VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Shakespeare olmak ya da olmamak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Shakespeare olmak ya da olmamak

1500’lü yıllardan günümüze edebiyatın, sinemanın ve tiyatronun Shakespeare’den vazgeçememesinin nasıl bir açıklaması olabilir? Tarihçi Stephen Greenblatt “Muhteşem Will- Shakespeare Nasıl Shakespeare Oldu?” kitabında bu sorunun yanıtını arıyor.

LEVENT TÜLEK



Biz tiyatrocuların William Shakespeare tutkunluğu dışarıdan bakıldığında aşırı coşkulu ya da abartılı gelebilir. Hatta zaman zaman tiyatro sanatı o kadar çok malum yazarın etrafında döner ki bilmeyenler bunun hastalıklı bir tutku olduğunu bile sanabilirler. Yine dışarıdan bu saplantılı veya tutucu bir bağımlılık gibi görülebilir ancak gerçek biraz daha farklıdır. Tarih içinde isim yapmış, deha mertebesine erişmiş büyük sanatçılar yalnızca ürettikleri sanat için tarihe yazılmamışlardır. Aynı zamanda tarihin, insanlığın, toplumun ve dünyanın devinimine ve değişimine katkıları olduğu için de adları deyim yerindeyse adeta altın harflerle kazınmıştır. Leonardo yalnızca resim mi yapmıştır? Ya da Mozart yalnızca beste mi bırakmıştır dünyaya? Ya Dostoyevski? Ya da Sergey Ayzenştayn? Edebiyat, resim, müzik ya da sinema, bu sanatçıların tümü yaşadıkları dönemin sosyal, kültürel, politik ve felsefi anlayışlarını da deşip, sorgulatıp, kökünden sarsıp bambaşka fırtınalar yaratmışlardır. İşte Shakespeare de yaşadığı dönem için bunları başarmış bir dehaydı. O dönemden başlattığı fırtına yüzyıllardır eserek ta günümüze kadar geldi. Dramadaki şiirsellik, gerçekçilik, anlatım zenginliği, karakter derinliği, hikaye ustalığı yalnızca tiyatrocuları değil, edebiyatı, sinemayı ve hatta günümüz televizyon sektörü dizilerine kadar temeli drama olan tüm disiplinleri etkilemiştir.

SHAKESPEARE’İN SİHRİ

Peki neydi Shakespeare’nin sihri? 1500’lü yılların ortalarından günümüze beş yüz yıla yakındır süren bu Shakespeare deliliği nedir? Sadece ana vatanı İngiltere’de değil dünyanın her yerinde okullardan profesyonel gruplara kadar hala dönüp dolaşılıp sahneye konmak, her izlenişte yepyeni tatlar almak, şaşırmak, hayran olmak nasıl bir durumdur? Evet antik tragedyalar da binlerce yıldır oynanıyor, izleniyor ancak modern dünyanın, edebiyatın, sinemanın ve tiyatronun Shakespeare’den vaz geçememesinin nasıl bir açıklaması olabilir?

İşte tarihçi, edebiyat kuramcısı, akademisyen ve eleştirmen Stephen Greenblatt bu soruların peşinden gitmiş ve Wiiliam Shakespeare’nin özyaşamöyküsünden yola çıkarak bu sorulara yanıtlar aramış. Everest’den çıkan “Muhteşem Will”, alt başlığı ile “Shakespeare Nasıl Shakespeare Oldu?” Greenblatt’ın son derece titiz, ayrıntılı ve adeta bilimsel çalışmasıyla bu soruların bir çoğuna yanıt niteliğinde tespitler koymak için yazılmış. Yazarın doğduğu ve gençliğine kadar yaşadığı Stratford’daki gündelik yaşamının, anne ve babasının, ilkokulunun, çevresinin yazdıklarına nasıl etkisi olduğunu, yaşadığı dönemin sosyal, dinsel ve siyasi yaşamının eğitimine, gelişimine ve yaratıcılığına olumlu ya da olumsuz nasıl katkıları olduğu irdelenmiş.

