarımız en iyi yaptıkları ve bizden de en iyi yaptığımız şeyi istiyorlar. Hayatları yeterince dolu ve kalabalık, bilgisayar ve cihazlarını nasıl birbirine uyumlu hale getireceklerini düşünecek vakitleri ve lüksleri yok.”

Çalışmayan cihazlar, kötü yazılımlar, hata mesajları ve çalışmayan arayüzleri ile dolu bir dünyada Jobs’un en büyük kaygısı kusursuz bir kullanıcı deneyiminin yolunu açmaktı. Bir Apple ürünü kullanmak Zen bahçelerinde yürümek kadar arındırıcı olmalıydı, hiçbir şey düşünmeden ve huzur dolu... Bazı zamanlar bir kontrol delisinin elinde olmak iyidir.

Birkaç hafta önce, Jobs’u Palo Alto’daki evinde ziyaret ettim. Alt kattaki yatak odasına taşınmıştı, yukarıya inip çıkamayacak kadar yorgun ve güçsüzdü, acı içindeydi ancak zekası hâlâ keskin ve şakaları komikti. Çocukluğundan söz ettik, babasının resimlerini gösterdi ve biyografide kullanılmak üzere bazı fotoğraflar verdi. Bir yazar olarak ayrılıklara alışığımdır ancak bu sefer vedalaşırken tuhaf bir hüzün duydum. Duygularımı saklamak için, hala aklımı kurcalayan bir son soru sordum. Neden bu kadar kendine özel ve kapalı bir hayat sürerken bir anda bir kitap için böylesine kendisini açmıştı bana? “Çocuklarımın beni tanımasını istiyorum” diye yanıt verdi, “Onlar için çoğu zaman yanlarında değildim, bunun sebebini anlamalarını ve onların yanında değilken neler yaptığımı bilmelerini istiyorum.”

* (Walter Isaacson, 6 Ekim 2011/
Times Dergisi’nden alınmıştır)

***

Kitabın hikâyesi


Her ne kadar kitap fikri ilk kez 2004 yılında ortaya atılsa da Steve Jobs ve Isaacson 2009’ta çalışmaya başlıyolar. İkili, iki yıl boyunca pek çok görüşme yapıyor. Isaacson ayrıca 100’ü aşkın aile mensubu, arkadaş, iş arkadaşı ve rakiple de görüşüyor. “Gurur duymayacağım bir sürü şey yaptım ama öğrenilmesine izin veremeyeceğim sırlarım yok” diyor Jobs ve Isaacson’a yazdıklarına müdahele etmeyeceği sözünü veriyor. Sözünü de tutmuş. Çünkü karşımızdaki sadece iPhone ve iPod’u yaratan şeker gibi bir adam değil. Söz konusu aynızamanda kimi zaman küstahlığa varan bir bilgiçliği olan insanlarla ilişkisi bıçak sırtında bir dâhi.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163