Ne yazık ki William Shakespeare’in çocukluğunu ve gençliğini yaşadığı dönemle ilgili somut belgeler, yazılar, mektuplar, kayıtlar yok denecek kadar az. Ancak Greenblatt yaşadığı dönemi doğduğu Stratford’u, yazarın akrabalarını, okul arkadaşlarını ve dönemde olabilecek olası tüm belgeleri araştırarak adeta iğneyle kuyu kazmış. Hatta öyle garip yöntemler kullanmış ki, örneğin yazarın babasının belediye meclisinden arkadaşı olabilecek kişilerden bazılarının izini sürüp sonraki kuşaklardan kalmış belgelere ulaşıp, oradan olasılıklar ve neredeyse matematiksel hesaplar yaparak Shakespeare’nin yaşamının ipuçlarına ulaşmış. Shakespeare’nin eserlerini bilmeyenler için bazen sıkıntı yaratabilecek tarihsel rastlantılar ve kişiler ise kitabın neredeyse polisiye tatlarından sadece biri. Çocukluğunda izlediği bir panayır, ya da taşra gösterisindeki izlediği karakterlerden yola çıkarak ama kopyalamayı değil de onu eğip büküp başka bir forma sokarak göndermeler yapmasının bulunması ise başlı başına bir keşif. Greenblatt hiç kuşku yok ki aynı zamanda çok tartışılacak bir kitap yazmış. Ama bunun şaşırılacak bir yanı yok. Çünkü Shakespeare’nin yaşamı ve eserleri arasındaki bağ hep tartışmalara, şüphelere, neredeyse dedikodulara neden olmuştur. Bu deha olmanın bir cilvesidir belki de.

AKICI VE ŞİİRSEL

Bugün daha çok Batı kaynaklı izlediğimiz oyunların bir çoğunun kurgusu, dramatik çatışması, filmlerin senaryo çatısı, hatta kurgu edebiyatın temel izleklerinde Shakespeare etkisi görülmesi normaldir. İlkokullarda başlayan drama eğitiminin temelini Shakespeare ve onun eserleri oluşturur. Bizde de dahil olmak üzere tüm dünyada oyunculuk okulları veya konservatuarlar pratikte daima William Shakespeare’den yararlanırlar. Diksiyon, fonetik gibi çok önemli temel oyunculuk argümanlarının çalışma temellerini yine Shakespeare’nin oyunları ve soneleri oluşturur. Çünkü onun dili hem akıcı, hem şiirsel hem de güçlü duygularla bezelidir. Üstelik beş yüz yıl sonra hala bu kadar diri, bu kadar çağdaş, bu kadar günümüz insanının tüm dertleri ile örtüşmesi ise mucizenin bir diğer yanıdır. Bizdeki şahane Sabahattin Eyüboğlu çevirileri ile mest olduğumuz bu dilin ve üstündeki yapının tüm şifreleri ise Stephen Greenblatt’ın kitabında anlatılmaya çalışılmış.

“Muhteşem Will” yalnızca tiyatrocuları ya da tiyatroseverleri ilgilendiren bir kitap olarak görünmemeli. Muhteşem Will’de aynı zamanda 16. Yüzyıl İngilteresi, Avrupası, onun sosyal yaşamı, politikası ve dinsel yaşamıyla ilgili ciddi bir araştırma var. Akademik tavrın ve titizliğin her satırında hissedildiği metnin ilginç bir akıcılığı da mevcut. Yukarıda da değindiğim gibi istenirse tarihi-polisiye bir kurgu gibi de okunabiliyor zaman zaman. Bazen de Shakespeare’in oyunları yazarın yaşadıkları ile ilişkilendirilmeye çalışılıp bambaşka bir boyutta anlamanız isteniyor. Oyunların bir çoğunu bilmeme rağmen, Shakespeare’nin karakterlere koyduğu isimlerin etimolojisini çıkararak yepyeni bilgilerle kuşandırdı beni Greenblatt’ın çalışması. Bunun için bile meslektaşlarımın dikkatlerinden kaçmaması gereken bir çalışma Muhteşem Will.

Ancak okuyucuyu yanıltmak istemem, Muhteşem Will öyle kolaylıkla okunup şıp diye hazmedilebilecek bir kitap değil. Ancak başta tiyatrocular, sinemacılar ve televizyon dramacılarının baş uçlarında durması gereken bir çalışma diyebilirim. Sonra da tarihi ve edebi bir dehanın biyografisine merak duyan tüm kitapseverlere tavsiye ederim. Cem Alpan’ın titiz çevirisi ve kaynakçaların özenle seçilip metne entegrasyonu kitabı daha da anlaşılır kılmış. Başta yazarı Stephen Greenblatt olmak üzere sonra da rafa gelene kadar emeği geçen herkesin emeğine sağlık diyelim…

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam